|
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
|
| |
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
|
| |
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
|
| |
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
|
| |
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
|
| |
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
|
| |
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
|
| |
Hiç, Carmen Laforet
|
| |
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
|
| |
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
|
| |
|
|
 |
“Karanlık Sular”dan okunan Japon hikâyesi
Modern dünya önce “aile” kavramını onu koruyan tabakadan soyutlayıp çekirdek
aileyi icat etti. Çekirdek aile ana, baba ve çocuktan ibaret savunmasız bir
birime indirgenince hem tüketim hem de üretim açısından mevcut sisteme kolayca
monte edildikten sonra bununla da iktifa edilmedi ve fizikte atomun
parçalanmasıyla kıyaslanabilecek bir değişim sahneye kondu. Yeni hedef çekirdek
aileydi ve o da paramparça edildi.
Atom çekirdeğinin parçalanması sayesinde icat edilen atom bombasının ilk mağduru
olan Japon bir yönetmenin çektiği “gerilim” filminde çekirdek ailenin
parçalanmasından doğan yalnızlığın ana temalardan biri olmasına belki de tesadüf
değil.
Zira Mehmet Akif Ersoy’un “Siz gidin, safvet-i İslâmı Japonlarda görün / O küçük
boylu, büyük milletin efradı bugün / Müslümanlıktaki erkanı siyanete ferid; /
Müslüman denmek için eksiği ancak Tevhid” (İnkılap Kitabevi, İstanbul; 4. Basım,
1955) dediği ve terakki için örmek gösterdiği bu ülkenin insanları bizim
Tanzimat Fermanı’nı ilan edişimize benzer askeri sebeplerle başlayan bir
batılaşma macerası yaşadı.
Tanzimat Fermanı’ndan 14 yıl sonra 1853’te Japonya’nın Uraga Limanı’na gelen ABD
donanmasının topları Japonya’nın batı karşısındaki son refleksini de kırınca
önce geleneksel “Şogunluk”un köküne kibrit suyu döküldü sonra da ABD ve
Avrupa’ya inceleme heyetleri gönderen Meici dönemi başladı.
“Hayat dört şeyle kaimdir derdi babam”
Hideo Nakata’nın “Karanlık Sular” adlı filminde hiç şüphesiz ki bu tarihi
dönüşüm anlatılmıyor. Fakat söz konusu dönüşümün neticeleri suların karanlığına
ister istemez yansımış. Gelenekte dört temel unsurdan biri olan su filmin
hikâyesinin üstüne kurulduğu esas imgesi.
Nitekim tavandan damlarken, gökten yağarken ya da musluktan akarken görüyoruz
suyu. Fakat dört unsurdan birinden ziyade o köhne apartmanın şebekesine
hapsolmuş ve gelenekteki anlamından soyutlanmış ve kirlenmiş suyla
karşılaşıyoruz. Filmde su, Dr. Frankestein’in ceset parçalarını monte ederek
oluşturduğu canavar gibi bir rol üstleniyor.
Ancak “Karanlık Sular”ı canavarlaştıran somut bir deli ve dahi mucide
rastlamıyoruz. Sanki suyu tek boyutlu dünyaya yani su şebekesine ve köhne depoya
hapseden modern şehir canavarlaştırıyor. Film boyunca çekirdek aileyi de
parçaladığı için atom bombasıvari etkilerine şahit olduğumuz modern yalnızlığın
bir benzerini de su yaşadığı için canavarlaşmış.
Yalnızlığın çerezi çekirdek aile
“Karanlık Sular”ın hikâyesi parçalanmış bir çekirdek aile ve yakın çevresinde
geçiyor. Kocasından henüz ayrılan ve altı yaşındaki çocuğunun bütün sorumluğunu
üstlenen anne ekonomik koşulların da etkisiyle bekarlık döneminde yaptığı işe
geri dönmek zorunda kalır.
Böylece çocuk da henüz altı yaşındayken kreşe emanet edilen ve akşamleyin
herkesin annesi aldıktan sonra fazla mesaiye kalan annesini bekleyen yapayalnız
çocuklar kalabalığına dahil olur. Çocuk bu noktada annesinin küçükken ailesinin
dağılması sebebiyle yaşadığı travmanın bir benzerini yaşamaya başlar.
“Karanlık Sular”ı bildik bir psikolojik film olmaktan çıkarıp gerilim-korku
türüne sokan ögesi ise hikâyenin son kısmı haricinde tam olarak göremediğimiz
sarı yağmurluklu kız. Annesini kaybettikten sonra bir türlü bulunamayan bu kızın
gizemi “Karanlık Sular”la birlikte binanın şebekesinde dolaşırken insan ister
istemez geriliyor.
Hideo Nakata’nın başarılı yönetmenliği oyuncuların performansları ve müziklerle
taçlanırken vasat ve kötü filmlere sıklıkla rastladığımız bu türün iyi
örneklerinden birine rastlamanın keyfiyle sinemadan ayrılıyoruz.
Film hakkında son bir notum da Hollywood’dan. Uzunca bir süredir özgün senaryo
bulma krizi yaşadığı için ya kendi eskilerini kırpıp kırpıp yeniden pazarlayan
ya da diğer ülkelerin sinemalarından ithal etmeyi tercih eden Holywood “Karanlık
Sular”ın ABD versiyonu için de harekete geçmiş. Belki o filme de gider “bir film
içeriğinden nasıl arındırılır?” sorusuna cevap ararız.
FİLMİN KÜNYESİ:
YÖNETMEN: HİDEO NAKATA
OYNAYANLAR: HİTOMİ KİROKİ, YOSHİMİ MATSUARA, RİO KANNA
YIL: 2002
SÜRE: 101 DAKİKA
16 Ocak 2004
| • Yazarın diğer
yazıları... |

Mevlana’yı hümanizme mahkûm etmek
Öyküde anlatılmayan
10.400 yazar bir ansiklopedide
Aşkın Hâlleri
'Enstanteneler'in Şairi: Kamil Eşfak Berki
Kibrit-i Ahmer nedir?
Hanzala'nın Sırtındaki Filistin
Balık ve tango
Kadim hikâye yeni öykü
Nusret Özcan en gencimizdi
Dergâh yazıları güldestesi
Cam Irmağı Taş Gemi
Haçlılara Kılıç ve Kalem Çekenler
Karganın güldüğü
Robinson Crusoe ve Siyonizm
İki şiir
Salome’den şarkılar
Vakte karşı sözler
Modernizmden modernleşmeye anadolu sermayesi
İki hatırat
Raylı romanlar
Bellekteki huriler
Rasim Özdenören'den kimi poetik notlar
Michel Butor'un Dünyevi Komedyası: "Değişim"
Reklâm bize sırıtan bir leştir
Şehrin kuleleri
Şiir ve folklor
Şiir ve hikmet
'Bir Beyaz Rüya'nın şiirleri
Dilemmanın dublörü
1970’lerden uzun mektuplar
Yalçın Küçük: Bay Yanlışlanmaz
Transparan kadın yazarlar
Vonnegut'un zehiri ve panzehiri
Şiir atlasında İstanbul
Türk erkeklerini ofsayta düşüren futbol
Aşkın demi kudüm
Bu ülkenin aydını
Pop corn versus patlamış mısır
"Keşke Yalnız Bunun İçin"
“Karanlık Sular”dan okunan Japon hikâyesi
Orhan Okay: Hepimizin hocası
Satıraralarıyla "Yeşilçam Günlüğü"
"Gel Zaman"
Sinemadaki derviş: Yücel Çakmaklı
"Optik Patikada Patak"
Roman tek ama tercüme muhtelif
Müteşair şiire düşman
İhraç fazlası "Huruç"
Reklam romanHuruç"
Reklam roman
|
 |

Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.
Alexa Rating
|