d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• YAZARLAR  

Bugün:

DERGİBİ YAZARLARI
Yazıyorum, öyleyse varım!
Melih Bayram Dede
Karanlık Oda
Ferhat Ünlü
Sevgilim Hayat
Fadime Özkan
Mutsuzluk Oyunları
Ömer Sercan
Bilir Kişi
Hüseyin Akın
Mürekkep Lekesi
Suavi Kemal Yazgıç
Yazgı
Özlem Albayrak
Beriki Taraf
Orhan Karagöl
Söz Misali
Ali Ömer Akbulut
Mavi Kalem
Mehmet Aycı
Seyr-ü Sefer
Sefer Kayaoğlu
Vesselâm
Kâmil Doruk
Cem Vefa

KİTAPLIK
Necip Fazıl - Tenkitler, Polemikler, Kavgalar, Murat Ertaş
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Hiç, Carmen Laforet
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
Daha fazla kitap için tıklayın!


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


MÜREKKEP LEKESİ

SUAVİ KEMAL YAZGIÇ
suaviy@
yahoo.com
Pop corn versus patlamış mısır

"Televizyonda 'Türk Sinemasının 77. Yılı' isimli bir program izledik. Sunucu hanımlardan biri boncuk mavisi, öteki ciğer kırmızısı giysiler giymişti; ama bu göz alıcı renkler, fonda giden gösterinin kasvetini gidermeye yetmiyordu... Türk sinemasının o korkunç, kurşun renkli benliksizliği. Anlatılan şeylerle anlatılış biçimi arasındaki hazin iletişimsizlik. Muhteva ile şekil arasındaki ürkütücü kopukluk..."

Ayşe Şasa, "Yeşilçam Günlüğü"; Gelenek Yayınları, 2002.

"Türk sineması her sene olduğu gibi yine patladı." Bu cümleyi yazdıktan sonra üç tane yalan söylediğimi düşünüyorum. İlk yalanım cümlede "Türk" kelimesinin yer almış olması. Zira "yerli" ve "yerinde" hiçbir öğeye rastlamadık bu filmlerde. Yine de sanattan ziyade zanaata yaslanan "Yeşilçam" filmlerinin o yavan sığlığında bile bu denli yabanlık olmadığını vurgulamak zorundayım. İkinci yalanım ise cümlede "sinema" kelimesinin yer almış olması talihsizliği. Çünkü olan biteni yedinci sanatın poetikası ve etiği içinde anlamlandırmak ve değerlendirmek için kavramları epey bir kıvırmak ve kıvrandırmak gerekiyor. Son yalanım ise "patlama"dan söz etmek. Evet, rakamlarda yakın zamanlara görece bir artıştan söz etmek olası. Ancak bunu bir patlamadan ziyade tıslama olarak da değerlendirmek mümkün. Nasıl Orhan Pamuk'un romanlarının satışı Türkiye'de roman satış ortalamasının artışının bir göstergesi olamazsa bazı medyatik filmlerinin hasılatı da sinemamız açısından bir patlama olarak kabul edilemez. "Türk sineması her sene olduğu gibi yine patladı." diyerek size üç tane sıkı yalan söylemiş oldum böylece. Fakat cümlenin kalan kısmının doğruluğu konusunda size kefil olabilirim. Tabii her ne kaldıysa...

Mış gibi sineması

Her ne kaldıysa... Evet, kaldığımız yerden başlamakta sayısız faydalar söz konusu. Ancak öncelikle kaldığımız bir yerin olması gerekiyor. Madem sinema derken ticari bir metadan söz ediyoruz. Başka bir ticari metaya atıfta bulunmakta sayısız fayda var ve madem konumuz Türk sineması örnek gelin ticari metamızı bulmak çok uzaklara gitmeyelim. Hemen sinemanın fuayesinde rastladığımız bir ürünü hareket ve dayanak noktası olarak kabul edelim. Hem ne demiş Arşimed "Bana bir dayanak noktası bulun, dünyayı yerinden oynatayım."
Fuayede evvelden patlamış mısır satılırdı. Bu mısır için tıpkı uzun yıllar önce nostaljik bir ulaşılmazlık çöplüğüne havale ettiğimiz Yeşilçam gibi "mış"lı geçmiş zamanda yürürlükteydi. Yeşilçam'ın yerli yerindeliği elbette tartışma konusuydu. Bugün bize bizi anlatan televizyon dizilerinde Yeşilçam'ın bıraktığı yerden aynı yersizlik ve yerindesizlik tüm yönleriyle tezahür etmeyi sürdürüyor. Patlamış mısırın yerli damak tadına hitap eden bize ait bir gıda olduğunu iddia etmiyorum ama hiç olmazsa ismi Türkçe'ye tercüme edilmişti. Tıpkı Yeşilçam Sineması gibi.

Sinemamız hangi öznenin nesnesi?

Ancak şurası bir gerçek ki patla"mış" mısırın yerini pop corna bırakması gibi Yeşilçam Sineması da yerini önce Avrupa merkezli hemen ardından da Amerika hevesli medyatik bir metaya bıraktı. Yeni filmler çok "pop"tu. Çünkü televizyonları istila eden televole mantığı ve diliyle kotarılıyordu. "Corn"du çünkü hem sermaye hem de kadro ve altyapı itibariyle mısır diyemeyecek kadar bile doğduğu topraklara yabancılaşmış; bambaşka bir varlığa, bir ucube olmaya doğru evrilmişti. Bugünlerde vizyona giren "Okul", "Hababam Sınıfı", "Vizontele Tuuba" gibi filmleri art arda izleyince "Türk sineması"nın özne olduğu bir cümle kurmanın ne denli abes olduğu ve seyre sunulan metanın neyin nesi ve öznesi kim olan cümlenin nesnesi olduğunu Yusuf Kaplan'nın Kırklar Dergisi'nin Eylül-Ekim 2003 tarihli sayısında çıkan "Bir Sanat Tasavvuru: Asıl ve Usûl, Etik ve Estetik" başlıklı nefis yazısından okumak mümkün: "Esin ve besin kaynağını yitiren bir sanat, asliyetini de, şahsiyetini de yitirmekten kurtulamaz ve hep başka vasatların ürünü olan vasıtalarla, dillerle, formlarla iş yapmaya kalkışır. (...) O yüzden kendisini üretemez ve konuşmaz; sadece başkalarının ürettiklerini tekrarla ve tüketir; başkalarının konuştuğu dili konuşmaya kalkışır. (...) Sonuçta Yeşilçam örneğinde özne (konuşan) Klasik Holywood, Yeni Genç Türk Sineması özelinde ise özne Avrupa Sineması olmuş; her iki durumda da Türk Sineması sadece Nesne (konuşulanı konuşan) olmaktan başka bir şey yapamamıştır."
"Okul" filminin kötü tercüme edilmiş roman tadı taşıyan "korkunç komik" yapısı Yeşilçam terbiyesi almış Kartal Tibet'in bile kurtaramadığı "Hababam Sınıfı Merhaba" ile birleşince (ki bu film eski Hababam'lardan daha güzel, en azından daha derli topluydu) bir de üstüne "Vizontele Tuuba" sosuyla ikram edilen yeni Türk Sineması Patlaması bize Zeki Coşkun'un para-roman kavramından ödünç aldığımız para-sinema kavramının kullanılabileceği verimli bir alan açmasının dışında bir kazanç sağlayamadı. Evet, "Türk Sineması" adlı bu yabacı temcit pilavı daha önce defalarca ısıtılıp soframıza getirilmişti ama medyanın pazarlama desteği hiç bu kadar güçlü olmamıştı. Bunda Aydın Doğan'ın bir sermaye sahibi olarak sinemanın ve sinemacının dostu olmaya karar vermesinin payı ne kadardır; elbette bu başka bir tartışma konusu olarak karşımıza çıkar.
Peki, bütün filmler kötü, bütün filmler pespaye miydi?
Bu noktada durup, Ömer Vargı'nın "İnşaat" adlı filmine bir mim koymakta fayda var. İyi film nasıl olur diyenler için vizyondan kalkmış bile olsa numune bir yapım olan "İnşaat", sıradan bir sezonun baş yapıtı olmaya aday özel bir film olarak istisnai bir yerde duruyor.

9 Mart 2004

• Yazarın diğer yazıları...

Mevlana’yı hümanizme mahkûm etmek
Öyküde anlatılmayan
10.400 yazar bir ansiklopedide
Aşkın Hâlleri
'Enstanteneler'in Şairi: Kamil Eşfak Berki
Kibrit-i Ahmer nedir?
Hanzala'nın Sırtındaki Filistin
Balık ve tango
Kadim hikâye yeni öykü
Nusret Özcan en gencimizdi
Dergâh yazıları güldestesi
Cam Irmağı Taş Gemi
Haçlılara Kılıç ve Kalem Çekenler
Karganın güldüğü
Robinson Crusoe ve Siyonizm
İki şiir
Salome’den şarkılar
Vakte karşı sözler
Modernizmden modernleşmeye anadolu sermayesi
İki hatırat
Raylı romanlar
Bellekteki huriler
Rasim Özdenören'den kimi poetik notlar
Michel Butor'un Dünyevi Komedyası: "Değişim"
Reklâm bize sırıtan bir leştir
Şehrin kuleleri
Şiir ve folklor
Şiir ve hikmet
'Bir Beyaz Rüya'nın şiirleri
Dilemmanın dublörü
1970’lerden uzun mektuplar
Yalçın Küçük: Bay Yanlışlanmaz
Transparan kadın yazarlar
Vonnegut'un zehiri ve panzehiri
Şiir atlasında İstanbul
Türk erkeklerini ofsayta düşüren futbol
Aşkın demi kudüm
Bu ülkenin aydını
Pop corn versus patlamış mısır
"Keşke Yalnız Bunun İçin"
“Karanlık Sular”dan okunan Japon hikâyesi
Orhan Okay: Hepimizin hocası
Satıraralarıyla "Yeşilçam Günlüğü"
"Gel Zaman"
Sinemadaki derviş: Yücel Çakmaklı
"Optik Patikada Patak"
Roman tek ama tercüme muhtelif
Müteşair şiire düşman
İhraç fazlası "Huruç"
Reklam romanHuruç"
Reklam roman

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

Başkalarına olduğu kadar kendimize de yabancıyız. - Montaigne

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby