|
Necip Fazıl - Tenkitler, Polemikler, Kavgalar, Murat Ertaş
|
| |
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
|
| |
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
|
| |
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
|
| |
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
|
| |
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
|
| |
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
|
| |
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
|
| |
Hiç, Carmen Laforet
|
| |
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
|
| |
|
|
 |
Aşkın demi kudüm
Kudüm ritimdir... Kudüm zamandır...
O düm teke içinde bütün bir tarihin ve medeniyetin nabzı atar.
Kudümün isminin nereden geldiğini bilemiyoruz ama medeniyetimize Mevleviler
kazandırmış, kudümün demleri Mevlevilikle özdeşleşmiştir. Daha sonra
Mevleviliğin dışında da kullanılmış olsa da kudümün düm tekeleri bize hâlâ
Mevleviliği duyurur.
Kudüm, mevlevi ayinlerinde semazenlerin sema ritmini darplarla düzenleyerek
ritmik bir bütünlük oluşmasına katkıda bulunan Mevlana'nın nabzını ondan feyz
almak isteyen muhiplerine duyuran bir sazdır.
Kudümün demleri herkesi etkiler, sarıp sarmalayıp başka alemlere götürür.
Nitekim Evliya Çelebi seyahatnamesinde Hıristiyanlar üzerinde Sarı Saltuk'un çok
büyük bir etkisi olduğunu yazar. Bu etki dolayısıyla Çelebi'nin döneminde
dervişler def ve kudüm çalarak Sarı Saltuk'un yaşadığı bölgeleri dolaştıklarında
Hıristiyanlar Sarı Saltuk'u hatırlayıp dervişlere bol bahşişler vermektedir.
ŞEYH GALİP'İN DEMİ
Kudüm Divan şiirinde daha çok mevlevilikle ilgili bölümlerde ve Ney ile birlikte
geçer.
Hüsn ü Aşk'ın dahi şairi Şeyh Gelip bir beytinde aşkın işaretlerinden biri
olarak kudümü sayar.
"Sur mu matem mi bilinmez yakın
Nay-u kudüm ile gelir ah ah"
(Aşk neyle kudümle gelir, düğünmüdür matemmidir bilinmez; ah, ah….)
Kudüm, nakkareden daha büyük, belli ölçüler içerisinde yapılan bakır bir tas
üzerine Deve derisi geçirilerek yapılır. Her ne kadar kudüm yapımında Lama ve
Dana derileri de kullanılmış olsa da genellikle Deve derisi tercih edilir.
Zahme adı verilen iki küçük sopa ile vurulan kudüm, iki ayrı usulde çalınır ki
bu usullere velveleli ve velvelesiz denir.
Kudümün demlerini duyuran sanatçıya Kudümzen denir.
DÜM TEKE SIĞAN ALEM
Kudüm, yanyana koyulmuş birbirinden farklı büyüklükteki tas biçimli 2 ayrı
gövdeye deri gerilmesi ile oluşur. "Zahme" adı verilen yumuşak veya orta
yumuşaklıkta ağaç sopalarla çalınır.
Kudümün gövdesini meydana getiren 2 çanak, dövme bakır veya ağaçtan imal edilir.
İki çanağın büyüklüğü birbirinden farklı olmasının nedeni, icra sırasında farklı
tını elde etmek içindir. Kalın tını veren çanağın adı DÜM, tiz tınıya sahip
olanın adı TEK'tir. Çapı 15-16 cm olan dümün derinliği 30-32 cm., çapı 14-15 cm.
olan tekin derinliğiyse 28-30 cm.dir.
Alem bu düm teke sığmış gibidir.
Çünkü alem bir ritim, bir nabızdır.
Nabzı işiten ve işiten kudümün hassas ölçülere sahip olmasından daha doğal bir
şey olamaz.
Nitekim iki çanağın üstüne gerilmesi için kullanılan deve veya keçi derisinin
kalınlıkları da, düm üstüne 2 mm., tek üstüne 1 mm.olmak üzere birbirinden
farklıdır.
Gövdenin altına kudümün yerle temas ederek tınısının değişmesini önlemek ve
çalan kişiye icrayı kolaylaştıracak eğimi verebilmek için "simit adı verilen
ortası boş silindirler konur.
KUDÜMÜN DUYURDUĞU VARLIK VE YOKLUK
Kudüm, dem be dem duyurur varlığı ve yokluğu.
"dem bu demdir,
dem bu demdir,
dem bu dem
döner devran
hüznün geçer
sahrayı da"
diyen şair, şiirinde de duyulur kudümün demi.
Kudümün dem be demi amaç değil araçtır aslında.
O demler hep başka demlere işarettir.
İnsan bu demleri dinlerken önce fena aleminde bulunduğunun farkına varıp
"gurbet"i iliklerine dek hisseder, daha sonra beka alemine hasret duyar daha
sonra "hamdık piştik elhamdülillah" diyen Yunus misali hikmete ulaşır.
Hikmetle hemhal olur.
Yoksa maksat kudüm sesi değildir. Kudüm sesinin alıp götürdüğü yerdir asıl
maksat. Orası için "yer" demek ne kadar doğruysa elbette.
SÖZÜN VE KUDÜMÜN ERBABI MEVLANA
Kudümü bize Mevleviler kazandırdı.
Yüzlerce yıldır ilahi aşkı temsil eden Peygamber efendimizi metheden bir "na't"
ile başlayan Mevlevi semasında Peygamberimizi, ondan evvelki bütün peygamberleri
ve hepsini yaratan Allah'ı metheden ilk bölümden sonra bir kudüm darbesi duyulur
ki bu vuruş esasen Allah'ın (C.C.) kainatı yaratışındaki "kün=ol" emrini temsil
eder.
Neyin rüzgârı neyse kudümün düm tekesi de odur uzun sözün kısası.
Fakat uzun sözün daha da kısası ve daha da kıssalı olanı var ki o bize düşmez.
Sözü ehline teslim etmek, asıl maksadı beyan etmeyi sözün ve gönlün ehline
bırakmak kıyl ü kaal tuzağına düşmemek için şarttır.
Kudüm velvelelerinin duymak için önce onu duyan bir kulağın gönlünden kopanı
duymak gerekir çünkü.
Maksat asıl maksada ulaşmak ve dedikodunun, malumatfuruşluğun yükünü bir kenara
bırakıp aşk denizinde yanmak ise kime müracaat etmemiz gerektiğini söylememize
ise gerek yoktur.
Asıl maksadın ne olduğunu görmek için Mevlana'ya müracaat etmekten başka ne
yapabiliriz ki?
Kudümün duyurduğu ve ilham ettiği demleri ilhamın kaynağına ulaşmış bir veli
kişinin yazdıklarından okuyunca diğer sözlerin nasıl lafta kaldığını da net bir
şekilde görebiliriz zannediyorum.
Ne demiş Mevlana hazretleri: "Ney kuru, değnekler kuru / Kudüm üstüne gerilmiş
deri kuru / O halde bu ALLAH sedası nereden geliyor?"
Demek ki neymiş?
Kudüm bir bahanedir...
12 Nisan 2005
| • Yazarın diğer
yazıları... |

Mevlana’yı hümanizme mahkûm etmek
Öyküde anlatılmayan
10.400 yazar bir ansiklopedide
Aşkın Hâlleri
'Enstanteneler'in Şairi: Kamil Eşfak Berki
Kibrit-i Ahmer nedir?
Hanzala'nın Sırtındaki Filistin
Balık ve tango
Kadim hikâye yeni öykü
Nusret Özcan en gencimizdi
Dergâh yazıları güldestesi
Cam Irmağı Taş Gemi
Haçlılara Kılıç ve Kalem Çekenler
Karganın güldüğü
Robinson Crusoe ve Siyonizm
İki şiir
Salome’den şarkılar
Vakte karşı sözler
Modernizmden modernleşmeye anadolu sermayesi
İki hatırat
Raylı romanlar
Bellekteki huriler
Rasim Özdenören'den kimi poetik notlar
Michel Butor'un Dünyevi Komedyası: "Değişim"
Reklâm bize sırıtan bir leştir
Şehrin kuleleri
Şiir ve folklor
Şiir ve hikmet
'Bir Beyaz Rüya'nın şiirleri
Dilemmanın dublörü
1970’lerden uzun mektuplar
Yalçın Küçük: Bay Yanlışlanmaz
Transparan kadın yazarlar
Vonnegut'un zehiri ve panzehiri
Şiir atlasında İstanbul
Türk erkeklerini ofsayta düşüren futbol
Aşkın demi kudüm
Bu ülkenin aydını
Pop corn versus patlamış mısır
"Keşke Yalnız Bunun İçin"
“Karanlık Sular”dan okunan Japon hikâyesi
Orhan Okay: Hepimizin hocası
Satıraralarıyla "Yeşilçam Günlüğü"
"Gel Zaman"
Sinemadaki derviş: Yücel Çakmaklı
"Optik Patikada Patak"
Roman tek ama tercüme muhtelif
Müteşair şiire düşman
İhraç fazlası "Huruç"
Reklam romanHuruç"
Reklam roman
|
 |

Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.
Alexa Rating
|