| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Adalar kıyılarında pavurya avcıları...
New York'un beş eski mahalleden oluştuğu söylenir ; Bronx, Queen, Manhattan, East ve West Side. Tıpkı 'İstanbul yeditepe üzerine kurulmuştur' der gibi. Yani bir nevi bizdeki Sarayburnu, Galata, Eyüp, Kasımpaşa ve müstahzarları. Geçtiğimiz gün bir arkadaştan elektro posta aldım. Olay yabancı bir memlekette cereyan ediyor, (bence New York'ta).
İşte bu herkese 'Her sabah uyandığında aynaya bak ve ben mutlu olmalıyım de' türünden, aklınca manevi reçetecikler yazan kahramanımız Jerry, (Polyanna'nın zamanında yaşasaydı anasından isterdik de dünyanın en iyimser çocukları olurdu bu çiftten) bir gün dükkanının (kendi dükkanı var!) arka kapısını açık unutur ve içeriye giren silahlı soygunculara 'Bakın mutluluk elinizde, bunu siz seçin' demeye kalmadan, acemi yüzücülerin su yutması gibi kurşunlar ağzından burnundan dolar midesine. Yere yığılır ve yerdeyken de bir sürü mutluluk telkinleri yapar kendi kendine. Hastaneye kaldırılır, durumu ciddidir, hele doktorların ona bakışlarındaki surat ifadelerini gördükçe iyice sallanır ama yıkılmaz PolyJerry. Midesinde yuvalanmış kurşunları temizlemeye çalışan o kan ter içindeki doktorlara, 'Kurşunlara alerjim var' gibi tam dayaklık bir espri yapacak kadar da ileri götürür işi. Sonra da -hikaye bu ya- bu oto-pozitivizasyonu neticesinde eski sağlığına kavuşur.
Şimdi New York'tan İstanbul'a, yurdumuza dönelim. Jerry bizim tekel sigara fabrikasında işçilere gitse dese ki, 'Hükümet size sıfır zam önerdi' dese, işçiler de ona 'Olsun ziyanı yok, mutlu olmak benim elimde,' demeli değil mi? Üç çocuklu, ay sonlarını Hacc'a gidecek gibi mütevekkil bekleyen bir işçi ailesinin reisi, bizim Jerry'le Polyannacılık oynayacak onlarca yıllık kamu hizmetinden sonra. Maaş kuyruğunda kalp krizi geçiren yaşlıca emekliler, buğdaya, tütüne ter akıtan çiftçiler, öğretmenler, doktorlar, şoförler, müstahdemler, terziler, fırıncılar, berberler, marangozlar, mühendisler, ekmeğini hayatı elleriyle deşip, makinalarla didişip pişiren bilcümle meslek erbabı çıkacak diyecek ki, 'Trilyonların vurguncu keselerine dolması benim hayatta mutuluğu tercih etmemi engelleyemez' diyecekler.
19. yüzyıl sonlarının krizler içindeki Amerika'sında dans edip şarkı söyleyen bir grup mutlu insanı anlatan Atları Da Vururlar (They Shoot Horses, Don't They?) filmi, ya da bizde de birkaç yıl önceki ağır kriz günlerinde bir özel televizyon kanalımızın düzenlediği o saatlerce dans etme yarışması, işte hep bu Jerry'lerin işi. Bense hep bir Travis Bickle bekliyorum (Robert De Niro, Taxi Driver, 1976) New York sokaklarındaki kokuşmuşluğu kendi yöntemleriyle temizlemeye çalışan.
Bunları söyledim ama benden de bir huzur-rahatlık prospektüsü beklemeyin, ben de bilmiyorum inanın mutluluğun kimyasını. Bütün bunlar boş, ben hafta sonu Adalara kaçacağım ziyadesiyle. Geçen yıl gitmiş, sabahlamıştık arkadaşlarla al mahuru ver hicazı kabilinden. Gecenin karanlıklarında sahile beş-on metre uzaktan küçücük bir ampul ışığı yüzerek geçerdi, uyuyanı rahatsız etmek istemeyen düşünceli bir afacan gibi. Bizim Mutlu (soyadı da Şen'dir), hem o bilir belki mutluluğu bir ara sorarım, ona sordum, 'pavurya avcıları bunlar' dedi suda yüzen cılız ışığı göstererek. Motorsuz teknelerinde zayıf bir ampul ışığıyla sahile yakın sığ sularda pavurya avlarlarmış.
Uzakta binbir ışıltısıyla binlerce gözlerini kısmış yatan bir ejderha gibiydi İstanbul.
9 Temmuz 2003
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|