|
Necip Fazıl - Tenkitler, Polemikler, Kavgalar, Murat Ertaş
|
| |
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
|
| |
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
|
| |
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
|
| |
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
|
| |
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
|
| |
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
|
| |
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
|
| |
Hiç, Carmen Laforet
|
| |
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
|
| |
|
|
 |
Transparan kadın yazarlar
2000'li yılların kadın köşe yazarı patlamasını anlamlandırabilmek için biraz
geriye gitmekte fayda var. "Kadın Yazar" sıfatı adının başına yapıştırılan ilk
yazar olan Duygu Asena 1980'lerde "Kadının Adı Yok" dedi. 1990'lı yıllarda ise
Ayşe Kulin kadına bir ad bularak bir best sellere imza attı. "Adı: Aylin".
Ayşe Kulin kadına adını koymakla yetinmediği kitabıyla best seller yazarı
ünvanını kazanınca bir anlamda da "kadınlık" durumunun Duygu Asena ile başlayan
piyasalaşma süreci de tamamlanmış oldu. Özellikle Duygu Asena'nın öncülüğünde
yayınlanan Kadınca Dergisi'nden itibaren dilimize yerleşen "kadın" yazar tabiri
bugünü izah ederken kullanacağımız sihirli bir kavram olarak karşımıza çıkıyor.
(ve her sihirli kavram gibi sorgulanmaya muhtaç.)
Sihirli çünkü "yazar"lıktan ziyade "kadınlığı" öne çıkaran "kadın yazar"
kavramının gelip dayandığı ifrat noktası bugünün medyasında en çok merak
gıdıklayan "transparan kadın yazar"dır. Tüketicinin "para"sını "trans"fer etmek
için merak duygusunu ve dedikodu tutkusunu kırbaçlayan emek gerekmeden kaleme
alındığı için yükte hafif; reytingi, tirajı kısacası pazarı cazip olduğu için
pahada ağır olan bu damarı kullanmakta hem eli kalem tutanlar hem de medya
patronları hiç tereddüt etmeyince mesele bugünkü dallı budaklı, çetrefil hâli
aldı.
Bir transfer öyküsü
İşte bu "trans" "para"nlığın ifrat noktalarına çıkan (bu satırların okurları
'çıkan' kelimesi yerine 'düşen' kelimesini tercih ederse onları alınlarından
öpmek bir yazarlık görevim olur) Ayşe Arman'ı konu mankenimiz olarak kullanmak
zannediyorum ki biraz önce kurduğum paragraf yumağını biraz olsun açacak ve
somutlaştıracaktır.
Ayşe Arman'ı bir basın duayeni olan Oktay Ekşi'nin kaleminden tanımlamak
sanıyorum ki sadece Ayşe Arman'ı değil matbuattan medyaya gelen o uzun serüvenin
de istikameti hakkında fikir verecektir. "O'nu anlatan doğru kelime teşhircidir
olmalı. Ama o olumsuz anlamlar çağrıştıracağı için saydam demek daha uygun. Ayşe
Arman'ı Ayşe Arman yapan pervasızlığıdır. Bu dürüstlük ve cesaret karşısında
şapka çıkartılır."
Üstadımızdan aldığımız anahtar kelimeleri art arda sıralayalım isterseniz.
"Teşhirci", "saydam", "dürüst", "cesur". Bu kelimeleri bir arada kullanabilmek
için lügatımızda ne kadar ağır bir erozyonun yaşanmış olması gerektiğine umarım
dikkat etmişsinizdir. Fakat gelin Zeki Coşkun'un para-roman kavramını
araklayalım ve söz konusu kavramları o çerçeve içinde bir daha adlandıralım.
Ayşe Arman esasen teşhirci değil para-teşhircidir.
Çünkü gözümüzün içine soktuğu 'şey' herhangi bir gerçek teşhircinin yaptığı gibi
kendi gerçeği değil tedavül değeri olan imajıdır. O ne "özel" hayatını gazete
sayfalarına kusarcasına aktarsa da yüzünün üçte birini kaplayan kara
gözlüklerinin ardındaki Ayşe Arman kontrolünü asla kaybetmez. Çünkü o
"para-saydam"dır aynı zamanda. Teşhircilik ve saydamlık birbirinin zıddıdır.
Saydam olan arkasını gösterdiği için pekala gözden yitebilir. Teşhir ise gözün
ta bebeğine sokmaktır. Fakat "para-saydam" ve "para-teşhirciyseniz"
"para-dürüstlüğünüze" ve "para-cesaretinize" de hiç kimse toz konduramaz. Çünkü
medyanın asıl aradığı vasıf reyting / tirajdır. "Ayşe Arman mutlaka dikkati
çeker" der Oktay Ekşi. "Yazdıklarıyla dikkati çeker, -öyle anlaşılıyor ki-
arkadaş çevresinde veya kendisini hiç kimsenin tanımadığı ortamda da o dikkati
çeker. Ne yapar da dikkati çeker sorusuna yanıt vermek kolay değil. Gerçi o
tipik bir ''controversal figure''dür. Yani her zaman tartışılır. Bu zaten yeter
diyebilirsiniz."
'Kadınlık' 'kadın'ı yener
"Kadınlık" durumu "kadın" olmanın bile önüne geçer bu noktada. Çünkü kadın
değildir reytingi toplayan. "Mış gibi yapılarak" üretilmiş "kadınlık" imajıdır.
Tıpkı dürüstlük, samimiyet, cesaret... Bunlar işgal edilmiş, yağmalanmış
kavramlardır ve bir Western filmindeki kasaba dekoru ne kadar kasaba ise o denli
sahih kavramlardır piyasanın tecime elverişli olarak paketleyip üstlerine birer
etiket yapıştırdığı bu kavramlar silsilesi.
Eleştirinin şaşırtıcı biçimde elleşmediği bu alan sadece medyayı deşifre etmek
için değil hepimizi birer "Truman Show" kahramanı yapan zamanımızı da çözümlemek
için kullanılabilir. İşte bu transparanlık üstad Ekşi'nin bile yüzünün
ekşimesine sebep oluvermiş: "Ayşe Arman'ın yazılarını okuyan herhangi biri, onun
hakkında çok şey öğrenir. Çünkü o özel yaşamıyla ilgili en gün görmemiş
gerçekleri bile okuyucunun önüne koyar. O yüzden Ayşe Arman'ı okurken, saklısı
gizlisi olmadığı izlenimi edinirsiniz. Hatta bazen ''birazını da kendine saklasa
iyi eder'' diyebileceğiniz kadar..."
Gelin Oktay Ekşi'den son bir alıntı daha yaparak "para-dürüstlüğün" ne menem bir
"para-ahlak" gerektirdiğine bir kez daha şahit olalım: "Düşünün siz... Hangi
kadın -veya erkek- yazarımız (üstelik halen evli olduğunu da vurgulayarak) eski
yıllarda bir akşam yemeğe çıktığı erkek arkadaşı restoranın tuvaletine gidince,
içinden geleni yapmak için onun ardından erkekler tuvaletine girdiğini, bir süre
sonra dışarı çıkmaları gerekince kapı kilidinin dili düştüğü için birlikte
içeride kalarak yardım istediklerini... Ve çıkarken fevkalade utandıklarını tüm
açıklığıyla yazabilir?"
Akraba, eş, dost ve saire teşhirciliği
Akşam gazetesinden Serdar Turgut'un Rana'sı, Hürriyet'ten Ayşe Arman'ın Zafer'i,
Radikal'den Nur Çintay A.'nın "entelektüel" diye bahsettiği "kocam"ı E. A.'sı
(Emre Aköz'ü) var. Sadece bunlar mı? Esasen var oğlu var. İşte liste uzayıp
gidiyor: Hıncal Uluç, Ertekin'e gidiyor daima; bir de Yasemin diye birinden söz
ediyor. Kanat Atkaya, Riko ve Topesto'yu anlatıyor. Selahattin Duman'ın arkadaşı
Kemal. Radikal'den Sarıkız'ın kocaları ve cemi cümle akrabaları. Perihan
Mağden'in yazılarında ise Elçin, Fulya gibi isimler geçiyor. (Tabii ki kızı
Melek'i unutmadım.)
Bütün anlatılanlar, bütün aykırılıklar aslında para-anlatının bir parçasıdır.
Malumu duyurma pahasına yazıyorum. "Mış gibi yapılarak" tasarlanılmış
aykırılıklar bir uyumun ilanıdır. Piyasa piyazından bir tabak daha fazla almak
için tasarlanmıştır oyun ve baş kahramanı köşe yazarıyla adaş olduğu için
okurların yazarın köşesine çattığı kurgusuyla yazarın kendisini karıştırması
reyting topunun en önemli barutudur.
Hâsılı kelam bunlar ince işler... Aman ben de nelerle uğraşıyorum? Hem koskoca
Ali Atıf Bir Hoca bile Pakize Suda için ne demiş: "Pakize Suda aslında sizi
kendinizle yüzleştiriyor ama gerçeği söyleyemiyor, kıvırıyorsunuz. Onun
yüreğinin onda biri sizde olsa, yılbaşı dansözü diye televizyona çıkar üstüne de
para verirsiniz."
22 Temmuz 2005
| • Yazarın diğer
yazıları... |

Mevlana’yı hümanizme mahkûm etmek
Öyküde anlatılmayan
10.400 yazar bir ansiklopedide
Aşkın Hâlleri
'Enstanteneler'in Şairi: Kamil Eşfak Berki
Kibrit-i Ahmer nedir?
Hanzala'nın Sırtındaki Filistin
Balık ve tango
Kadim hikâye yeni öykü
Nusret Özcan en gencimizdi
Dergâh yazıları güldestesi
Cam Irmağı Taş Gemi
Haçlılara Kılıç ve Kalem Çekenler
Karganın güldüğü
Robinson Crusoe ve Siyonizm
İki şiir
Salome’den şarkılar
Vakte karşı sözler
Modernizmden modernleşmeye anadolu sermayesi
İki hatırat
Raylı romanlar
Bellekteki huriler
Rasim Özdenören'den kimi poetik notlar
Michel Butor'un Dünyevi Komedyası: "Değişim"
Reklâm bize sırıtan bir leştir
Şehrin kuleleri
Şiir ve folklor
Şiir ve hikmet
'Bir Beyaz Rüya'nın şiirleri
Dilemmanın dublörü
1970’lerden uzun mektuplar
Yalçın Küçük: Bay Yanlışlanmaz
Transparan kadın yazarlar
Vonnegut'un zehiri ve panzehiri
Şiir atlasında İstanbul
Türk erkeklerini ofsayta düşüren futbol
Aşkın demi kudüm
Bu ülkenin aydını
Pop corn versus patlamış mısır
"Keşke Yalnız Bunun İçin"
“Karanlık Sular”dan okunan Japon hikâyesi
Orhan Okay: Hepimizin hocası
Satıraralarıyla "Yeşilçam Günlüğü"
"Gel Zaman"
Sinemadaki derviş: Yücel Çakmaklı
"Optik Patikada Patak"
Roman tek ama tercüme muhtelif
Müteşair şiire düşman
İhraç fazlası "Huruç"
Reklam romanHuruç"
Reklam roman
|
 |

Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.
Alexa Rating
|