d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• YAZARLAR  

Bugün:

DERGİBİ YAZARLARI
Yazıyorum, öyleyse varım!
Melih Bayram Dede
Karanlık Oda
Ferhat Ünlü
Sevgilim Hayat
Fadime Özkan
Mutsuzluk Oyunları
Ömer Sercan
Bilir Kişi
Hüseyin Akın
Mürekkep Lekesi
Suavi Kemal Yazgıç
Yazgı
Özlem Albayrak
Beriki Taraf
Orhan Karagöl
Söz Misali
Ali Ömer Akbulut
Mavi Kalem
Mehmet Aycı
Seyr-ü Sefer
Sefer Kayaoğlu
Vesselâm
Kâmil Doruk
Cem Vefa


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


KİTAPLIK
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Hiç, Carmen Laforet
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
Daha fazla kitap için tıklayın!

MUTSUZLUK OYUNLARI
Ömer Sercan
ÖMER SERCAN
serjano@
hotmail.com

Hani gülen gözlerin...

Bir sabah kalkıp yüzünüzü yıkamak için aynanın karşısına geçtiniz, durum şu:
Saçlarınız sarı ve uzamış (oysa siyahtı, kısaydı), hayli açık bir ten (esmerdiniz ama) ve gözleriniz kırmızı (bu kadar da olmaz!)...

Ne yaparsınız? Ben olsam hiç umursamam! Yine aynı ve gereksiz işe geç kalacağım korkusuyla (gereksiz, çünkü hiç geç kalmam ama yine de korkarım), gece gelen yabancı suratıma baka baka traş olur, sonra giyinip hemen evden çıkarım. Ve her sabah yaptığım gibi kapıdan çıkmadan önce bir de girişteki boy aynasında bakarım kendime. Ama yine de aldırmam bu yeni yüzüme, yürür giderim ben... Uzun dalgalı saçlı, kahverengi gözlü hafiften de esmerken böyle bir sarışınlığa uyanmak ne saadet olurdu bir düşünün...

İşe gitmek için dışarı çıktığınızda size şaşarak, 'bir insan bir gecede nasıl böyle değişir' diye düşünüp korku ve hayretle bakacaklarını sanırsınız etrafınızdaki insanların. Fakat dışarı çıktığınız ilk anda kimsenin size hayretle bakmadığını, hatta bakmadığını, insanların yanınızdan her sabahki telaşlarıyla, bulut gibi geçip gittiklerini göreceksiniz. Çünkü sizin artık nasıl değiştiğinizi, bambaşka biri olduğunuzu fark edemeyecek o geri zekalılar... Siz başkasınız artık, sizin içinizde dönüyor dünya dışardaki yalancı, ama bu insanlar afyon dumanı gibiler, fark edemezler sizi... Kadife kesesi gibi siyah saçlar koyup yastığa sabah civciv tüyü kısacık saçlarla kalkmak, ne saadet olurdu...

Bu anlattıklarım bende oldu!
Hem de birkaç defa oldu. O yüzden hiç birşey olmamış gibi traşa devam edip aynı aceleyle çıkıyorum evden...

Saçlarımın sarılaştığı ilkini anlatayım. Heyecanla dışarı çıktım ve ilk gördüğüme (orta yaşlı bir kadındı) doğru aceleyle koşup, 'Hey baksana bana, ben artık değiştim, görmüyor musun?' diye bağırdım. Çığlık atarak kaçtı benden. Hemen anladım tabii neden böyle davrandığını. O da bir geri zekalıydı! İşe gittim hemen. Giderken de otobüste, yolda bana bakan insanlar var mı diye arada bir de etrafıma baktım; akıllı, zeki ya da beni bu sabahtan önce de tanıyan birini görürüm umuduyla... Beni böyle de tanıyacak birinin ya gerçekten zeki ya da beni önceden tanıyor olması gerekirdi. Yoktu tabii. İşe geldim. İş arkadaşlarımdan biri elinde poğaçası ve çayıyla bana bakarak, 'Buyrun nasıl yardımcı olabilirim?' diye sordu.

O da tanımadı, hiç şaşırmadım, ve 'Burada mı?' diye sordum. 'Hayır, henüz gelmedi efendim' dedi. Dayanamadım, 'Baksana beni tanımadın mı, ben Falanca'yım' dedim. (Hayatımda en çok eğlendiğim andı, unutamam) 'Bir saniye' dedi ve içeri girdi. Biraz sonra şirketin güvenlik görevlisi geldi ve kibarca gülümseyerek dışarı çıkmam gerektiğini söyledi. Durumu anlamıştım ama eğlenceliydi, sesimi yükselterek çıkıştım: 'Ben Falanca'yım'. Aniden koluma girdi ve itmeye başladı. Hemen atılıp 'Tamam tamam ben Falanca değilim, gidiyorum' dedim. Pek uzatmadım, zaten sarışınlığım da kısa sürdü...

Bir diğerinde daha hazırlıklıydım olacaklara. 'Madem kimse beni tanımıyor, hatta ben bile kim olduğumu bilmiyorum, öyleyse her şeyi yapabilirim' mantığıyla burnumu her yere soktum. Yolun kenarında duran simitçinin camekanlı arabasına yaklaştım bir sabah ve 'Bana yarım kilo elma versene, küçüklerinden koyma' dedim. Gazete okuyordu, kafasını kaldırdı ve gözlerini tekrar gazeteye çevirirken başını da iki yana hafifçe sallayarak, 'Git kardeşim sabah sabah' dedi. Hemen tezgahının camlarını tekmelemeye başladım. Engel olmaya kalktı, kafasını tuttuğum gibi kırık camekanından içeri soktum. Polis geldi. 'Ne yapıyorsun, sen kimsin?' dedi. 'Bilmiyorum ki' dedim. 'Tamam o zaman' dedi. O zamanlar da kestane tüyüydü, kebap gibiydi saçlarım, biraz kavruktu tenim, kimse dokunamazdı bana...

Hele bir kumrallığım vardı ki! Şurup gibiydim o zamanlar, acı ama şifalı... Eski işyerimde bir gün asansöre binmiş, çıkarken bir kumral görmüştüm asansörün kabin aynasında. Hemen içeri girdim ve patronun odasına tekmeleyerek açtıktan sonra 'Ben kimim biliyor musun' dedim. 'Bi- bi-lmiyorum' dedi. 'Kimi aradınız, kimsiniz siz' 'Ben de bilmiyorum kimim ben' dedim. İyice korktu. Acıdım, odasındaki akvaryumu kafasından aşağı boşaltmasını sonra da balıkları yiyerek, her seferinde 'Hmm, gerçekten çok lezzetliymiş' demesini rica ettim. Beni kırmadı.

O kumrallık da yakışmış, deli etmişti beni. Bir keresinde de mavi bir araba çaldım güpegündüz. Daha doğrusu sahibinden istedim. Trafikte bir süre bekledim ve o mavi araba geçerken hemen koştum. Şoföre yaklaşıp 'Şimdi in ve arabayı bana bırakarak git, çünkü benim kim olduğumu bilmiyorsun' dedim. Hiç direnmedi, hatta belki de anladı beni. Deli ediyordu beni, hani gülen gözlerin...

Birbuçuk yıla yakın böyle kumral ve deli dolaştım. Ama yapmadığım kalmadı. Kim olduğumu bilemiyordum ama kumraldı kesinlikle saçlarım. Cama vururdu, ayaklarının üstünde yükselerek. Parmaklarını ta içimde hissederdim. O kumrallık bir başka krallıktı. Yine kim olduğumu bilmiyor ama bu sefer bilmek bile istemiyordum. Kırdı geçti, bir sabah kendi esmerliğimle uyanana kadar...
Uyandım, gülümsedim, kendime gelmiştim.

'Bir Delinin Günlüğü'nde Nikolai Gogol, Ay'ı Hamburglu bir fıçıcının yaptığını söylüyordu. Günlüğüne bir de 32 Mart'ta yaşadıklarını yazmıştı.

Kendim delilik yapamayacak kadar akıllı, aklım beni deli edecek gözlere muhtaç.
Arada bir kendi esmerliğimle uyanmak şartıyla, kısa süren saçlar giyinmek enfes bir delilik...

7 Haziran 2002

• Yazarın diğer yazıları...

Zaman cadısının tozlu süpürgesi…
Arı Maya resimli kokulu silgi…
Dokuz sekiz toprak, yarım anne…
Bir zamanların elveda salınımları
Geldim yarım, kaldım yarım, uykuda mısın sevgili yarim...
Gitmekler...
Müzikli resimli öznel tarih dökümü...
6 Edebiyat A
Süpürgesi yoncadan Eminem...
'Penaltı mıydı? / Hakemler de insan'
Kızıltepe'den çıkarken dönüp dönüp baktım Mardin'e...
Adalar kıyılarında pavurya avcıları...
Ben evlenemem anne, faizler düşürüldü!
Urfa türkülerine, Tom Waits'e, sakin olmaya...
Ordan burdan...
Denzel Washington, SSK Primi ve Patronum...
Bir dükkandan çıkan sosyal açılımlanmaların psiko-şahsi politiği
Sevdiğim şeyler...
Hani gülen gözlerin...
Kim soğutuyor sokakları...
Nash dengesi: Aşk ve ölüm sıfırı
Orhan Ayhan, Muhammed Ali ve Amerika Birleşik Devletleri
Görmedin gözlerimde sana kurduğum dünyayı
Aşk parasızların sevimli maskesi

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

Yazmasam deli olacaktım. - Sait Faik Abasıyanık

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby