|
Necip Fazıl - Tenkitler, Polemikler, Kavgalar, Murat Ertaş
|
| |
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
|
| |
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
|
| |
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
|
| |
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
|
| |
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
|
| |
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
|
| |
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
|
| |
Hiç, Carmen Laforet
|
| |
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
|
| |
|
|
 |
Şiir atlasında İstanbul
Kırım'daki Bahçesaray, şehirlerin şiir atlaslarındaki yerinin coğrafya
atlaslarındaki yerinden daha önemli olduğunun bir ispatıdır. Çünkü Bahçesaray'ın
ismini Stalin'in zulmünden kurtaran Puşkin'in "Bahçesaray Çeşmesi" adlı
şiiriyle, şiir atlasında sağlam bir yer edinmiş olmasıdır.
Kırım'da yaşayan Tatar Türklerini kovan Stalin bölgedeki bütün yerleşim
birimlerinin yüzlerce yıllık isimlerini Rusçalarıyla değiştirirken Rus
Edebiyatının ve dilinin en önemli şairlerinden Puşkin'in şiirinin gücü Stalin'in
çizmelerine geri adım attırmıştır. Gelelim Nedim'in kıymet biçmek için "bir
sengine yek pâre Acem mülkü fedâdır" dediği İstanbul'a. Şiirlere dikkatle
bakarsak İstanbul şehrinin şairlere ilham verdiği şiirleri okurken tarihimizin,
kültürümüzün temel dinamiklerini de hecelemek mümkün olabilir.
İNSAN ŞEHRİ ŞEHİR İNSANI İNŞA EDER
Şehirleri bir bina yığını olarak görmemiz halinde "Şehirleri insanlar inşa
ederler" cümlesini hiç de yadırgatıcı bulmayız. Halbuki şehir kendisini
oluşturan binalardan daha farklı ve hatta daha büyük bir bütündür. Şehir
öncelikle tarih ve kültür yüklüdür. Ticaretin, kültürün, bilimin, sanatın, dinin
sözün özü bütün bir medeniyetin nabzı şehirlerde atar. Medeniyet doğuda
"medeni"lerin, batıda "civil"lerin işidir çünkü ve Medinesiz medeniyet olmaz.
İnsanlar şehirleri inşa ederlerken esasen şehirler de insanları inşa ederler.
Hacı Bayramı Veli bu tarihi ve sosyolojik hakikati şu hikmetli beyit ile
anlatır:
"Nâgehan ol şara vardım, ol şarı yapılır gördüm,
Ben dahi bile yapıldım, taş ve toprak arasında"
Şehirler taşıdıkları kültür ve tarih yüklerine sahip çıkıldıkça medeni insan
yetiştiren (dolayısıyla medeni insan inşa eden) beşikler olur. İstanbul ile
insan arasındaki ilişkiyi Alınyazısı Saati adlı şiiriyle vurgulayan Sezai
Karakoç ile Canım İstanbul adlı şiiriyle Necip Fazıl Kısakürek iki ayrı
cephesiyle dile getirirler.
Sezai Karakoç'un şiirinde İstanbul şairin içine damla damla birikirken, şair de
bütün İstanbul'a dağılmış ve insan ve şehir birbirinden kopartılmaz şekilde
birbirine bağlanmıştır. "Ben gurbette değilim gurbet benim içimde" diyen
Kemalettin Kamu'ya verilecek en güzel cevaptır bu şiir. Çünkü kimliğine,
kültürüne sahip çıkan şairin içine şehri ve medeniyeti öylesine bir nüfuz eder
ki, onun için "gurbet" söz konusu bile olmaz. Medeniyetini, kimliğini, kültürünü
içinde taşıyan şair Kemalettin Kamu'nun modern melankolisini değil, yerli
olmanın sıhhatini ve sahihliğini yaşar olsa olsa.
"İstanbul'dur bu otuz yıl kana kana yaşadığım
Taşlarına adeta resmim işledi
Ben İstanbul'da dağıldım zerre zerre
İstanbul damla damla içimde birikti
Mermer tozu gelip gelip içimde oluştu bir şehir"
Necip Fazıl Kısakürek'in "Canım İstanbul"u ise onun şiirlerinde önemli bir yer
tutan kahramanı olan "Ben"dir. İstanbul Üstad'ın "Ben"inin kalıplaşmış,
somutlaşmış, müşahhaslaştırılmış halidir. Ne de olsa Sultanüşşuraanın
şiirlerinde "Gecesi sünbül kokan / Türkçesi bülbül kokan," İstanbul ile derin
alışverişinin büyük payı vardır. "Canım İstanbul" şiirini inşa eden Necip Fazıl
Kısakürek'in "ben"i kendisi her ne kadar Maraşlı olsa bile büyük ölçüde
İstanbul'da inşa edilmiştir.
"Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur"
YAHYA KEMAL'İN HİSSİYATINDA İSTANBUL
Yahya Kemal Beyatlı'nın İstanbul'u tarihimizin, kültürümüzde merkezi bir önem
taşıyan kalb şehridir. İstanbul'un Yahya Kemal nazarındaki önemi şehrin
tarihimizin dönüm noktalarından biri olan bir fetihle o büyük coğrafyamıza dahil
edilmiş olmasından gelir. Nitekim şair "İstanbul'u Fetheden Yeniçeri'ye Gazel"
isimli şiirinde fethin anlamını şöyle şiirleştirir:
"Düşsün çelengi Rûm`un, eğilsün ser-i Firenk
Vur Türk`ü gönderen yed-i takdîr aşkına"
Öte yandan Yahya Kemal Süleymaniye Camiinde Bayram Sabahı'nda Süleymaniye
Camiinin kubbesi bir gökkubbeye dönüşür:
"Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,"
İstanbul Yahya Kemal için merkezi bir öneme sahiptir.
Nitekim şairin "Sülyemaniye Camiinde" duydukları nasıl büyük bir kültür
coğrafyasının kalbinde İstanbul'un yer aldığını da okumamıza imkan verir.
"Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?
Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:
Kosova`dan, Niğbolu`dan, Varna`dan, İstanbul`dan..
Anıyor her biri bir vak`ayı heybetle bu an;
Belgrad`dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar`dan mı?
Son hudutlarda yücelmiş sıra dağlardan mı?
Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..
Adalar`dan mı? Tunus`dan m, Cezayir`den mi"
Yahya Kemal her ne kadar Sülyemaniye Camiine hitaben "Ben de bir vârisin olmakla
bugün mağrûrum" dese de oruç tutmadığı bir ramazan günü de Süleymaniye Camiinin
şehrinde gurbette hisseder ve tek tesellisi hâlâ böyle duygulara sahip olmakla
teselli bulur.
"Tenhâ sokakta kaldım oruçsuz ve neş'esiz.
Yurdun bu iftarından uzak kalmanın gamı
Hadsiz yaşattı rûhuma bir gurbet akşamı.
Bir tek düşünce oldu tesellî bu derdime;
Az çok ferahladım ve dedim kendi kendime:
"Onlardan ayrılış bana her an üzüntüdür;
Madem ki böyle duygularım kaldı, çok şükür."
İstanbul'dan ilham alabilecek duyarlılıktaki şairlerin inşa ettiği şiirlerde
İstanbul'u inşa eden o derin kültür ırmağının nabzını duymak mümkün.
Yeter ki kim olduğunuzun bilgisini veren dünyaya sağır kalmamış olun.
26 Mayıs 2005
| • Yazarın diğer
yazıları... |

Mevlana’yı hümanizme mahkûm etmek
Öyküde anlatılmayan
10.400 yazar bir ansiklopedide
Aşkın Hâlleri
'Enstanteneler'in Şairi: Kamil Eşfak Berki
Kibrit-i Ahmer nedir?
Hanzala'nın Sırtındaki Filistin
Balık ve tango
Kadim hikâye yeni öykü
Nusret Özcan en gencimizdi
Dergâh yazıları güldestesi
Cam Irmağı Taş Gemi
Haçlılara Kılıç ve Kalem Çekenler
Karganın güldüğü
Robinson Crusoe ve Siyonizm
İki şiir
Salome’den şarkılar
Vakte karşı sözler
Modernizmden modernleşmeye anadolu sermayesi
İki hatırat
Raylı romanlar
Bellekteki huriler
Rasim Özdenören'den kimi poetik notlar
Michel Butor'un Dünyevi Komedyası: "Değişim"
Reklâm bize sırıtan bir leştir
Şehrin kuleleri
Şiir ve folklor
Şiir ve hikmet
'Bir Beyaz Rüya'nın şiirleri
Dilemmanın dublörü
1970’lerden uzun mektuplar
Yalçın Küçük: Bay Yanlışlanmaz
Transparan kadın yazarlar
Vonnegut'un zehiri ve panzehiri
Şiir atlasında İstanbul
Türk erkeklerini ofsayta düşüren futbol
Aşkın demi kudüm
Bu ülkenin aydını
Pop corn versus patlamış mısır
"Keşke Yalnız Bunun İçin"
“Karanlık Sular”dan okunan Japon hikâyesi
Orhan Okay: Hepimizin hocası
Satıraralarıyla "Yeşilçam Günlüğü"
"Gel Zaman"
Sinemadaki derviş: Yücel Çakmaklı
"Optik Patikada Patak"
Roman tek ama tercüme muhtelif
Müteşair şiire düşman
İhraç fazlası "Huruç"
Reklam romanHuruç"
Reklam roman
|
 |

Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.
Alexa Rating
|