| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Okumaya ve yazmaya adanmış bir ömrün eserlerle taçlanmış bir neticesidir anlatmak istediğim. Çilekeşimiz dış dünyaya kapanan gözlerini içe(içimize) çevirmiş. Yeni sorular bırakmış ufkumuza, sahicilik tutkusunun ürünü yakıcı sorular. Seçmediği inzivasında fikirlerini ağır ağır olgunlaştırmış. Ona gösterilen uzletten yazılarıyla haykırmış. Ya duyulmamış yahut fütursuzca kulak arkası edilmiş. Kadirnaşinaslığın yangınında kavrulmuş, bahası ömre bedel bir mücadelenin adamı olmuş.
Pascal "insan büyüklüğünü bir uca giderek değil, her iki uca dokunarak gösterir" demekte... Cemil Meriç'in büyüklüğünü hesap edebilmek tabi ki ayrı büyüklük(benim harcım olmayan) Dimetoka'dan hicret eden ailesinin Hatay'da doğan çocuğu. Doğu ile batı arasındaki o derin çatlak üstünde yaşamış, köklerini aramış, kimliğini bu arayış sancıları içinde var kılmış. Her yerin yabancısıdır.
Fransız işgalindeki Hatay'da Türklüğünü vurgulayabilmiş olması lise mezuniyetine, dolayısıyla Mülkiyeli olmasına mani olur. (Önce Türkiye diyebilmesinin sebeplerinden biri de bu mu acaba?) Mülkiyeli olamadığı için mülksüzlüğe adım atmıştır.
İstanbul'da tuhaf ve tehlikeli bir taşralı olarak algılanır. (1939'da Hatay hükümetini devirmeye teşebbüs suçundan idam talebiyle yargılanırken "Ben marksistim" diye haykırabilmiş, beraat de etse mimlenmiş bir insandır.
'Belde-i nur' diye gittiği Paris "okuduğu romanların en tatsızı, en namussuzu, en kahpesi"; gözleriyle ilgili son tedavi umudunu da kaybetmiştir orada.
Yazdığı kitaplar gayyaya atılmış taşlar. Aks-i seda duymak için sabırla bekledi. Sessizliğe teslim olmadı. Issız adasında şişe içinde mesajlar yolladı. Beklentisi kalmamıştı gerçi. Yine de devam etti. Batıya doğru giderken Hindistan'a vardı. Ganj kıyılarında gördüğü rüyayı 'türbem' diye tanımlayacaktı.
Uzun ve sabırlı bir çıraklık döneminin nihayetinde "sen bizden değilsin" nidasıyla daldığı aldanış uykusundan kan ter içinde uyandı ve ütopyanın ezici hafifliğini bir kenara bırakıp ülkesini tanıyarak hayat tablosunu 'vuzuha' ve 'şuura' kavuşturdu. İzmlerin, ayaküstü tüketilecek paketlenmiş fikirlerin, kaynağı ve dayandığı meçhul ve karanlık önyargıların dışında ülkesine, terine ve toplumuna angaje olmaya cesaret etti. Ta en başta bilmeye cür'et ederek attığı ilk adımla bu neticeye doğru yol almaya başlamıştı zaten. Mecrası ve istikameti onu nihayete sevk etti: Eser'e.
Bütün uğraşı sağırların duvarına çarptı; daha kötüsü, duymak isteyenlerin. Hint'te sağcı diye damgalandı. Saint- Simon'da solcu diye. Sol, diyaloğu hepten kopardı. Bir kitabın Ötüken'den basılmış olması aforoz edilmeye yeterdi. "Okumadığından şikayet ettiği sağ, ona sözlerini yayacak imkanlar tanıdı.
Bütün çilesinin özü: Bu Ülke.
'Biz' adını verdiğimiz topluluk kimlerden oluşur? Bu ülke nasıl bir ülkedir? Kimin ülkesidir? Bu zehirden soruları hatırlatır okuyucularına.
Bu Ülke: Büyük bir meydan okuyuş. Hem de karşılık alamamış bir meydan okuyuş. Sonraki eserleri de bu tohumdan neş'et eden, bu kitaptaki sorunları derinleştiren, büyüten eserler. O pınardan çağlayan nehir.
Topyekün eserleri, kitaplardan inşa edilmiş bir kıtadan öğrenmek, öğretmek tutkusundan doğan seyahatnamedir ve bu büyük cehdin ürünü seyahate başkalarını da çağıran davetiyeler. Tabii yüreğiniz ve beyniniz henüz iğrenç iğvanın çarklarına kapılmamışsa...
29 Mart 2005
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|