|
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
|
| |
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
|
| |
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
|
| |
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
|
| |
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
|
| |
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
|
| |
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
|
| |
Hiç, Carmen Laforet
|
| |
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
|
| |
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
|
| |
|
|
 |
Geldim yarım, kaldım yarım, uykuda mısın sevgili yarim...
Kızların kendilerine duydukları özgüven, kullandıkları şampuanla yakından
ilgilidir. Şampuanın kalitesi ve fiyatı arttıkça saçlara verdiği o hacim,
dolgunluk da artacak, buna bağlı olarak da özgüvenler gelişecektir. Kaliteli bir
şampuanı kullanmayı kendisine ilke edinmiş bir genç kız, çocuk da yapabilir
kariyer de. Piyasadaki en pahalı, en kaliteli şampuanı sürekli kullanan bir genç
bayan, fikri hür vicdanı hür bir fert olarak yaşam merdivenlerini soluksuz
çıkar, -yasalar da elveriyorsa eğer- reisicumhur bile olabilir.
Televizyonda reklamlara bakıyorum da, enflasyonist etkilerle bir türlü beklenen
canlanmayı yaşayamamış durgunluk içindeki piyasalarımıza hareket getirmek için
türlü türlü atraksiyonlar içeriyorlar. Bir deterjanın çamaşırları nasıl da
temizlediğini anlatmak için metrelerce uzunlukta bir çarşaf, trafiğe kapalı bir
alanda sokak sokak gezdiriliyor. Üstüne her çeşit leke yapıcı fırlatılıyor
balkonlardan. Hatta bu kahraman temizlik neferlerinin üstüne kızgın yağ bile
dökülüyor. Sonunda bu dev çarşaf, o deterjanla yıkanarak bembeyaz oluyor ve
deterjanın temizleyici etkisi kanıtlanırken, yüzlerce kadın da bu cansiperane
zaferlerini alkışlarla kutluyorlar.
Yapılan bir araştırmada, reklamların yüzde 70'inin kadınlar ve çocuklara hitap
ettiği belirlenmiş. Kalan yüzde otuzunda da yetişkin erkekler için üretilen
ürünler sunuluyormuş. Onların da çoğu kadınlara sunduruluyor. Arabasının üzerine
birinin düşme tehlikesi olduğunu gören bayan, hemen koşup arabasını emniyete
alıyor. Bir erkek bunu yapar mı?
Siz hiç yeni aldığı soğutucunun bir üst modeli çıkmış diye ağlayan ya da
bosweloklu, şeltoxlu cilt bakım seti almak isteyen bir adam gördünüz mü? Peki
saçlarının rengini sigortalattığını söyleyip sevinen bir abiniz, amcanız oldu
mu?
Erkekler üretiyor, kadınlardan da alabildiğince tüketmeleri isteniyor. Üretim
erkeksi, tüketim ise dişi bir süreç gibi görünüyor, durum onu gösteriyor.
Sadece reklamlarda da değil. Bir akşam iş çıkışı biraz yürüyeyim dedim.
Terlikçisinden penyecisine mağazalar ve vitrinler, sanki yalnızca kadınların
yaşadığı bir şehir için pazarlıktılar.
Buzdolabının evde ortak kullanıma ait bir eşya olduğunu düşünen biz bekar
erkekler fena halde yanılıyoruz bence. O kadınındır, onun beğenisine göre
alınacaktır. Oturma odası, salon takımı, sandalye, koltuk, hatta su bardağı
gibi, evde ortak kullanım alanında görünen tüm eşyaların alımında biz erkekler
tercihi hep sevgili partnerlerimizin onayına bırakırız.
"Evet tatlım çok güzel beğenmişsin" "Buz beyazı mı, evet harika olur doğrusu"
falan deyip geçiştiririz. Peki biz bilmez miyiz, evin duvarlarının kırmızıya
boyanmayacağını, ya da plastik veya saten boyanın daha temiz ve estetik
olduğunu? Biliriz tabii ama, kadının kendini tüm benliğiyle bu işlere verişine
engel olmak istemez, onun ev eşyalarıyla duvarların boyası arasında oluşabilecek
muhtemel renk uyuşmazlıklarının önüne nasıl da bir hükümdar gibi geçtiğini
seyrederiz bıyık altından.
Ya şu penyeciler. İşlek bir caddede boş bulunan üç metrekarelik bir dükkan
ertesi gün hemen penyeci oluveriyor. Türlü türlü motifler ve renklerle badiler
(body), jile, lila, camgöbeği, v yaka, yarım kol, merserize, triko, döpiyes,
abiye, ekose, puantiye, şantiye...
Minareden at beni, in aşağı tut beni.
Bir ayakkabı alacağım diye Bakırköy'de bulamayıp Beşiktaş'a gittiğimi bilirim.
Terlikçiden, penyeciden geçilmiyor ki ortalık. Erkek giyimi satan mağazalara
bakın, ne kadar sakin ve sıkıcı görünürler. Birkaç renkte gömlek ile düz ya da
çizgili iki farklı kumaştan kesilmiş takım elbiseler. Siyah, kahverengi tonları
ayakkabılar. Gerçi kırmızı erkek ayakkabısı da var ama ben şahsen giymem. Gündüz
kırmızı ayakkabı giymiş bir erkek arkadaşlarıyla karşılaşan kızların, akşam evde
biraraya geldiklerinde şinanay şinanay gülüşeceklerini hatırlatayım. "Ay
Berke'nin ayakkabısı neydi öyle, domates gibi"
Teflon tava, yolluk, nihale, yastık kılıfı, pike, duvar saati, yemek takımı,
pasta tabağı, salata kasesi, mutfak dolabı, portmanto, kahve takımı, perde,
baharat takımı, masa örtüsü, elektrikli süpürgeyi hep kendilerine bir elbise
alır gibi alır, eve gelince de bizden bu aletleri kullanarak ev işlerine
yardımcı olmamızı beklerler.
Kıyafetleri de onlarcadır ama hala eksik birşeylerinin olduğuna inanırlar.
Alışveriş alışverişi getirir; mavi bir çantayı beğenip sekizinci çantalarını
alırlar, sonra o çantayla renk uyumunu sağlayacak bluz, etek, pantolon ve
ayakkabılar alınır. Bayanlar için kıyafet, fulardan ayakkabıya kadar uyumlu bir
kompozisyon demek olduğundan, yüzlerce giyim eşyasından oluşan onlarca giysi
kompozisyonları vardır. "Ay şunun altına bu olmadı"
Askılı bir tişört giyip, kopçası ayak başparmağının arasından geçerek ayağa
tutturulmuş terlikimsi bir şey giymiş bir şekilde tiril tiril işe gidebilen bir
erkek var mı bu yaz sıcaklarında?
Şampuan, deterjan, terlik, yüz maskesi, cilt sıkılaştırıcı, dudak parlatıcı, saç
şekillendirici. İnsan ayak tırnağına bile boya sürer mi ya?
Fakat sevindirici bir gelişme olarak da şunu görüyorum ki, artık çoğu bayan,
üzerinden sarkan küçük bir kısmıyla dizileri, filmleri bizimle beraber seyreden
o televizyonun üstündeki dantele giderek cephe alıyor, anlamsız buluyor.
Kutluyorum.
Yine de biz erkekler, bu sevimli alışveriş canavarları olmadan yaşayamayız
hayatı... Belki de yaşamın estetik ameliyatını kadınlara bırakıp, kendi cerrahi
müdahalelerimizi sürdürmeliyiz.
Ama kırmızı ayakkabı giymem...
1 Temmuz 2004
| • Yazarın diğer yazıları... |

Zaman cadısının tozlu süpürgesi…
Arı Maya resimli kokulu silgi…
Dokuz sekiz toprak, yarım anne…
Bir zamanların elveda salınımları
Geldim yarım, kaldım yarım, uykuda mısın sevgili yarim...
Gitmekler...
Müzikli resimli öznel tarih dökümü...
6 Edebiyat A
Süpürgesi yoncadan Eminem...
'Penaltı mıydı? / Hakemler de insan'
Kızıltepe'den çıkarken dönüp dönüp baktım Mardin'e...
Adalar kıyılarında pavurya avcıları...
Ben evlenemem anne, faizler düşürüldü!
Urfa türkülerine, Tom Waits'e, sakin olmaya...
Ordan burdan...
Denzel Washington, SSK Primi ve Patronum...
Bir dükkandan çıkan sosyal açılımlanmaların psiko-şahsi politiği
Sevdiğim şeyler...
Hani gülen gözlerin...
Kim soğutuyor sokakları...
Nash dengesi: Aşk ve ölüm sıfırı
Orhan Ayhan, Muhammed Ali ve Amerika Birleşik Devletleri
Görmedin gözlerimde sana kurduğum dünyayı
Aşk parasızların sevimli maskesi
|
 |

Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.
Alexa Rating
|