| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Şiirleriyle denemeleriyle tanığımız Gerçek Hayat Dergisi yazarlarından Murat Menteş bir romanla çıkageldi. İletişim Yayınları’ndan çıkan “Düblörün Dilemması”, herkesin bir başkası olmak istediği yada bir başkasının kendi yerinde olmasını istediği bir çağın Don Kişot’u olan Nuh Tufan’ın, yüksek zekasıyla düştüğü derin tuzağı anlatan bir roman. İbrahim Kurban’ın icadıyla Nuh Tufan’ın halüsinasyonlar içinde çırpınan zekasının birleşmesinden oluşan romanın absürdlük derecesi aynı zamanda da gerçekçilik değerini de yükseltiyor.
Don Kişot mu dedim? Belki de hata ettim. Nuh Tufan Dostoyevski’nin kaleme almadığı bir romanın kahramanı. Dostoyevski kaleme alamamış çünkü mürekkebi ve kağıdı tükenmiş.
Murat Menteş’in F ya da Q klavye ile kaleme aldığı “Dublörün Dilemması”nı bir açıdan uyandığında kendini “hamam Böceği” olarak bulan Gregor Samsa’nın can havliyle kaleme aldığı fakat postaya vermeyi unuttuğu bir intihar mektubu gibi okudum. Zaten “müntehir” sıfatı da Nuh Tufan’a pek uymuyor. Çünkü Ortaköy Camiinde Cuma Namazına gittiğine şahit olduğumuz Nuh Tufan’ın gönlünde kopan kasırgalarla, beyninde patlayan bombalar arasında bir yerde “beşeri olan her şey ile ırgalanan tırmalayıcı bir zekaya” şahit olmanın hazin lezzetini yaşıyoruz.
Bu yüzden “Düblörün Dilemması”nı post modern bir oyun olarak anlamak yerine Marx’ın “anlattığım senin hikayendir” ikazının yedeğinde okumayı tercih ettiğimi vurgulamak isterim.
“Taaşşuku Talat ve Fitnat”tan beri bir “kim”lik bunalımında olan ve Kemal Tahir, Oğuz Atay gibi enteresan ufuklara sahip olan romanımızın geldiği noktanın Ahmet Altan, Tuna Kiremitçi, Kürşad Başar üçgeninde yutulduğunu düşünerek karamsarlığa kapılanların da bu üçgeni kaale almayıp “kendi hikayesini” anlatmayı ve okumayı sürdürenlerin de “Düblörün Dilemması”nda Nuh Tufan’ın paranoid dillemmasından alacağı bir lezzet, aşacağı yeni bir ufuk ve açacağı yepisyeni kapılar olacak.
Murat Menteş’in şiirlerinin hangi yaylalarda çadır kurduklarını, denemelerinin hangi deniz diplerinde inşa edilmiş şehirler olduğunu bilenler onun romanıyla neye ses verdiğini de daha net bir şekilde duyacaktır. “Kuzgun’un Gölgesi”nin hangi “Kaosa Mütevazı Bir Katkıda” bulunduğunu ve bütün bunların hangi “Aynalı Barikatlar”da yansıdığını görünce “Dublör” kimmiş “Dilemma” ne menem bir şeymiş ayan beyan karşınıza çıkacak. Ya da “Dublörün Dilemması”ndan başlayan bir okuma macerası diğer okuru kitaplara da parmak izi bırakmaya sevk edecek.
Bu da bir “dilemma” mı sizce?
Böyle düşünüyorsanız.
Amenna derim ben de...
Elbette siz de haklısınız.
“Dublörün Dillemması” gerek dil ve anlatımıyla gerekse de macerasıyla okurunu farklı bir kulvara çeken varolan dünyaya farklı bir perspektiften bakmaya çağıran bir mitralyöz roman olarak karışımıza çıkıyor.
Murat Menteş’in bir sonraki romanı için şimdiden pusuya yatığımı ilan ederek satırlarıma son vermenin haklı gururunu yaşıyorum. Ama yine de cümlenin ve yazının sonunu getirmek için Nihat Genç’in kitabın arka kapağına geçen tespit ve temennisini apartıp, kopartıp yazıya aktarmak isterim.
Ne diyor Nihat Genç? “Dublörün Dilemması çok canlı, renkli, inceden felsefi çığlıklarla bezeli bir kitap ve hızla yaklaşan bir yazarı işaretliyor... Böyledir, edebiyat kavgayla başlar huzurla sona erer derler; gerçi ben görmedim, hayırlısı Murat için olsun!..”
Ben de Nihat Genç’in tespitlerine ve temennisine “amin” diyerek iştirak ediyorum.
18 Ekim 2005
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|