| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Katilin benim!..
***
Evet, yolculuk zamanı geldi dostlar. Bakın dışarıda yine yağmur var. Hiç ummazdım böyle güzel bir yağmurda yola çıkacağımı. Aniden yola koyulacağımı hiç ummazdım. Çok sıkıldım, çok bunaldım. Çok düşündüm gitsem mi kalsam mı diye; çok. Bizim Cemil ve Hikmet’e uğradım geçen gün, ısmarlaştım. Deniz kenarında şaraplarını içiyorlardı yine. Gülüp eğleniyorlardı, şamatadaydılar her zamanki gibi. Öylesine soğuktu ki hava, alışmışlar, bir gıdım üşümüyorlar. Zihnim karışık biraz kusura bakmayın. Yolculuk öncesi yazdığım bu son mektup da öyle olacak galiba. Cemil anlatıyordu yine hikâyelerinden, Hikmet kıpkırmızı yüzüyle dostunun anlattıklarına kitlenmiş gülüyordu. Bir iki kez ciddi konular açmaya niyetlendim hemen tavır aldılar. Hiç tahammül edemiyorlardı buna. Varsa yoksa gülsünler, zaman bir an önce akıp gitsin; bunu istiyorlardı. Döneceğimi söyleyemedim. Müsaade isteyip kalktım. Kucakladım onları. En umutsuz zamanlarımda yanımda oldular, şimdi onlar da yetmiyor.
Gidiyorum çaresi yok! “İki rekât namaz kılayım da, yaptığım hayırlı bir iş olsun son kez hayatımda” diye söylendim bugün; camiye gittim. Büyük kapısında herkesle birlikte kimliklerimizi bırakır gibi ayakkabılarımı bıraktım. Hepimiz aynıydık içeride, tek bir fark yoktu kimsenin arasında. Yine başaramadım kendimi namaza vermeyi, dört rekât kıldım ve kimliğimi alıp çıktım.
O kadar düşündüm ki.. Yine bile geliyor aklıma kalmak. Hemen uzaklaştırıyorum bu fikri zorla ikna ettiğim kendimden. Şu an evdeyim. Eve girene kadar ne var ne yoksa çevremde doyasıya baktım öylece.. Son kez bakmanın burukluğu anlatılamıyor dostlarım. İçimde konuşmamı yazmamı anlamsız kılan bir eziklik var. Çok büyük bir gayretle kaleme alıyorum düşüncelerimi. En azından ardıma kalacak bir not olsun istiyorum. Bunun gerekliliğine her zaman inandım çünkü. Güç olsa da yazacağım..
Çayın ve sigaranın lezzetini hiç durmadan almak istiyorum. Garip!.. Bakın ne anlatacağım: bir adam yıllarca çalışıp didinerek kazandığı parayla işleri için kendine son model bir kamyonet almış. Ertesi gün, sabah kalkıp yeni arabasına bir göz atmak istemiş. Dışarı çıktığında beş yaşındaki oğlunu elindeki çekiçle arabasının kaportasına vururken görmüş. Hemen fırlamış adam ve arabasının yanına geldiğinde perişan vaziyette duran aracına bakmış içi acıyarak. Gözleri kararmış ve çekici alıp “bir daha vuracak mısın” sayıklamalarıyla minik oğlunun eline vurmaya başlamış. Durumu görüp yanlarına koşturan karısının feryatları kendine getirmiş adamı. Hastaneye koşuşturmuşlar. Çocuğun sağ eli kesilmek zorunda kalınmış. Narkozdan sonra kendine gelen oğlunun odasına girmiş baba. Çocuk babasını görüp tüm masumiyetiyle gülmeye başlamış. İçi burkulan baba evladının yanına yaklaşıp yatağının kenarına oturmuş. Çocuk sağ elini kaldırarak bakmış ve bir şeylerin eksik olduğunu fark etmiş. Babasına sormuş: “parmaklarım yeniden ne zaman çıkacak baba?” “Yakında..” diyebilmiş sadece adam; ve ardından eve koşturup yaşamına son vermiş.
Hiçbirinize kızmıyorum sevdiklerim, hiçbirinize!.. Başımı alıp gitmek bir eksiklik hissettirecekse içinizde, bu zaten sitemin kendisi olacaktır. Bazen yaşamın uğultulu gürültüsü içinde feryatlar duyulmuyor. Bazen burnumuzun ucundakini görmekten aciz kalıyoruz. Kargaşayı kabullenmek, bu kaçınılmaz gerçekleri getiriyor beraberinde maalesef. İşte ben bu kargaşaya katlanamıyorum. Cemil ve Hikmet’in yanına gitmekten de usandım. En güzeli alıp başımı buralardan gitmek.. Hepinizi görüyorum dostlarım, hissediyorum, yaşıyorum. Fakat siz beni göremiyorsunuz, hissedemiyorsunuz, yaşayamıyorsunuz!.. Aramızda garip ve görünmez bir set var. Duyuramıyorum sesimi sizlere. Karabasan gibi çökmüş üzerimize hayatın küf kokan iğrençlikleri. Katmer katmer katranına bulanmışız. Elimden ne geldiyse yaptım, pişman değilim gideceğim için. Bu gidişin tokadı keşke kendinize getirebilse sizleri!.. Tam gideceğim.. Ve bu nedenle sizden haber de alamayacağım. Yaptıklarınızı bilme isteği gidişimden vazgeçirir diye alıkoyuyorum kendimi bunu düşünmekten. Hayatınızı aynı şekilde sürdüreceğinizi varsaymak ürkütücü!.. Ve artık dinlenmek istiyorum ben.. Hani doyurucu, çok uzun bir uyku gibi..
Yağmur da ne güzel yağıyor.. Bu yolculuk çok korkutuyor beni. Dedikleri kadar kolay değilmiş; şimdi daha iyi anlıyorum. Hazırlandım ve kendimi bekliyorum. “Hadi” diyeyim de gideyim diye. Bir iki kez söyledim ama pek inandırıcı değildi -ki hala buradayım!.. Hele bir sigara daha içeyim.. İtiraf edeyim inandırıcı gelmeyen bu iki niyetlenişin hemen ardından çok kısa süren yoğun iki sevinç yaşadım. Hayatı anlatan sevinçlerdi bunlar.. Ancak ne yazık ki beni kendimden geçiren bu durumdan kurtulduğum anda, çıplak bir ceset gibi duruyor her şey/herkes karşımda..Yolculuğa zorluyorsunuz beni.. Bu o kadar kolay değil; bu söylediklerim bir anda ortaya çıkmış değil! Yıllarca düşündüm durdum. Bu yolcunun gitmeden önceki şu son isteğini düşünün ve dikkate alın ne olur.. Bilirsiniz son istek yerine getirilir.. Kendinizi düşünün.. Kendinizi düşündüğünüz anda hoşlanmadığınız ne varsa belirecektir karşınızda. O zaman dehşetine kapılıp belki tutunacaklarınızın farkına varırsınız!.. Sizlere yanınızdan ansızın ayrılarak söylediklerime kısa yoldan ulaşmanız için güzel bir yol; alın, kullanın!..
Evet, ayrılık anını simdi daha şiddetli hissetmeye başladım. Bu anı sizlere detaylarıyla anlatmak, sanırım hissedeceğim en garip ve en son haz!.. Arada bir sağ elimle kavrıyorum makineyi; soğuk.. Ter de basıyor sık sık.. Şu yatağımdaki şişkince yastığı aldım; kucağımda duruyor şimdi. Camı kapatıp müziğin sesini açtım iyice. Vakit yaklaşıyor.. Gözleriniz geliyor gözlerimin önüne. Nasılsa gidiyorum işte rahatça söyleyebilirim; köpekler gibi ağlıyorum!.. Boğuk boğuk uluyorum sanki.. Veda etmedim hiçbirinize. Hiçbiriniz görmeyin gözlerimi diye. Şimdi günahkâr olduğum geldi aklıma mesela. Şimdi de senin gözlerin sevdiğim; en çok senin.. Bak şimdi evdekilerin gidişime ağlayacağını düşündüm.. Tamam. Bir iki fırt daha çekip sigaramdan başlıyorum. Keşke sizlere düşündüğüm ne var ne yok, hepsini yazabilseydim. Bazen fırsat olmuyor işte; şu anki gibi. Daha önce anlattığım ve anlamadıklarınızla yetinin!.. Ya da yetinmeyin; her neyse!.. Kararlılık hali geldi gibi; evet. Daha uzatmayacağım.. Yol beni bekliyor.. Simdi sağ elime aldım makineyi, yastık var arasında kafamla, gülüyorum, korkuyorum, hepinizi çok sevmiştim
elvedsjaşohıeflkasdfjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjj jjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjj jjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjj
***
Alın bir mektup daha sizlere İlhan’ın getirdiği.. Gözlerime dik dik baktı ve masama bırakıp gitti. Beni perişan etmek istiyormuş gibi zarfı gencin kanına bulamış!.. Onu üzerine sinen kokusunu kaybetmesin diye poşetleyip sakladım!.. Ve en az bir katil kadar suçluymuşum; anladım!..
(Ab-ı Ru/Mercan Dede.. Teşekkürler..)
4 Aralık 2005
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|