|
Necip Fazıl - Tenkitler, Polemikler, Kavgalar, Murat Ertaş
|
| |
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
|
| |
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
|
| |
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
|
| |
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
|
| |
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
|
| |
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
|
| |
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
|
| |
Hiç, Carmen Laforet
|
| |
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
|
| |
|
|
 |
Pop corn versus patlamış mısır
"Televizyonda 'Türk Sinemasının 77. Yılı' isimli bir program
izledik. Sunucu hanımlardan biri boncuk mavisi, öteki ciğer kırmızısı giysiler
giymişti; ama bu göz alıcı renkler, fonda giden gösterinin kasvetini gidermeye
yetmiyordu... Türk sinemasının o korkunç, kurşun renkli benliksizliği. Anlatılan
şeylerle anlatılış biçimi arasındaki hazin iletişimsizlik. Muhteva ile şekil
arasındaki ürkütücü kopukluk..."
Ayşe Şasa, "Yeşilçam Günlüğü"; Gelenek Yayınları, 2002.
"Türk sineması her sene olduğu gibi yine patladı." Bu cümleyi
yazdıktan sonra üç tane yalan söylediğimi düşünüyorum. İlk yalanım cümlede
"Türk" kelimesinin yer almış olması. Zira "yerli" ve "yerinde" hiçbir öğeye
rastlamadık bu filmlerde. Yine de sanattan ziyade zanaata yaslanan "Yeşilçam"
filmlerinin o yavan sığlığında bile bu denli yabanlık olmadığını vurgulamak
zorundayım. İkinci yalanım ise cümlede "sinema" kelimesinin yer almış olması
talihsizliği. Çünkü olan biteni yedinci sanatın poetikası ve etiği içinde
anlamlandırmak ve değerlendirmek için kavramları epey bir kıvırmak ve
kıvrandırmak gerekiyor. Son yalanım ise "patlama"dan söz etmek. Evet, rakamlarda
yakın zamanlara görece bir artıştan söz etmek olası. Ancak bunu bir patlamadan
ziyade tıslama olarak da değerlendirmek mümkün. Nasıl Orhan Pamuk'un
romanlarının satışı Türkiye'de roman satış ortalamasının artışının bir
göstergesi olamazsa bazı medyatik filmlerinin hasılatı da sinemamız açısından
bir patlama olarak kabul edilemez. "Türk sineması her sene olduğu gibi yine
patladı." diyerek size üç tane sıkı yalan söylemiş oldum böylece. Fakat cümlenin
kalan kısmının doğruluğu konusunda size kefil olabilirim. Tabii her ne
kaldıysa...
Mış gibi sineması
Her ne kaldıysa... Evet, kaldığımız yerden başlamakta sayısız faydalar söz
konusu. Ancak öncelikle kaldığımız bir yerin olması gerekiyor. Madem sinema
derken ticari bir metadan söz ediyoruz. Başka bir ticari metaya atıfta
bulunmakta sayısız fayda var ve madem konumuz Türk sineması örnek gelin ticari
metamızı bulmak çok uzaklara gitmeyelim. Hemen sinemanın fuayesinde
rastladığımız bir ürünü hareket ve dayanak noktası olarak kabul edelim. Hem ne
demiş Arşimed "Bana bir dayanak noktası bulun, dünyayı yerinden oynatayım."
Fuayede evvelden patlamış mısır satılırdı. Bu mısır için tıpkı uzun yıllar önce
nostaljik bir ulaşılmazlık çöplüğüne havale ettiğimiz Yeşilçam gibi "mış"lı
geçmiş zamanda yürürlükteydi. Yeşilçam'ın yerli yerindeliği elbette tartışma
konusuydu. Bugün bize bizi anlatan televizyon dizilerinde Yeşilçam'ın bıraktığı
yerden aynı yersizlik ve yerindesizlik tüm yönleriyle tezahür etmeyi sürdürüyor.
Patlamış mısırın yerli damak tadına hitap eden bize ait bir gıda olduğunu iddia
etmiyorum ama hiç olmazsa ismi Türkçe'ye tercüme edilmişti. Tıpkı Yeşilçam
Sineması gibi.
Sinemamız hangi öznenin nesnesi?
Ancak şurası bir gerçek ki patla"mış" mısırın yerini pop corna bırakması gibi
Yeşilçam Sineması da yerini önce Avrupa merkezli hemen ardından da Amerika
hevesli medyatik bir metaya bıraktı. Yeni filmler çok "pop"tu. Çünkü
televizyonları istila eden televole mantığı ve diliyle kotarılıyordu. "Corn"du
çünkü hem sermaye hem de kadro ve altyapı itibariyle mısır diyemeyecek kadar
bile doğduğu topraklara yabancılaşmış; bambaşka bir varlığa, bir ucube olmaya
doğru evrilmişti. Bugünlerde vizyona giren "Okul", "Hababam Sınıfı", "Vizontele
Tuuba" gibi filmleri art arda izleyince "Türk sineması"nın özne olduğu bir cümle
kurmanın ne denli abes olduğu ve seyre sunulan metanın neyin nesi ve öznesi kim
olan cümlenin nesnesi olduğunu Yusuf Kaplan'nın Kırklar Dergisi'nin Eylül-Ekim
2003 tarihli sayısında çıkan "Bir Sanat Tasavvuru: Asıl ve Usûl, Etik ve
Estetik" başlıklı nefis yazısından okumak mümkün: "Esin ve besin kaynağını
yitiren bir sanat, asliyetini de, şahsiyetini de yitirmekten kurtulamaz ve hep
başka vasatların ürünü olan vasıtalarla, dillerle, formlarla iş yapmaya
kalkışır. (...) O yüzden kendisini üretemez ve konuşmaz; sadece başkalarının
ürettiklerini tekrarla ve tüketir; başkalarının konuştuğu dili konuşmaya
kalkışır. (...) Sonuçta Yeşilçam örneğinde özne (konuşan) Klasik Holywood, Yeni
Genç Türk Sineması özelinde ise özne Avrupa Sineması olmuş; her iki durumda da
Türk Sineması sadece Nesne (konuşulanı konuşan) olmaktan başka bir şey
yapamamıştır."
"Okul" filminin kötü tercüme edilmiş roman tadı taşıyan "korkunç komik" yapısı
Yeşilçam terbiyesi almış Kartal Tibet'in bile kurtaramadığı "Hababam Sınıfı
Merhaba" ile birleşince (ki bu film eski Hababam'lardan daha güzel, en azından
daha derli topluydu) bir de üstüne "Vizontele Tuuba" sosuyla ikram edilen yeni
Türk Sineması Patlaması bize Zeki Coşkun'un para-roman kavramından ödünç
aldığımız para-sinema kavramının kullanılabileceği verimli bir alan açmasının
dışında bir kazanç sağlayamadı. Evet, "Türk Sineması" adlı bu yabacı temcit
pilavı daha önce defalarca ısıtılıp soframıza getirilmişti ama medyanın
pazarlama desteği hiç bu kadar güçlü olmamıştı. Bunda Aydın Doğan'ın bir sermaye
sahibi olarak sinemanın ve sinemacının dostu olmaya karar vermesinin payı ne
kadardır; elbette bu başka bir tartışma konusu olarak karşımıza çıkar.
Peki, bütün filmler kötü, bütün filmler pespaye miydi?
Bu noktada durup, Ömer Vargı'nın "İnşaat" adlı filmine bir mim koymakta fayda
var. İyi film nasıl olur diyenler için vizyondan kalkmış bile olsa numune bir
yapım olan "İnşaat", sıradan bir sezonun baş yapıtı olmaya aday özel bir film
olarak istisnai bir yerde duruyor.
9 Mart 2004
| • Yazarın diğer
yazıları... |

Mevlana’yı hümanizme mahkûm etmek
Öyküde anlatılmayan
10.400 yazar bir ansiklopedide
Aşkın Hâlleri
'Enstanteneler'in Şairi: Kamil Eşfak Berki
Kibrit-i Ahmer nedir?
Hanzala'nın Sırtındaki Filistin
Balık ve tango
Kadim hikâye yeni öykü
Nusret Özcan en gencimizdi
Dergâh yazıları güldestesi
Cam Irmağı Taş Gemi
Haçlılara Kılıç ve Kalem Çekenler
Karganın güldüğü
Robinson Crusoe ve Siyonizm
İki şiir
Salome’den şarkılar
Vakte karşı sözler
Modernizmden modernleşmeye anadolu sermayesi
İki hatırat
Raylı romanlar
Bellekteki huriler
Rasim Özdenören'den kimi poetik notlar
Michel Butor'un Dünyevi Komedyası: "Değişim"
Reklâm bize sırıtan bir leştir
Şehrin kuleleri
Şiir ve folklor
Şiir ve hikmet
'Bir Beyaz Rüya'nın şiirleri
Dilemmanın dublörü
1970’lerden uzun mektuplar
Yalçın Küçük: Bay Yanlışlanmaz
Transparan kadın yazarlar
Vonnegut'un zehiri ve panzehiri
Şiir atlasında İstanbul
Türk erkeklerini ofsayta düşüren futbol
Aşkın demi kudüm
Bu ülkenin aydını
Pop corn versus patlamış mısır
"Keşke Yalnız Bunun İçin"
“Karanlık Sular”dan okunan Japon hikâyesi
Orhan Okay: Hepimizin hocası
Satıraralarıyla "Yeşilçam Günlüğü"
"Gel Zaman"
Sinemadaki derviş: Yücel Çakmaklı
"Optik Patikada Patak"
Roman tek ama tercüme muhtelif
Müteşair şiire düşman
İhraç fazlası "Huruç"
Reklam romanHuruç"
Reklam roman
|
 |

Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.
Alexa Rating
|