|
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
|
| |
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
|
| |
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
|
| |
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
|
| |
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
|
| |
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
|
| |
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
|
| |
Hiç, Carmen Laforet
|
| |
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
|
| |
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
|
| |
|
|
 |
Dergâh yazıları güldestesi
Ezel Erverdi, bir sohbette “Bizde mizan çıkarma yok. Sadece bilanço yapıyoruz.”
demişti. Muhasebede mizan şirketlerin dönem içinde belli bir andaki fotoğrafının
çekilmesi için kullanılır. Bilanço ise dönem sonunda yapılan bir işlemdir. Mizan
yapan şirket çekilen fotoğrafa göre dönem içindeki stratejisini saptar. Bilanço
ise kesin bir hesaptır. Dönem bitmiştir. Bizde mizan yapma alışkanlığı
olmamasının bir başka sonucu bilanço adı altında yapılan çalışmaların da sakat
doğmasına sebep olagelmiştir. Bilanço adı altında yapılan işler daha çok red ve
kopuşlara işaret etmek için, red ve kopuşlara bahane olmak, savruluşların sözüm
ona alt yapısını hazırlama çalışmalarıdır bizim için. Bir savruluşu geçerli
göstermeye çabalarken çıkarılan bilanço da özeleştiri niyetine günah çıkarma,
ifşada bulunma ve kara çalmadan bir adım öteye gidemez.
Ezel Erverdi, bu sözleriyle kültür hayatımızda mizan çıkarma alışkanlığı
olmadığını, bilanço çıkarıldığını söylerken, aktörler ve kurumlarıyla kimsenin o
anda yaptığı şeyin ne olduğuna dönüp bakmadığını, incelikle tartmadığını; ancak
iş işten geçtikten sonra hesabı kapatmak, dönemi sonlandırmak için bir bilançoya
yönelindiğini açıklamakta. Şüphesiz bahsettiği eksikliği sadece kültür
hayatımızda değil şehircilikten ulaşıma, sanayileşmeden tarıma her alanda görmek
mümkün. Ancak şimdi konumuz elbette bu değil. Uzunca bir girizgâhı toparlayıp
sadede gelmek için geç kalmamakta fayda var.
Bu satırları okuduğunuz sırada Dergâh’ın 206. sayısı da okurlarıyla buluşmuş
olacak. Bir edebiyat dergisi olarak böylesi sürekli ve istikrarlı bir çizgiyi
yakalamak kolay bir iş değil. Dergâh Dergisi’nin ilk 200 sayısından derilen
“Dergâh Yazıları Güldestesi”, “Dergâh Şiirleri Güldesi” ile “Dergâh Hikâyeleri
Güldestesi”ni de Dergâh’ın mizanı olarak görmek mümkün. Dergâh’ın mizanını
kitapların, yıllardır bu dergide şiir ve yazılarıyla, emeği ile yer alan ilk
kitabı “Üç Köpük”ün ilk baskısı da Dergâh Yayınları’ndan çıkan İbrahim Tenekeci
tarafından hazırlanması güldestelere ayrı bir anlam ve güzellik katıyor.
Bu yazıya konu olan “Dergâh Yazıları Güldestesi” dört bölümden oluşuyor. İlk
bölümde şiir hakkında kaleme alınan yazılar yer alırken, ikinci bölümde hikâye,
üçüncü bölümde ise romanı eksen alan yazılardan yapılmış seçimler yer alıyor.
Son bölümde ise hem edebi denemeler hem de akademik kaygılı yazılar yer alıyor.
Bir anlamda ilk üç bölümde de değerlendirilemeyecek ama müstakil bir bölüm de
açılamayacak konular toplamı dördüncü bölüm. Derkenar yazıları da var kitapta,
tafsilatlı makaleler de. Bu da ister istemez üçüncü kitabın hacmini ilk iki
kitabın sayfa sayısının toplamında da daha fazla olmasına sebep olmuş. Burada da
“Dergâh Yazarları” değil “Dergâh Yazıları” başlığının hakkı verilmeye çalışılmış.
İsmet Özel, Süleyman Çobanoğlu, Mustafa Kutlu, Mustafa Özel, Nuray Mert gibi
erbabı kalem ve erbabı düşünce insanlarının yazılarına topluca bakarken Türk
düşünce hayatının reflekslerine farklı bir perspektiften yaklaşmak da mümkün
olabiliyor.
Yakında yayınlanacağı duyurulan “Orta Sayfa Sohbetleri” ile Dergâh’ın çıkardığı
mizan kütüphanemize kazandırılmış olacak. Bu mizan sadece Dergâh Dergisinin
değil edebiyatımızın son altı yıllık macerası hakkında da ip uçları sunan,
dikkate, eleştiriye ve tartışmaya değer kitaplar olarak karşımıza çıkacak. On
altı yıldır yazı işerini “müdürlük” taslamadan yürüten, bütün bu şiirleri,
hikâyeleri, yazıları, orta sayfa sohbetlerini yayınlayan Mustafa Kutlu’ya da bu
vesileyle bir kere daha teşekkür etmek lazım. Ezel Erverdi’nin “Dergâhçılar, ‘Bu
Böyledir’i kabul ederek, ‘Ya Tahammül Ya Sefer’ diyerek, ‘Suları Yokuşa Akıtma’
çabasında oldu.” tanımında kastettiği kişilerin birer masal kahramanı olmadığını
görmek için Mustafa Kutlu’ya ise bakmak yeterli olur.
16 Mayıs 2007
| • Yazarın diğer
yazıları... |

Mevlana’yı hümanizme mahkûm etmek
Öyküde anlatılmayan
10.400 yazar bir ansiklopedide
Aşkın Hâlleri
'Enstanteneler'in Şairi: Kamil Eşfak Berki
Kibrit-i Ahmer nedir?
Hanzala'nın Sırtındaki Filistin
Balık ve tango
Kadim hikâye yeni öykü
Nusret Özcan en gencimizdi
Dergâh yazıları güldestesi
Cam Irmağı Taş Gemi
Haçlılara Kılıç ve Kalem Çekenler
Karganın güldüğü
Robinson Crusoe ve Siyonizm
İki şiir
Salome’den şarkılar
Vakte karşı sözler
Modernizmden modernleşmeye anadolu sermayesi
İki hatırat
Raylı romanlar
Bellekteki huriler
Rasim Özdenören'den kimi poetik notlar
Michel Butor'un Dünyevi Komedyası: "Değişim"
Reklâm bize sırıtan bir leştir
Şehrin kuleleri
Şiir ve folklor
Şiir ve hikmet
'Bir Beyaz Rüya'nın şiirleri
Dilemmanın dublörü
1970’lerden uzun mektuplar
Yalçın Küçük: Bay Yanlışlanmaz
Transparan kadın yazarlar
Vonnegut'un zehiri ve panzehiri
Şiir atlasında İstanbul
Türk erkeklerini ofsayta düşüren futbol
Aşkın demi kudüm
Bu ülkenin aydını
Pop corn versus patlamış mısır
"Keşke Yalnız Bunun İçin"
“Karanlık Sular”dan okunan Japon hikâyesi
Orhan Okay: Hepimizin hocası
Satıraralarıyla "Yeşilçam Günlüğü"
"Gel Zaman"
Sinemadaki derviş: Yücel Çakmaklı
"Optik Patikada Patak"
Roman tek ama tercüme muhtelif
Müteşair şiire düşman
İhraç fazlası "Huruç"
Reklam romanHuruç"
Reklam roman
|
 |

Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.
Alexa Rating
|