| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Zaman cadısının tozlu süpürgesi…
Zamana taktım ben… Saat kadranlarındaki iki dengesiz çubuk mu alıyor bizden ömrümüzü? Dursun isterim birazcık zaman.
Zamanın öyle birazcık durabildiği yerler de keşfettim hani.
Nedense trenlerde bulurum zamanın geçmediği anları. Zamanın durduğu anlar, dakikalar, yarım saatler çıkarabilmeyi başarırım kendimce, birbiri ardına giden vagonlarda. Trenler, zaman ordusunun içlerine cesaretle atılan kahramanlardır, hışımla sokulurlar saatlerin arasına, size sadece kendinize ait dakikalar getirirler…
Bu kez çocukluğuma gittim bir trene binip… En az yirmibeşyıl önceki parlacık suratlarımızı bildiğimiz, kızıyla erkeğiyle şimdi gözlerimizin ta derinlerinde birkaç küçük pırıltıya kalmış çocukluk arkadaşlarımla bindim hem de zaman makinesine. Hem bu kez öyle bir savaştı ki Anadolu Ekspresi zamanla, bizi yıllar öncesine götürüverdi. Haydarpaşa’dan Eskişehir’e, birkaç yüz kilometre yol yapıp geçmiş güzel günlere taşıdı bizi.
Çocukluğum, Etibank’a ait maden işletmesinin bulunduğu Eskişehir’in Kırka’sında geçti; on-onbeş tane memur lojmanının çevrelediği oyun parkı ve tarafımızca oyun parkı haline getirilen çamlıkları, ağaçları, arıtma göleti, yeni tayin olacak memurları bekleyen boş lojmanlarıyla her günün birbirini tekrarladığı ‘Site’mizde… Sanki o sitede, anneler, babalar, çocuklarla sokakları salon olarak kullanılan kocaman bir evde yaşıyorduk hep beraber. Saat beşbuçukta ‘Babalar’ gelirdi işletmeden. İşletmesi müesseseye ait olduğundan bir tür devlet bakkalı olan ‘Kooperatif’ açılırdı. Onun açılmasına yakın saatlerde de biz, tek katlı bir eve benzeyen bu devlet bakkalının etrafını çevreleyen birbuçuk metrelik kaldırımda bisikletlerle döner dururduk, ne varsa... Hatta sonraları sıkıldık da dönüp durmaktan, ters yönden gitmeye başladık heyecan olsun diye. Biz erkekler vızır vızır dönerken tersten, zavallı kız arkadaşlarımız köşe dönüşlerinde ters gelen var mı diye durup endişeyle beklerlerdi.
Trende -alfabetik sırayla yazayım- Banu, Erman, Esra abla, kardeşi Sena ve ben vardık. Banu’nun ablası, benim ‘adamım’ Pınar ise, yakın zamanda anne olacağından katılamamıştı aramıza. Ama yurdun dört bir yanından otobüsle, trenle, arabayla, bilmem ne vesaitle çocukluklarına koşuşan, içinde hep birlikte oynadıkları o kocaman evi yeniden görecek olmanın başka şeyleri boşverdirtmişliğiyle hafiflemiş, 30’lu yaşların hiç büyümez adamları vardı yollarda o gün...
Her şey bir yerlerden hatırlanan yüzler gibi; ‘Bu kadar küçük müymüş?’ dediğimiz evlerimiz ve onların yıllar geçtikçe alçalmış balkonları, apartman girişlerinde kalorifere dayanmış bisikletler, tel örgülerden geçilip köye gidilen kestirme patika yol, uzaklarda yeşilliklerle kaplı yüksek tepecikler, boşlukta sessiz sakin asılı duran tertemiz bir oksijen kütlesi gibi hava…
Bir ara herkes dağılıp gitti, bir yerlerde saklandığına, sanki bulup çıkaracağına inanırcasına aramaya başladı eski günleri. Kimbilir kimler neler gördü etrafta… Ve anladık ki, orada bir ağacın tepesinde, bir taşın yanında, bir pencerenin önünde durduğunu gördüğün ama elini uzatıp tutamadığın bir şey olmuş artık çocukluk. Zaman cadısının süpürgesiyle, evlerin duvar diplerine süpürülmüş anı tozları olmuş çocukluğumuz…
Lojmanları çevreleyen çamlıkların dili olsa da konuşsa… Köydeki kümeslerinden çıkıp lojmanların sahasına girdikleri için kendimizin saydığımız tavuklar, yazın ikindiden sonra, konu komşu hep beraber çıkılan mantı, gözleme ve çeşitli unlu mamüller ve yanında beş çayından mütevellit piknikler, mavi kaporta boyası yuvarlak farlarıyla şimdinin ilkokul çocuklarına benzeyen okul servisi, köy ilkokulumuzun, teneffüslerde yuvarlandığımız bahçesi…
Zaman, onarılmaz bozuk bir saattir, bir bildiği varmış gibi de döner durur. Çocukken sevmediğimiz öksürük şurubu misali, her şeye ilaç olan zaman bu mu şimdi?
Bizler gibi gerçekten de çocukluğunuzun geçtiği yerlere gitmiyor olabilirsiniz, olsun, kompartımanda cam kenarına oturup, dirsekten kırdığınız kolunuzu başınıza destek yaparak dışarıyı izlemeye başlarsanız, trenler birden bir zaman makinesine dönüşür. Ama unutmayın yalnızca geçmiş güzel günlere götürür, başka yerde durmaz…
22 Eylül 2006
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|