| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Tenekeci'nin şiiri hep bir buluşun heyecanını uyandıran mısralarla ilerliyor. İlk kitabından beri okuduğum her şiiri, bende çok daha büyük ve henüz tamamlanmamış bir bütünün parçaları intibaını uyandırıyor.
Derin bir iç çekiş var İbrahim Tenekeci'nin şiirinde. Günlük hayata ilişkin imgelerle dile getirdiği bu iç çekiş binlerce yılın değişmeyenlerini sorguluyor ve hayatı sıradanlığı içinde lirik bir tonda şiirsellik tuzağına düşmeden şiirleştiriyor. "bir annenin elindeki Pazar çantası/bilmezdim nasıl büker bir babanın belini".
Kimi zaman da ah yükseliyor ki onun şiirinden "Bir ah çeksem karşıki dağlar yıkılır" diyen o eski ve anonim mısranın hakikatini iliklerinize dek hissedebiliyorsunuz. "bu kadar mezarın arasında ne büyür / ey ölüm, gel otur şuraya ve düşün".
İbrahim Tenekeci'nin şiirlerinde okurunda kolaycacık söylenivermiş duygusunu uyandıran bir akıcılık vardır. Ancak bu sadece görünüştedir. Derinmiş yanılsamasını uyandıran içi boş imajlar bataklığına rastlanmadığı için 'zor olan' tercih kolaymış düşüncesini uyandırır zira. Tenekeci'nin şiirinde okuduğumuz berraklığın içindeki derinliğe şahit oldukça çetrefilliğin yalancı cazibesinin ağırlığı yük olmaya başlıyor.
Şiirin insandan kopartılıp entelektüel bir fanteziye dönüştüğü ve sırf bu sebeple de akıl ve duygu malülü bir oyuna dönüştüğü yaşadığımız günlerde "Giderken Söylenmiştir"in hepimize söyleyeceği / hatırlatacağı çok şey var hiç şüphesiz.
Bunun bir sebebi de pek çok mısrasının okurunda uyandırdığı 'aşinalık' duygusu. İbrahim Tenekeci şiirinde kurduğu 'ben'de 'biz' diyebileceğim bir bütüne atıfta bulunarak, ortak duygusal haritamızı pafta pafta çıkarıyor. "iki kere yoruldum, ateşe atılırken bir / ismailin gözünü bağlarken bir de"
İbrahim Tenekeci'nin şiiri teselli vermiyor okura. Aksine teselli aramamaya çağırıyor. Zorlu bir sefere yani. Ancak bu, yeryüzünü olağanüstü acılarla dolu bir mekan olarak görmesinden kaynaklanmıyor. Çok daha sahih, çok daha sahici bir imgelem dünyası var İbrahim Tenekeci'nin. Hiç şüphesiz zaman ve kader karşısında bir isyanın sesi değil onun şiiri. Daha çok zamanın ve kaderin sahibine mütevekkil bir eda ile teslim oluş dile getiriliyor.
"bir taş nasıl zaman geçirir, öyleyim" diyor Tenekeci, ölüme "beni göresin diye yaşıyorum" diye hitap ettiği şiirinde. "Şiir ya bir duadır ya da beddua" diyen Paul Valery'e bakılırsa Tenekeci'nin bu şiiri için dua demek daha doğru sanırım.
Şaşırtıcılığı da bundan kaynaklanıyor zaten. Nitekim "Gel zaman" adlı şiirinde de günlük hayattan devşirilmiş ayrıntılarla inşa edilen ve ilk okuyuşta sanki "sürreel" imgelermiş gibi görünen imgelerden oluşuyor.
"Realite"den yola çıkan Tenekeci gerçek malzemelerle "sürreel" bir dünya kuruyor ve bu arada hakikatle bağını koparmamayı da başarıyor. Sahi ne diyor Mustafa Kutlu, İbrahim Tenekeci hakkında:
Ya şiirin o son mısralarında yer alan sesin kendi öznesine yabancılaşmasının ironik ve hüzünlü rengine ne demeli?
"bitti. bu can kimindi 28 Ekim 2005
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|