| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Kim soğutuyor sokakları...
Magırus minibüslerinin iç ısıtma tertibatı mazotla çalışıyor. Soğuk havalarda şoförler, ekstra yakıt tüketmemek için çalıştırmıyorlar kaloriferleri. Bunu, iş dönüşü epeydir aynı minibüse bindiğim mesai arkadaşımdan öğrendim. Havaların soğuk gittiği geçtiğimiz günlerde, sıcak bir yolculuk yapmak için, arkadaşımın İstanbul trafiğine dair derin gözlem ve bilgilerine bıraktım kendimi. Iveco marka minibüslere bindik hep. Gerçekten de öyleydi, sobalı evlerin oturma odası gibi, her seferinde de sıcacıktı bu minibüslerin içi. Fakat bir akşam iş dönüşünde bindiğimiz sıcak minibüsün içinde birden dehşetle farkettim ki, üşüyen 'dışarım' değildi benim...
Yaşam, iç sıkıntısıyla başedebilme yeteneğidir. Şarkılar, türküler, filmler, romanlar böyle bir yeteneğin ürünleridir. Şarkılara, türkülere, filmlere, romanlara içlerinde 'başka sıcak içecekler' var mı acaba diyerek koşarız. Ama bugünlerde değil koşmaya, yürümeye bile hali yok insanların sanki. Çevremdeki birçok kişiden sıkça duyuyorum son günlerde: 'İçimde garip bir sıkıntı var'. Oysa hiç de garip değil bence, bu sokağa bırakıp bir şekilde tekrar eve gelen kedi gibi sıkıntı. Hatta 'içerde' böyle bir kedinin olmaması garip bana sorarsanız. Benim de içimde bir sıkıntı var. Ama benim içimde yaşlı bir çingene gibi oturan sıkıntının yanında, bir de o yaşlı çingenenin karşısına oturmuş klarnet çalan aksi mi aksi ihtiyar bir soğuk algınlığı da var. İçimi ısıtacak sıcak içecekler arıyorum bu yüzden ben, bir çift göz gibi. Bir çay bahçesinde bana 'Ne içersiniz?' diye soran garsona 'Omzuma doğru koşarak gelen bir el' ısmarlayabilsem ne iyi olurdu. Ya da, 'Hadi hep beraber bir yere gidelim' çayı. Bunlar katı değil sıvı halleridir maddenin ve pekala da içilirler. Oturup bir akşam vakti ılık bakışlar içmeliyim şifa diyerek, yoksa bu sokaklar çok soğuk...
İçim üşüyor kimi çoğu zaman... Dışarısı mı soğuk yoksa benim içim mi çok sıcak? Hasta çocuklar, bedenleri sıcacık olduğu halde üşürler. Bir ağustos sıcağı bile üşütür hasta çocukları. Etrafın soğuğu değil, vücutlarının sıcaklığıdır onları titreten. Sobalı evlerin oturma odası mı benim de içim? Bilmediğim, tanımadığım birileri girip gece rüyama, kürek kürek kömür atıyorlar sanki içime. Ben de dengeleyemiyorum işte, içimin ısısıyla şehrin havasıcaklığını...
Zorba'da Anthony Quinn, sahilde dizlerini büke büke dansederdi güneşli bir akşam vakti, beyaz gömleği ve sırtında işaret parmağına taktığı ceketiyle. İçini ısıtıyordu bana kalırsa o da, dans etmesi, yanındakilere yaptıklarını anlamlı gösterebilmek için başvurduğu mükemmel bir hileydi.
İçimin kalorisiyle bu şehri ısıtmaktan bıktım artık ben! Sonunda ben üşüyorum, sokaklar ısınıyor. Sokakları, evleri, ağaçları, köprüleri, kaldırımları, telefon kulübelerini ısıtmaya çalıştıkça soğuyor vücudum benim. Kim soğuttu sokakları bu kadar?... "Dağılmış pazar yerlerine benziyor memleket", yerleri ben mi süpürmeliyim? Çıkıp tek başına nasıl süpüreceğim, bir değil ki pazar pisliği, ezilmiş domates değil ki pislik kaldırıp atayım...
'Süpürgesi yoncadan Eminem'. Babaannemin dizlerine sığacak kadar küçükken, henüz içimin de üşümenin de farkında değilken duyduğum bir ninniydi 'süpürgesi yoncadan'. O zamanlar gözkapaklarıma çöken sıcaklıkla tatlı tatlı gülümserken dertsiz uykulara, şimdi gözlerim tuzlu tuzlu kapanıyor ıslanmamak için. İçimdeki yangına körükle, kömür dolu kürekle gidenler kim? Dışarıda, farketse de etmese de sokağa çıkan herkesin vücudunu çizik içinde bırakan bıçak çeliği rüzgarları kim dolaştırır oldu bu pazar yerinde? Kimin ıslığı üşütüyor dizlerimizi? Kimler üşümüyor sokaklarda? Ne giymeliyim dışarı çıkarken üzerime ben? Varlık elbisesi mi soğuktan korur, yokluk hırkası mı adamı?...
Bu ceviz ağaçlarını, elmalıkları, şeftali bahçelerini, gündöndü tarlalarını, otobüs duraklarını, evleri, ve camlarını, sokak lambalarını, trenleri, durdukları istasyonları, ekmeğini, tuzunu, üzümünü, ilacını bir kola kutusu kadar sevmiyor muyum ben? Kim dağıtıyor pazar yerlerini, kim nasıl süpürüyor arkasından? Başka yerlerdeki telefon kulübelerinin içi daha mı sıcak acaba? Üşümez mi hiç oralarda insanın içi? Oturma odamı değiştiremiyorum diye başka mahalleye mi taşınayım ben? Aynı sokaklarda kısa kollu gömleklerle dolaşırdım, üşüyorum şimdi... Eskiden, duvarlarının bir köşeşinde, yıllar öncesinden kalmış yeşil bir öpücük izi gibi duran sarmaşıkları vardı evlerin; bir kadının, saçlarının bir karış yukarısındaki elini ince kıvrımlı danslarla döndürerek sağ omuzundan göğüs hizasına indirmesi gibi sarardı evleri. Sarmaşığın, dayanıksız cephe boyasını soğuklara karşı korusun diye aktığını düşünürdüm evin duvarlarından. Bir köşesine sarmaşık ekmeli bu toprakların...
Dünya mı sert rüzgarlarla dönüyor, bu memleket mi soğuk? Yoksa ateşler içinde bir hasta çocuk muyum ben?
Bu soğuk algınlığı neden?..
30 Nisan 2002
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|