d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• YAZARLAR  

Bugün:

DERGİBİ YAZARLARI
Yazıyorum, öyleyse varım!
Melih Bayram Dede
Karanlık Oda
Ferhat Ünlü
Sevgilim Hayat
Fadime Özkan
Mutsuzluk Oyunları
Ömer Sercan
Bilir Kişi
Hüseyin Akın
Mürekkep Lekesi
Suavi Kemal Yazgıç
Yazgı
Özlem Albayrak
Beriki Taraf
Orhan Karagöl
Söz Misali
Ali Ömer Akbulut
Mavi Kalem
Mehmet Aycı
Seyr-ü Sefer
Sefer Kayaoğlu
Vesselâm
Kâmil Doruk
Cem Vefa

KİTAPLIK
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Hiç, Carmen Laforet
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
Daha fazla kitap için tıklayın!


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


MÜREKKEP LEKESİ

SUAVİ KEMAL YAZGIÇ
suaviy@
yahoo.com
“Karanlık Sular”dan okunan Japon hikâyesi

Modern dünya önce “aile” kavramını onu koruyan tabakadan soyutlayıp çekirdek aileyi icat etti. Çekirdek aile ana, baba ve çocuktan ibaret savunmasız bir birime indirgenince hem tüketim hem de üretim açısından mevcut sisteme kolayca monte edildikten sonra bununla da iktifa edilmedi ve fizikte atomun parçalanmasıyla kıyaslanabilecek bir değişim sahneye kondu. Yeni hedef çekirdek aileydi ve o da paramparça edildi.

Atom çekirdeğinin parçalanması sayesinde icat edilen atom bombasının ilk mağduru olan Japon bir yönetmenin çektiği “gerilim” filminde çekirdek ailenin parçalanmasından doğan yalnızlığın ana temalardan biri olmasına belki de tesadüf değil.

Zira Mehmet Akif Ersoy’un “Siz gidin, safvet-i İslâmı Japonlarda görün / O küçük boylu, büyük milletin efradı bugün / Müslümanlıktaki erkanı siyanete ferid; / Müslüman denmek için eksiği ancak Tevhid” (İnkılap Kitabevi, İstanbul; 4. Basım, 1955) dediği ve terakki için örmek gösterdiği bu ülkenin insanları bizim Tanzimat Fermanı’nı ilan edişimize benzer askeri sebeplerle başlayan bir batılaşma macerası yaşadı.

Tanzimat Fermanı’ndan 14 yıl sonra 1853’te Japonya’nın Uraga Limanı’na gelen ABD donanmasının topları Japonya’nın batı karşısındaki son refleksini de kırınca önce geleneksel “Şogunluk”un köküne kibrit suyu döküldü sonra da ABD ve Avrupa’ya inceleme heyetleri gönderen Meici dönemi başladı.

“Hayat dört şeyle kaimdir derdi babam”

Hideo Nakata’nın “Karanlık Sular” adlı filminde hiç şüphesiz ki bu tarihi dönüşüm anlatılmıyor. Fakat söz konusu dönüşümün neticeleri suların karanlığına ister istemez yansımış. Gelenekte dört temel unsurdan biri olan su filmin hikâyesinin üstüne kurulduğu esas imgesi.

Nitekim tavandan damlarken, gökten yağarken ya da musluktan akarken görüyoruz suyu. Fakat dört unsurdan birinden ziyade o köhne apartmanın şebekesine hapsolmuş ve gelenekteki anlamından soyutlanmış ve kirlenmiş suyla karşılaşıyoruz. Filmde su, Dr. Frankestein’in ceset parçalarını monte ederek oluşturduğu canavar gibi bir rol üstleniyor.

Ancak “Karanlık Sular”ı canavarlaştıran somut bir deli ve dahi mucide rastlamıyoruz. Sanki suyu tek boyutlu dünyaya yani su şebekesine ve köhne depoya hapseden modern şehir canavarlaştırıyor. Film boyunca çekirdek aileyi de parçaladığı için atom bombasıvari etkilerine şahit olduğumuz modern yalnızlığın bir benzerini de su yaşadığı için canavarlaşmış.

Yalnızlığın çerezi çekirdek aile

“Karanlık Sular”ın hikâyesi parçalanmış bir çekirdek aile ve yakın çevresinde geçiyor. Kocasından henüz ayrılan ve altı yaşındaki çocuğunun bütün sorumluğunu üstlenen anne ekonomik koşulların da etkisiyle bekarlık döneminde yaptığı işe geri dönmek zorunda kalır.

Böylece çocuk da henüz altı yaşındayken kreşe emanet edilen ve akşamleyin herkesin annesi aldıktan sonra fazla mesaiye kalan annesini bekleyen yapayalnız çocuklar kalabalığına dahil olur. Çocuk bu noktada annesinin küçükken ailesinin dağılması sebebiyle yaşadığı travmanın bir benzerini yaşamaya başlar.

“Karanlık Sular”ı bildik bir psikolojik film olmaktan çıkarıp gerilim-korku türüne sokan ögesi ise hikâyenin son kısmı haricinde tam olarak göremediğimiz sarı yağmurluklu kız. Annesini kaybettikten sonra bir türlü bulunamayan bu kızın gizemi “Karanlık Sular”la birlikte binanın şebekesinde dolaşırken insan ister istemez geriliyor.

Hideo Nakata’nın başarılı yönetmenliği oyuncuların performansları ve müziklerle taçlanırken vasat ve kötü filmlere sıklıkla rastladığımız bu türün iyi örneklerinden birine rastlamanın keyfiyle sinemadan ayrılıyoruz.

Film hakkında son bir notum da Hollywood’dan. Uzunca bir süredir özgün senaryo bulma krizi yaşadığı için ya kendi eskilerini kırpıp kırpıp yeniden pazarlayan ya da diğer ülkelerin sinemalarından ithal etmeyi tercih eden Holywood “Karanlık Sular”ın ABD versiyonu için de harekete geçmiş. Belki o filme de gider “bir film içeriğinden nasıl arındırılır?” sorusuna cevap ararız.

FİLMİN KÜNYESİ:
YÖNETMEN:
HİDEO NAKATA
OYNAYANLAR: HİTOMİ KİROKİ, YOSHİMİ MATSUARA, RİO KANNA
YIL: 2002
SÜRE: 101 DAKİKA

16 Ocak 2004

• Yazarın diğer yazıları...

Mevlana’yı hümanizme mahkûm etmek
Öyküde anlatılmayan
10.400 yazar bir ansiklopedide
Aşkın Hâlleri
'Enstanteneler'in Şairi: Kamil Eşfak Berki
Kibrit-i Ahmer nedir?
Hanzala'nın Sırtındaki Filistin
Balık ve tango
Kadim hikâye yeni öykü
Nusret Özcan en gencimizdi
Dergâh yazıları güldestesi
Cam Irmağı Taş Gemi
Haçlılara Kılıç ve Kalem Çekenler
Karganın güldüğü
Robinson Crusoe ve Siyonizm
İki şiir
Salome’den şarkılar
Vakte karşı sözler
Modernizmden modernleşmeye anadolu sermayesi
İki hatırat
Raylı romanlar
Bellekteki huriler
Rasim Özdenören'den kimi poetik notlar
Michel Butor'un Dünyevi Komedyası: "Değişim"
Reklâm bize sırıtan bir leştir
Şehrin kuleleri
Şiir ve folklor
Şiir ve hikmet
'Bir Beyaz Rüya'nın şiirleri
Dilemmanın dublörü
1970’lerden uzun mektuplar
Yalçın Küçük: Bay Yanlışlanmaz
Transparan kadın yazarlar
Vonnegut'un zehiri ve panzehiri
Şiir atlasında İstanbul
Türk erkeklerini ofsayta düşüren futbol
Aşkın demi kudüm
Bu ülkenin aydını
Pop corn versus patlamış mısır
"Keşke Yalnız Bunun İçin"
“Karanlık Sular”dan okunan Japon hikâyesi
Orhan Okay: Hepimizin hocası
Satıraralarıyla "Yeşilçam Günlüğü"
"Gel Zaman"
Sinemadaki derviş: Yücel Çakmaklı
"Optik Patikada Patak"
Roman tek ama tercüme muhtelif
Müteşair şiire düşman
İhraç fazlası "Huruç"
Reklam romanHuruç"
Reklam roman

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

Altın prangalar demir olanlardan çok daha kötüdür. - M. Gandi

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby