d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• YAZARLAR  

Bugün:

DERGİBİ YAZARLARI
Yazıyorum, öyleyse varım!
Melih Bayram Dede
Karanlık Oda
Ferhat Ünlü
Sevgilim Hayat
Fadime Özkan
Mutsuzluk Oyunları
Ömer Sercan
Bilir Kişi
Hüseyin Akın
Mürekkep Lekesi
Suavi Kemal Yazgıç
Yazgı
Özlem Albayrak
Beriki Taraf
Orhan Karagöl
Söz Misali
Ali Ömer Akbulut
Mavi Kalem
Mehmet Aycı
Seyr-ü Sefer
Sefer Kayaoğlu
Vesselâm
Kâmil Doruk
Cem Vefa

KİTAPLIK
Necip Fazıl - Tenkitler, Polemikler, Kavgalar, Murat Ertaş
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Hiç, Carmen Laforet
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
Daha fazla kitap için tıklayın!


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


MÜREKKEP LEKESİ

SUAVİ KEMAL YAZGIÇ
suaviy@
yahoo.com
Türk erkeklerini ofsayta düşüren futbol

Bu yazıda kadınların da gerek sahalarda gerekse de tribünlerde gözükmeye başlamasından söz etmeyeceğim. Sahalarımızda görmek istemediğimiz kimi centilmenlik dışı hareketlerden de bahsetmeyeceğim bu yazı boyunca. Benim konum, spordan çok eğlence sektörünün bir parçası olarak anılmasının daha isabetli olduğunu zannettiğim futbolun, yaşadığımız toplumu kadınsılaştıran büyük yalanın küçük bir parçasından ibaret olduğu gerçeği. Ancak öncelikle Türk toplumunun kadınsılığından bahseden ‘kadın’ yazar Alev Alatlı’nın bu tezini nasıl temellendirdiğine şöyle bir göz atmakta fayda var. Ne diyordu Alatlı? "Türkiye'de çocuklar birçok anne tarafından büyütülür, hala, tayze, annane vs. Erkekler yoktur. Ayrıca Türkiye'de büyük bir kadın enerjisi var çünkü tüm savaşlarda ciddi bir erkek kaybı oldu. Ocağı hep kadın yönetti. Tarlada çalıştı, evde çalıştı yani üretim ilişkilerini kadınlar belirledi. Toplumlara baktığımızda, toplumların önce tarıma bağımlı oldukları bir dönem geçirdikleri bir dönem vardır, ve ardından teknoloji ile buluşçuluk gelir. Bu da çocuğun iki yaş sonrası olarak görülüyor. Yani iki yaş öncesi olan ön insan ile tarım toplumu aynı dönem. Erkeksi dönem devreye girmeden de tarım ve doğadan kopulamıyor. Bu sefer de kadınsı öğe bastırıyor. Kadınsı öğeyle olduğun süre boyunca da doğayla bir kavgan olmuyor. Doğayı yeneyim, atom santrali yapayım, rüzgarı dizginleyeyim gibi Ön insan aşaması için ise "taklit ve tekrar aşaması" da denir. Bu toplum için de söylenebilir. Neyi taklit ediyoruz? Her şeyi." Stadyumda olsun ya da olmasın gerçek bir futbol seyircisini bir süre izlerseniz işte bu doğallığı, kadınsılığı hemen fark edebilirsiniz. Bir futbol seyircisi bağırır, çağırır, o an içinden hangi hareket gelirse yapar. İnsanın en doğal halidir seyirci. O birey olmasını bir kenara bırakır; kitleyi taklit ve tekrar eder. Tam bir isteri halidir futbol maçını seyretmek. Seyirci henüz olgunluğa yani erkekliğe adım atamamış bir oğlan çocuğudur ve muhtemelen erkek olması için aşması gereken eşiğe yaklaşamadığından (annesi izin vermemiştir zira) kadınsı kalmaya mahkumdur.

Delikanlılığı bozan futbol

Futbol seyircisini nasıl tarif edebiliriz? Meselâ, Dr. Dan Kiley’in "Peter Pan Sendromu" olarak adlandırdığı, "hiç büyüyemeyen erkekler"i tanımlamak için kullandığı kelimelere ne dersiniz?: "Sorumsuz, tedirgin, yalnız, narsist, şovenist, sosyal iktidarsız, ümitsiz". Evet, futbolcu ve futbol seyircisi Teoman o meşhur şarkısında esprili bir şekilde ifade ettiği "büyümeyen adam sendromunu"nun "ayaklı bir kanıtı"dır. O taşkın hareketleriyle, sık sık "şiddete" başvurmakta sakınca görmeyecek, "sahaya yabancı cisim atacak" kadar sorumsuzdur. Ağzından çıkan slogan "ölmeye geldik"tir ama bunu derken asıl kastettiği "öldürmeye" geldiktir. Tribünlerde on binlerle ekran başında milyonlarla ölçülür "seyirci" sayısı ancak kim ailesinin yanındayken yanına her ihtimale karşı "döner bıçağı" almayı akıl edebilir ki? Çünkü futbol seyircisi kalabalığın içinde yalnız ve tedirgindir. İşte "sosyal iktidarsızlık" ve "ümitsizlik"te budur zaten. Ve insan "sosyal iktidarsızlığını", "ümitsizliğini" ne kadar ağır hissederse o narsizmi, şovenizmi de o denli şişer. Zira narsizm ve şovenizm o kişi için güçlü bir uyuşturucu etkisi taşır.

Nedir futbol seyircisinin kadınsılığı? Alev Alatlı, Türk toplumu için "kadınsı bir toplum" derken varolanı koruyan, bir ana gibi fedakâr ve kendini veren, bulunduğu yerde kök salan, korumacı gibi kadınsı niteliklerle bezenmiş bir topluma dönüşmüş olmasını kastediyor. Peki bunun ne sakıncası olabilir ki? Çünkü bu toplum kadınsı nitelikleri sebebiyle keşif dehası ve fatihlik ruhu gibi erkeksi nitelikleri güce sığmazlığı bir noktaya dek hoş görülebilir ve hatta sevimli bile kabul edilebilir. Buna karşılık iş masal kahramanı olmayan "Peter Pan"a gelince yani aynı nitelikler yetişkinlerde fazlasıyla komik durur, daha da ötesi acıklıdır. Masalın bir yerinde hep çocuk kalacak ve erkekliğe hiç adım atamayacak olan Peter Pan gölgesini yitirir bu noktada Sezai Karakoç’un mısralarını şiirindeki anlamdan çarpıtarak kullanabiliriz: "yoktur gölgesi Türkiye’de". Futbol klüpleri renklerinden, logolarına dek işte bu çocuksuluğun dolayısıyla kadınsılığın (gölgesizliğin) serpilip büyüdüğü fideliklerdir. Marşlar, bayraklar, düdükler, balonlar... Sözün özü ‘büyüklerin’ dünyası devre dışı kalmış (daha trajiği hiç devreye girememiş) "Peter Pan"ın sihirli adası gündeme gelmiştir. Yani stadyumun ta kendisi...

Kollektif annelerin anonim santraforları

Stadyum anneler, ablalar, halalar, komşu teyzeler, bayan öğretmenler gibi kolektif anneler ordusunun elinde yetişen daha doğrusu olgunlaşmadan, büyümeden yaşlanan özgüvenden mahrum olduğu için fatih yahut mucit olamayacak Türklerin zihinsel ve bedensel engellerini kısa bir süreliğine unuttukları ve bastırılmış arzularını sözümona şahlandırıyormuş gibi yaptıkları / yaptıklarını zannettikleri birer matrikstir. "This is real world" demeyi göze alacak bir Morpheus’tan mahrum olduğumuz için kırmızı ya da mavi hap arasında tercihte bulunma lüksümüzün bile olmadığı yaşadığımız toplum, düştüğü ofsayttan yani kadınsılık tuzağından ne zaman kurtulursa o zaman futbol bizim için normal bir spora dönüşecek ve belki de spor medyası da futbol medyası olmaktan çıkıp ismine layık bir zenginliğe sahip olabilecek. Futbolun da toplumun kadınsılaştırılmasına katkıda bulunduğunu böylece izah ettikten sonra kadınsı bir toplum olmamızın sonuçlarını analiz eden Alev Alatlı’ya sözü ve yazının nihayetini bırakmakta fayda var: "Sol yarım küre ben'i temsil eder. Yani erkek yarım küresi ben, kadın yarım küresi bizdir. Ama beni kısıtladığınız zaman, olacaklara da hazırlıklı olmanız gerekir. Hiç kimsenin düşünemediği bir şeyi düşünmek ben olmayı gerektirir, dolayısıyla kopmayı. Gün yirmi dört saatse ve sen bu yirmi dört saatin yirmi saatini kendine ve yaptığın işe ayıramıyorsan, bundan kolay kolay bir Einstein çıkmaz. Mozart ya da Beethoven de çıkmaz. Bir de kadın enerjisi erkekleri yetiştiriyor. Beyninin sol yarımküresini kullanmaları gereken erkekleri yetiştiriyor. Ve bu yetişme kollektif anneler tarafından yapılıyor. Hala, teyze, öğretmen gibi. Bunların yetiştirdiği erkeklerin çaptan düşmesi kaçınılmazdı.

3 Mayıs 2005

• Yazarın diğer yazıları...

Mevlana’yı hümanizme mahkûm etmek
Öyküde anlatılmayan
10.400 yazar bir ansiklopedide
Aşkın Hâlleri
'Enstanteneler'in Şairi: Kamil Eşfak Berki
Kibrit-i Ahmer nedir?
Hanzala'nın Sırtındaki Filistin
Balık ve tango
Kadim hikâye yeni öykü
Nusret Özcan en gencimizdi
Dergâh yazıları güldestesi
Cam Irmağı Taş Gemi
Haçlılara Kılıç ve Kalem Çekenler
Karganın güldüğü
Robinson Crusoe ve Siyonizm
İki şiir
Salome’den şarkılar
Vakte karşı sözler
Modernizmden modernleşmeye anadolu sermayesi
İki hatırat
Raylı romanlar
Bellekteki huriler
Rasim Özdenören'den kimi poetik notlar
Michel Butor'un Dünyevi Komedyası: "Değişim"
Reklâm bize sırıtan bir leştir
Şehrin kuleleri
Şiir ve folklor
Şiir ve hikmet
'Bir Beyaz Rüya'nın şiirleri
Dilemmanın dublörü
1970’lerden uzun mektuplar
Yalçın Küçük: Bay Yanlışlanmaz
Transparan kadın yazarlar
Vonnegut'un zehiri ve panzehiri
Şiir atlasında İstanbul
Türk erkeklerini ofsayta düşüren futbol
Aşkın demi kudüm
Bu ülkenin aydını
Pop corn versus patlamış mısır
"Keşke Yalnız Bunun İçin"
“Karanlık Sular”dan okunan Japon hikâyesi
Orhan Okay: Hepimizin hocası
Satıraralarıyla "Yeşilçam Günlüğü"
"Gel Zaman"
Sinemadaki derviş: Yücel Çakmaklı
"Optik Patikada Patak"
Roman tek ama tercüme muhtelif
Müteşair şiire düşman
İhraç fazlası "Huruç"
Reklam romanHuruç"
Reklam roman

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

Başkalarına olduğu kadar kendimize de yabancıyız. - Montaigne

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby