| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
"Görmedin gözlerimde
Hiç tatmadığınız bir meyve hakkında ne düşünürsünüz? Tam olarak bilmediğiniz bir şey hakkında fikriniz nasıl oluşur? Ya da örneğin 'realizm' sizce nedir? Ciguli nasıl bir insandır? Başkalarının verdiği yargılarla yıllardır küçümseyip de birgün ansızın şaşarak beğendiniz şeyler oldu mu?
Bir şeyler hakkındaki düşüncelerimizin birden tersine döndüğü vakidir çoğumuzun hayatında. Hatta Türklerin siyasi-kültürel geçmişi bu tür ters dönüşlerle doludur. Aydın Menderes'i astıktan yıllar sonra pişman olup iade-itibar ederiz, vatan haini denir Nazım Hikmet'e sonra memleket şairi olur.
Geçen pazar günü, evde oturuyorum. Kapalı bir hava. Müzik setinin karşısına geçtim. Parçalı bulutluyum, düşünüyorum; 'bu havada ne dinlenir?' Pink Floyd Meddle, The Wall Live Limited Edition bir tabut gibi duruyor karşımda. Dire Straits: "Calling Elvis"; çağırıyorum ama gelmiyor. Arizona Dream, Müzeyyen Senar "Cana rakibi handan edersin" Edemedim. Klarnet taksimine geçtim, ağrılarımı biraz olsun aldı. Ama daha kuvvetli bir ağrı kesici arıyordum ben. Hemen Hey You patlattım. İtiraf edeyim ki o da olmadı. Yıllardır sevgilimin nefesi gibi göğsümde sakladığım bu muymuş benim. Hayır o kadar da değil, değişen Hey You değildi, sadece canım sıkkındı.
Kasetleri karıştırıyorum, şöyle esaslı bir ilaç olmalı, evet Prozac arıyorum ben. Ama kesinlikle yutmayacağım, haricen kullanacağım. Yaralarımın üstüne basacağım onu.
Köşede, üstündeki yazısı birazdan dağılacak bulutlar gibi duran bir kaset: Dil Yarası, Orhan Gencebay. Efkarımın bulutlarına yağmur yağdırır da belki, ortalık yeşerir. Eskiden dudak büktüğüm bir tarz. Bazı parçalarını severim. Kaseti koydum. Dokuz sekizlik hemen başladı. Tatlı hüzün, şekerli ıstırap, macun kıvamında biraz da acı. İlacımı buldum, tadı bildiğim bir acı, ama şifa veren bütün ilaçlar acıdır.
Evet evet, çok iyi, yağmur bulutları bunlar, yağmur öncesi gibi. Hazırım bekliyorum.
Durdurdum dünyayı ama inmeyeceğim
Bu dinlediğim, bu topraklarda yıllardır horlanmış bir tınıydı. Arabesk denerek küçümsenmiş, minibüs şoförlerinin mor, mavi, kırmızı ampüllerle aydınlattığı arabalarında tanıştığım ritmlerdi. İstenmeyen bir anda, apansız bastırarak birilerinin tatil planlarını alt üst eden yağmur bulutları gibiydi bunlar. Birden 'pause' tuşuna bastım. Durdurdum dünyayı, ama inmeyeceğim, geliyorum birazdan.
Ev arkadaşımın dar kesimli, kısa dar kollu, gömlek yakalı, siyah deri ceketini giydim. Başıma bir bere geçirdim. Zaten sakallıydım ve boşvermiştim hayata. Kendimi bir minibüs şoförü gibi hissetmeliydim. Tespihimi de aldım elime. Sanırım oldu.
'Pause' tuşuna bir daha bastım. Dünya dönüyordu yine. Bu ses sakin akan bir su çağıltısı. Yağmur damlalarının su birikintilerine düşüşünün sesi bu: "Hangi söze sığarsın sen, anlatamam ki..."
Görünmez bir elin, şifalar sunmak için vücudumda gezindiğini hissediyorum. Aradığımı bulmuştum. Kötücül düşüncelerimi, beynimin kıvrımlarından incitmeden çekiyor bu el, gözlerimin önüne getiriyor, utanıyorum. Utanmasam ağlayacağım ama neden gülümsediğimi de bilmiyorum.
"Yazan acımamış, çektiren acır mı?" Korkuyorum. Bu cümlenin kaskatı gerçekliği, yapayalnız bırakılmış öksüz bir çocuk çıkarıyor koskoca adamdan, benden. Yıllar önce resmi televizyon kanalımızın yasakladığı bir yağmur sesi bu, kara kadife.
"Hüp diye içine çek beni" dersen çekemezsin arkadaş. Şarkı seni senden alıp içini çekecekse, içini adam gibi açmalısın dünyaya. İçinde ne var görelim de ona göre gireriz.
Orhan Baba. Affet bizi! "Görmedin gözlerimde sana kurduğum dünyayı..." demiştin, haklıymışsın. Görememişiz. Sana onlar kadar düşman değildim ama, bu kadar da seveceğimi bilmiyordum. İçini görüyorum senin. Koşarak giriyorum. Yıllardır görmediği annesine koşan bir çocuk gibi. Uzun zamandır eğilip içmemiştim böyle ılık akan bir suyu.
Beste; eriyen kar sularının, patikaların kenarından ovaya akması. Sözler; suyun yanında yeşil, sarı açan çiçekler, kardelenler. Bu ses siyah bir kadife kumaşın avuç içine değmesi gibi. Birşeyleri ince ince delip geçiyor içerimden. Biryerlere gidiyorum. "Open yourt heart, I'm coming home/Aç kalbini, evime geliyorum" (Hey You.) Görmediğim ama görünce çok seveceğimi hissettiğim biryerlere doğru koşarak gidiyorum, yağmur damlaları yüzüme gülücükler düşürüyor.
"İzin ver şu gönlüne, sevilip de sevelim" Asıl büyük tokadı burada yedim. Süresiz izine çıkarılmış bir devlet memuru gibiydi benim kalbim. Mecburi izin kullandırılıyordu epeydir. Tekrar işe başlasa, çalışsa, yorulsa, eli ekmek tutsa benim de kalbimin. Haftalık izinlerle idare edip, asıl yıllık iznini güneşli yaz günlerinin ılık akşamlarına saklasa. Dirseklerine kadar kara çalışma kolluğu takmış bir tapu memuru kalbim benim, esaslı bir izne ihtiyacı var. "Bu gönül onundu, almadan gitti" Ben memuriyetimle kaldım.
Hayatın sillesini yemişlerin müziğiymiş, acı veriyormuş. Acıdan böyle kovalanan, uzaklaştırılan insanların, şimdi düştüğü duruma bakın: Yüzleri "Ne zaman bitecek tanrım bu azap" diye bakan mutsuz insanlar. Sabahları yollarda, otobüste, minibüste, arabaların içinde, özel otolarının yalıtılmışlığında hep bu yüzlerden. Sanki biri, içinden umutsuz insan yüzü çıkartmaları çıkan sakızdan satıyor da, herkes alıp yapıştırıyor sabahları yüzüne. Milyonlarca işsiz. Gözyaşları cumhuriyeti. Gencebay'ın müziği o dönemde ekrandan kovulurken, güleryüzlü bir adamın iyimser düşleri çınlatıyordu ortalığı: "Eşim, dostum, yandaşım, nasıl da mutluyuz yarınlarda." Alın size mutluluk! Acıdan kovduğunuz, uzak tuttuğunuz insanlara bakın, kendinize bakın. Nasıl da düştünüz kendi kurduğunuz tuzağa.
Ben birkaç saatliğine minibüs şoförüyüm dünya! Tespihimin taneleri gibi dökülüyorum, parça parça içim. İmamesi kopmuş tespih taneleri gibi dağılıyorum hayata. Hayatın sillesi, tespih çeken parmaklarımın ucuna vuruyor. Yerlere düşüyorum. Birazım orada "Keşke burada olsaydın(Wish you were here)" diyor, birazım az ötede "Çıkmaz bir sokaktayım, yolumu bulamadım" söylüyor...
15 Mart 2002
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|