| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Orhan Ayhan, Muhammed Ali ve Amerika Birleşik Devletleri
"Vietkonglularla neden savaşayım, onlar bana zenci demiyor ki?"
Bu sözler dünya boks tarihinin efsane ismi Muhammed Ali'ye ait. Ünlü boksörün hayatını anlatan Ali adlı filmi, onun tüm Türkiye'yi ekrana toplayarak maçlarını canlı olarak anlatan spiker Orhan Ayhan ile (meslek icabı) birlikte izlerken, belleğimde o günlere dair flu görüntüleri netleştiremiyordum bir türlü. Çünkü Muhammed Ali, 30 Ekim 1974'te ringde sancılar çekerken, aynı gecenin sabahı annem de hastanede benim için sancılanıyordu. Muhammed Ali, Zaire'de George Foreman'ı yenip üçüncü kez dünya şampiyonluğunu aldığında, ben dünya cehennemiyle yeni tanışmıştım ve muhtemelen de ağlıyordum.
Biyografi filmlerini hep sevmişimdir. Nixon, JFK, Gandhi ve fonda Amerika'yı da doğup büyüyen bir insan olarak gördüğüm Coppola'nın The Godfather (Baba) serilerine düşkünümdür. Aspirin gibidir bu filmler, yerli yersiz atarım birkaç tane. Hasta değilseniz bile direncinizi arttırır.
16 yaşından sonra kendisine Cassius Marcellus Clay diye seslenenlere yumruğunu göstererek uyarılarda bulunan Muhammed Ali, sağlı sollu kroşeleriyle sadece ringde karşısına çıkanları değil, Amerika'yı da yere sermişti. Batı'nın koloniyalist politikalarıyla yıllardır ezilen kara ırkın, Harlem'e vebalıların yaşadığı pislik bir mahalle gibi davranan Amerika'nın çokuluslu suratına çarptığı tokattı Ali'nin elleri. Bakkaldan sakız almak isteyen birinin cebinde parası ve beyaz bir teninin olması gerektiği günlerin Amerika'sının tam göbeğinden çıktı Muhammed Ali. Bisikletini çalanları dövebilmek için boks öğrendi. Bisikletini çalanı buldu mu bilmiyorum ama, Amerikalı Sonny Liston'u fena patakladı. Dünya Ağır Sıklet Boks Şampiyonu, Louisville'de doğan, Müslüman bir boksördü artık: Muhammed Ali.
"Ayağa kalk ayı!"
İnsanları, yaşamın basamakları sürekli yer değiştiren oynak merdivenlerini çıkma konusundaki maharetleri bakımından ikiye ayırıyorum: Birinci grup, azgelişmiş beyniyle tırmandığı yere sadece kendi çabalarıyla geldiğini söyler. İkinci grup, bu tanımı daha da genişleterek metafizik desteklerin varlığını da telaffuz eder. Muhammed Ali, evren haritasında bir veba mikrobu gibi gözüken, ya da daha doğrusu gözükmeyen bir dünyanın içinde yaşadığımızı biliyordu. Ama öte yandan onun, dünyanın uzaydan çekilen bir uydu fotoğrafında iki kırmızı kubbecik gibi görülebilecek boks eldivenli elleri vardı. Eğer böyle olmasaydı, Hanoi'deki Vietkongluları öldürmeye giden 'Private Cassius' olmaktan öte gidemezdi Muhammed Ali. Liston'u yenerek dünya şampiyonu olduğunda askere çağrıldı ve öfkeyle reddetti. Amerikan medyasına göre Vietnam düşmandı, ama bir maç öncesinde basının karşısına çıkan Muhammed Ali'ye göre değildi: "Benim düşmanım sizsiniz. Asıl düşman orada değil burada." Adaleti, hükümeti, ordusu ve basınıyla Birleşik Devletler'di gerçek düşman. Ringe çıktığında, karşısında Foreman'ın ürkütücü yüzünü değil de silindir şapkasının üzerinde yıldızlar uçuşan uzun yüzlü, Sam adında sakallı bir şeytandı gördüğü. Kroşeleri ancak yavaş çekimlerle sayılabilen Ali, hasmının şapkasındaki o yıldızları birkaç rauntta gözünün önünde çember gibi döndürebilme sanatçısıydı. Kara ırkın, Müslüman dünyasının, ezilmiş Harlem'in, Beyaz Saray'ı dayaktan tanınmayacak hale getirmesiydi Muhammed Ali. Liston'u yere devirdiğinde, dünyanın gözleri ringin üzerindeyken "Ayağa kalk ayı!" diye bağırıyordu yerde yatan Amerikalı'ya.
George Foreman'ı ekrandan tek gibi görünen üç yumrukta devirdi ve dünya şampiyonluğu unvanını üçüncü kez geri aldı. Bu maçın ardından Hrıstiyan ruhani cemaati yeni bir isim daha kazanacaktı: George Foreman. Foreman, aldığı yenilginin ardından iki yıl papazlık yaptı. Foreman'ı 'papaz eden' Ali, Spinles'i de ağlattı.
Zaire'deki unvan maçında Foreman'ın karşısına çıkan Muhammed Ali, çapı genişlemiş beli, formsuz vücuduyla sanki dayak yemek için ringdeydi. Sekizinci raunda kadar Foreman'ın yumruklarını, 'bekle ve gör'lerle karşılayan Muhammed Ali, ringde kendisini izleyen Zairelilerle birlikte tüm Afrika'nın, kara ırkın, Müslüman dünyasının, Afro-Amerika'nın dizlerinin bağını çözüyordu. Ali'nin muhtemel bir düşüşü, milyarlarca insanı yere serecekti. Sekizinci rauntta üç seri kroşeyle yere serdi kara ırkın kara talihini.
Final sahnesindeki müzik "See you tomorrow (Yarın görüşürüz)" diyordu. Ali, yıllar sonra aldığı unvanını iade eden Amerika'nın evsahipliği yaptığı Atlanta Olimpiyatları'nda titreyen elleriyle olimpiyat meşalesini yaktı. Aslında o daha büyük bir ateşi yıllar öncesinden düşürmüştü Sam Amca'nın göğsüne...
28 Mart 2002
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|