"Reisin Kara Merhemi" hangi yaraya şifa oldu? Yalnızlığı büyüdükçe büyüyen "Süleyman Değirmi Monologları"nı okurken bu soru da bir yandan kafamda fink atıyordu. Hakan Arslanbezer'in monologları uzadıkça uzuyor. Arslanbenzer ve Safi'nin çıkardığı Huruç'un ilk sayısı "Büyük Türk Şiiri" özel sayısına ibretle baktım. Maalesef Huruç Dergisini çıkaran şair arkadaşların başarısı Amerika'yı yeniden keşfetmekten ibaret.
Huruç mangası Türk Şiiri'ne niyet edeyim derken -Hindistan'a gitmek üzere yola çıkıp- Amerika'ya ulaşan ve bulduklarını Türk Şiiri sanan birer Kolomb'lar. Neo Epik adlı mucizevi bir Kolomb yumurtası üstünde kuluçkaya yatan bu yoldaşlar Beatnikler'in yıpratılmış mirasını Türk Şiiri diye pazarlamaya yeltenecek denli Türk şiirine uzak, yabancı insanlar ve "devrim devrim dedikleri" sığlığın yüceltilmesinden ibaret. Hakan Arslanbenzer şeyleşmeye, nesneleşmeye, alt sanatın, alt kültürün bir parçası olmaya talip.
Huruç ne yazık ki "Türkçe Sözlü Amerikan Şiiri" adıyla anılabilecek mısralar topluluğu halinde duruyor karşımızda. Tıpkı "Türkçe Sözlü Hafif Müzik" gibi bir aranjman yani. "İngiliz şair olur mu?" diyen Mehmet Ankara'ya sormam gereken bir soru var. Türkçe kelimelerle Amerikan şiiri yazılır mı? Hakan Arslanbenzer'in destansı manileri buna hiçbir mani olmadığını ispatladı.
Cem olamamış ve olamayacak sıkıntılı ve sıkıcı bir dergi Huruç. Kabul etmek gerekir ki Huruç nihayet patladı ve bu dergide emeği geçen Eren Safi ve Hakan Arslanbenzer'e Murat Menteş'in mısralarını hatırlatmak zorundayım: "Patlamalar kısa sürer Superman".