| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Urfa türkülerine, Tom Waits'e, sakin olmaya...
Hep bir telaş üzere yaşadığımız halde neden her şeye geç kalırız? Geciktirdim yazımı örneğin, oysa son yazımı gönderdiğimde, bir daha yaramazlık yapmama sözü veren suçlu çocuk gibi söz vermiştim kendi kendime. Oysa daha yazımı yollar yollamaz düşmüşte içime telaşın ılıklığı.
Telaş ettikçe geç kalınıyor her şeye.
Oysa sakin yaşamalı, simitçiden simit alan kadınlar gibi sakin, kaygısız. Oysa ben daha simitçiye varmadan yokluyorum ceplerimi, el yordamıyla bulduğum bozuk paraları itinayla sayıp yetiyorsa denkleştiriyor, tatil valizi hazırlar gibi, acaba eksik kaldı mı kaygısıyla diğer cebime ayırıyorum parayı. Her şeyim hazır olmalı, hazırlıksız yakalanmamalı simit alırken bile.
Yüze değen kadife bir şal gibi okşayarak geçer teni bahar sabahlarında rüzgar. Aptal aşık gibi uyanır, aceleyle yüzümü yıkar, bir telaşla, geç kalma endişesiyle banyoya, mutfağa kaçacak delik arayan fındık fareleri gibi koşuşturun evin içinde. Camekanlarda sabah börekleri bakıp bakıp güler halime. Arkamdan itiyormuşlar gibi vücudum öne doğru eğik atarım adımlarımı, yeşile dönen trafik ışıkları güler halime.
Ama ne kadar erken gitsem de yine de geç kaldığımı hissederim işe...
Bir ismi yanlış, dili döndüğünce söyleyen ev kadınları gibi sakin, geniş, ben yaptım oldu yaşamalı. Komşumuz Seher teyze vardı, hacizli malları depolayan "Yedd-i emin"cilere "Yedieminci" derdi. Bayılırdım bu yanlışlığın rahatlığına, kaygısızlığına. Günbatımlarının akşamları pencerelerde yaktığı sakin ateşlere de bayıldım sonra.
Gün ortasında güneşin alnına yayılmış yatan sokak köpeklerine, köy kahvelerinin çınaraltı bahçelerinde çay içen ihtiyarlara ve ayaklarındaki lastik meshlere, telaşsız ıhlamur ağaçlarına, niyetsiz, isteksiz, durgun akan sulara, içi geçmiş viran evlere, 'Imagine there's no heaven'a, Lennon'a, telaşsız susmalara da vuruldum sonra...
Yazmayı unuttum Urfa türkülerine de vuruldum akıllandıkça...
Beş çayları kadar sakin bir dem tutturamadıktan sonra ne tadı var ki ömrün? Neye geç kalacağız, böyle itfaiye erleri gibi koştururken günlerin peşinden? Ağır, boş vermiş, heyecansız Tom Waits şarkılarını sevmeli oysa. Niye bu ocakta unutulmuş yemeğin akla gelişi gibi telaş?
Her şeye boşversem bir yangın yeri gibi telaş alır beni, oysa Edirne sokakları gibi kaygısız gülmeli, kayıtsız kalmalı hayata, balık pazarları gibi neşeli olmalı ömür çarşısı.
Tembellikle acele arasına, dere kenarı söğütlerine, bakırcılar çarşısında yaz öğlenlerine, cami avlusunda güvercin kuşlarına, Hicaz semailere, masal anlatmalara ve çok önemli bir şeymiş gibi dinlemelerine çocukların, istavrit balığına, Kaplumbağa Terbiyecisi'ne, ağır aksak akan ne varsa yaşamda hepsine.
Sakin olmaya...
3 Nisan 2003
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|