|
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
|
| |
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
|
| |
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
|
| |
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
|
| |
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
|
| |
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
|
| |
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
|
| |
Hiç, Carmen Laforet
|
| |
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
|
| |
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
|
| |
|
|
 |
Şiir ve hikmet
Her şiir kendimizin faniliğinin ve yaşadığımız mekanın topyekün eğretiliğinin
farkında oluşumuzdan neş’et eder. Bu damarı yitiren şair (veya hiç hissedemeyen
müteşair) şiirin dışında bir yere sürüklenir (veya şiire asla ulaşamaz.)
Şiir hakkında düşünen şairler bunu kendi üslupları ve hayat anlayışları
çerçevesinde dile getirmişlerdir.
Behçet Necatigil’e göre şairin hayatı üç burçta geçer. İlki gurbet, ikincisi
hasret, sonuncusu ise hikmet. Gurbet, şiire atılan ilk adımdır. Şiir gurbet
burcuyla yüreğe düşer. Şair, yaşadığı dünyanın eğretiliğinin farkındadır ve
bundan rahatsızlık duymaktadır. Rücu edeceği asl’ını aramaya koyulur. Böylece
hasret burcuna ulaşır. Hasret burcunda aradığı sahihliği dile getirmeye başlar
ve hikmet burcuna vasıl olursa kemale ulaşır demektir. Yunus Emre bu mecraı
“hamdım, piştim.” diye dile getirir.
Fuzuli’de şiir aşk ile başlar. Aşka düşmek gurbetten başka nedir ki? Yine de
ilimsiz bir şiir, duvarsı binaya benzer bana göre. Nitekim uzun ve cehtli bir
tahsil dönemi vardır. Türkçe, Arapça ve Farsça’ya bu dillerde birer divan
yazacak kadar vakıf olur. Şiirle yetinmez, tıpla ilgili kitap yazar. Aşkla yola
çıkan Fuzuli cehtli yolun ilerisinde aşkın dışındaki her şeyi dedikodu olarak
nitelemiştir. Aşk-ilim-aşk diye formüle edebileceğimiz mecraı pekala
gurbet-hasret-hikmet diye de okumak mümkündür.
Necip Fazıl, poetikasında bahsettiği “mutlak hakikatin peşinde bir hırsız”
edasıyla çabalayan şairi de gurbet hüznüyle ciğerlerinde hisseder. Hasret
burcunda muşamba dekoru yırtar.
Anladın işi, sanat Allah’ı aramakmış;
Mağrifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış...
der hikmet burcuna girerken.
Güney Amerikalı bir şair çocukluğunu anlattığı kitabında bir rüyasından
bahseder: Köyünün çeşmesinin suyu akmıyor. Ancak kimse bunun farkında değil.
Herkes sanki su akıyormuş da testilerini dolduruyormuş gibi yapıyor. Onlara bunu
fark ettirmeye çalışıyor ama kimse inanmıyormuş. “Sen küçüksün” diyorlar; “sen
anlamazsın”. Bu sahte çeşmenin yanına gerçek bir çeşme inşa ediyor. Yine herkes
o eski sahte çeşmeye gitmeye devam ediyor.
Nihayet çocuk bu insanların üstlerine kova kova su boca edince inanıyorlar.
Çünkü gerçek suyun ne menem bir şey olduğunu ancak ıslanarak öğrenebiliyorlar.
Kitapta anlatılan rüyanın görülen değil kitap için tasarlanan bir rüya olduğunu
düşünmüyor değilim. Ancak bu tasarlamışlık içinde bir doğruluk payı varmış gibi
geliyor bana. Platon’un meşhur “mağara istiaresinden” ilham alarak tasarlanmış
bu rüyaya gelin yakından bakalım.
Kuruyan (belki de hiç akmamış) olan çeşmeyi sanki akıyormuşcasına kullananlar,
içinde bulundukları gurbeti fark etmeyenleri çağrıştırıyor. Gurbeti hissetmeyen
birisinin hasret duyması ve hikmete ulaşması bile söz konusu değil.
Hakikate varmak ise “şair” çocuğun gösterdiği “ıslanma” ile mümkün olabiliyor.
Hasreti suyu arama ve çeşmeyi bulma, hikmeti ise diğerlerine suyu ulaştırma
olarak görebiliriz. Tabii ki her eğretileme gibi hakikate uymayan, onu çarpıtan
bir yönü var anlatılan bu rüyanın. Yine de bu çarpıklık hakikaten büsbütün ayrı
değil.
Hüsrev Hatemi ise kendisiyle yapılan bir söyleşide “Dereyiz, deryaya varınca
susacağız” demiş... Bunun gibi bir şey işte.
14 Aralık 2005
| • Yazarın diğer
yazıları... |

Mevlana’yı hümanizme mahkûm etmek
Öyküde anlatılmayan
10.400 yazar bir ansiklopedide
Aşkın Hâlleri
'Enstanteneler'in Şairi: Kamil Eşfak Berki
Kibrit-i Ahmer nedir?
Hanzala'nın Sırtındaki Filistin
Balık ve tango
Kadim hikâye yeni öykü
Nusret Özcan en gencimizdi
Dergâh yazıları güldestesi
Cam Irmağı Taş Gemi
Haçlılara Kılıç ve Kalem Çekenler
Karganın güldüğü
Robinson Crusoe ve Siyonizm
İki şiir
Salome’den şarkılar
Vakte karşı sözler
Modernizmden modernleşmeye anadolu sermayesi
İki hatırat
Raylı romanlar
Bellekteki huriler
Rasim Özdenören'den kimi poetik notlar
Michel Butor'un Dünyevi Komedyası: "Değişim"
Reklâm bize sırıtan bir leştir
Şehrin kuleleri
Şiir ve folklor
Şiir ve hikmet
'Bir Beyaz Rüya'nın şiirleri
Dilemmanın dublörü
1970’lerden uzun mektuplar
Yalçın Küçük: Bay Yanlışlanmaz
Transparan kadın yazarlar
Vonnegut'un zehiri ve panzehiri
Şiir atlasında İstanbul
Türk erkeklerini ofsayta düşüren futbol
Aşkın demi kudüm
Bu ülkenin aydını
Pop corn versus patlamış mısır
"Keşke Yalnız Bunun İçin"
“Karanlık Sular”dan okunan Japon hikâyesi
Orhan Okay: Hepimizin hocası
Satıraralarıyla "Yeşilçam Günlüğü"
"Gel Zaman"
Sinemadaki derviş: Yücel Çakmaklı
"Optik Patikada Patak"
Roman tek ama tercüme muhtelif
Müteşair şiire düşman
İhraç fazlası "Huruç"
Reklam romanHuruç"
Reklam roman
|
 |

Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.
Alexa Rating
|