|
Necip Fazıl - Tenkitler, Polemikler, Kavgalar, Murat Ertaş
|
| |
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
|
| |
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
|
| |
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
|
| |
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
|
| |
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
|
| |
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
|
| |
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
|
| |
Hiç, Carmen Laforet
|
| |
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
|
| |
|
|
 |
Balık ve tango
“Olay”ın değil “oluş”un hikâyesini yazıyor Sibel Eraslan. Dokunduğu, temas
ettiği meselerden çok dokusuyla, kumaşıyla kendini okutan, anlaşılmaktan ziyade
hissettiren hikayeler kaleme alıyor Eraslan. Naif ressamların çalışmalarını
hatırlatan bir duyarlılıkla anlatıyor hikâyelerini. Birer “mahrem maceraya”
dönüşen “Balık ve Tango”daki hikâyeler devam edegelen hayatın nabzını yakalıyor
ve bırakmıyor. Sibel Eraslan’ın anlattığı macera iç dünyaya doğru uzanıyor.
Mustafa Kutlu’nun “mükemmel bir ilk kitap” olarak tanımladığı “Balık ve Tango”yu
Dergâh Yayınları okurlarıyla buluşturuyor. Dile büyük bir hassasiyetle eğilen
Eraslan, dilin bir başka anlamı olan “gönül”ü de hikâyeden yapılma aynaya
başarıyla yansıtıyor.
“Yaralı olmayanları, hayata dair imtihanları tamamlamamış insanlar olarak
görüyorum. Hayatı tanımak için kaybetmek gerekiyor. İşte, dostlukta, aşkta.
Kaybettiklerimizle büyüyoruz. Her kaybediş içimizde yeni odalar açıyor. Yeni
empatik yetenekler kazandırıyor. Ingeborg Bachmann’ın dediği gibi hayat
incinmedir.” sözleriyle hem hikaye yazmasının esbab-ı mucibesine işaret eden hem
de hikâye poetikasını ortaya koyan Sibel Eraslan anlattıklarından ziyade
hissettirdikleriyle bir dünya kuruyor okuruna. O okurunun bu hikayeleri
okumasıyla Aristoteles’in öngördüğü tarzda özdeşleşme yoluyla “katharsis”
sürecinden geçmesinden ziyade başka bir dünyaya adım atmasını, başka bir insanı
tanımasını daha doğrusu hisleriyle tanışmasını sağlayarak daha üst bir
duyarlılık mertebesine ulaşmasını sağlıyor.
Yeri gelmişken kitabın isminde yer alan ikinci kelime hakkında da biraz
malumatfuruşluk yapmakta fayda var. Tango, 1880’lerde Arjantin’in başkenti
Buenos Aires’in varoşlarında doğdu. 1915’te Avrupa sosyetesinde “moda” olan
tangonun Türkiye’ye gelişi ise 1940’lı yılları buldu. Bizde sevildiği dönemde
batılı gibi olmanın, batılı gibi hissetmenin, seçkin olmanın simgesi olan tango
doğduğu topraklarda avam olmanın ifadesinden başka bir şey değilken bizde batılı
duyarlılığın aktarma aracı olarak kullanıldı. Bu sebeple olsa gerek Arjantin
tangolarının sokağın dilini ve heyecanlarını en kaba şekilde yansıtan tango
sözleri bizde “papatya gibisin beyaz ve ince” naifliğinde ve züppeliğinde ithal
duyguları kulaklarımıza taşıdı. Sibel Eraslan ise kendisiyle yapılan bir
söyleşide kitaba isim kaynaklığı yapan “Balık ve Tango”nun ne menem bir simgeler
bütününe işaret ettiğini ve aralarına nasıl bir gerilimin yaşadığını şu sözlerle
anlatıyor: “Balık eski-muhafazakâr olanı, tango yenici olanı-değişimi. Balık,
sahip olduğunu, mazisini korumayı hedefleyen ürkek ve dibe kaçmış bir dilsizlik.
Tango ise aceleci bir yenicilik atağı. Aralarında gerilim yaşanıyor. Bu,
Türkiye’de yaşadığımız bir süreç. Aslında iki taraf aynı dertten mustarip:
Kaybettiklerini unutmak, yarına umutla bakmak istiyorlar. Balığın temsil ettiği
muhafazakârlar, ellerindeki son birkaç parçacığa sarılarak varoluşu
kaybetmedikleri üzerinden kurmak isterken tangonun simgelediği yeniciler, bütün
yenilgileri unutarak, yeni bir sayfa açarak varolabileceklerini düşünüyor.
Birbirleriyle hiç anlaşamaz gibi görünmelerine karşın, kaybetmeye dair derin bir
üzüntü var içlerinde.”
Hasılı kelam, “Balık ve Tango” bizi rüştünü ispatlamış bir hikaye yazarıyla
tanıştırıyor. Bu kitabın bildik ilk kitaplardan biri olmaması için yazarı
fazlasıyla titizlenmiş, emek vermek konusunda da hiç üşenmemiş. Dolayısıyla
“Balık ve Tango”yu, yazarı için sonraki edebi kitaplarının müjdecisi bir ilk
kitap olarak selamlamak istiyoruz.
Bu da az şey değil…
25 Ağustos 2007
| • Yazarın diğer
yazıları... |

Mevlana’yı hümanizme mahkûm etmek
Öyküde anlatılmayan
10.400 yazar bir ansiklopedide
Aşkın Hâlleri
'Enstanteneler'in Şairi: Kamil Eşfak Berki
Kibrit-i Ahmer nedir?
Hanzala'nın Sırtındaki Filistin
Balık ve tango
Kadim hikâye yeni öykü
Nusret Özcan en gencimizdi
Dergâh yazıları güldestesi
Cam Irmağı Taş Gemi
Haçlılara Kılıç ve Kalem Çekenler
Karganın güldüğü
Robinson Crusoe ve Siyonizm
İki şiir
Salome’den şarkılar
Vakte karşı sözler
Modernizmden modernleşmeye anadolu sermayesi
İki hatırat
Raylı romanlar
Bellekteki huriler
Rasim Özdenören'den kimi poetik notlar
Michel Butor'un Dünyevi Komedyası: "Değişim"
Reklâm bize sırıtan bir leştir
Şehrin kuleleri
Şiir ve folklor
Şiir ve hikmet
'Bir Beyaz Rüya'nın şiirleri
Dilemmanın dublörü
1970’lerden uzun mektuplar
Yalçın Küçük: Bay Yanlışlanmaz
Transparan kadın yazarlar
Vonnegut'un zehiri ve panzehiri
Şiir atlasında İstanbul
Türk erkeklerini ofsayta düşüren futbol
Aşkın demi kudüm
Bu ülkenin aydını
Pop corn versus patlamış mısır
"Keşke Yalnız Bunun İçin"
“Karanlık Sular”dan okunan Japon hikâyesi
Orhan Okay: Hepimizin hocası
Satıraralarıyla "Yeşilçam Günlüğü"
"Gel Zaman"
Sinemadaki derviş: Yücel Çakmaklı
"Optik Patikada Patak"
Roman tek ama tercüme muhtelif
Müteşair şiire düşman
İhraç fazlası "Huruç"
Reklam romanHuruç"
Reklam roman
|
 |

Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.
Alexa Rating
|