| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Ali (Üç)
Köy havasını bilirsiniz; bazen adamı ‘çarpar!’ Şehir hayatı sürüp de tatillerinde ya da küçük kaçamaklarla köy ziyaretlerinde bulunan insanlara içki gibi gelir bu havalar. O gün, Yukarı Karacahöyük Köyü’nün havası da öyleydi. Yaylanın her yerini kaplayan bol oksijen, nefes alışları zorlamaktaydı. Köylülerin İsfendiyar Küllizade’nin gelişi şerefine kestikleri kuzu pişirilirken elindeki sopayla ateşi dürten Hasan bir an Ali’yi hatırlayıverdi. Çevresine bakındı, ama göremedi genç adamı. Eve gitmiş olacağını düşünerek Küllizade’yi dürtüp gitmeleri gerektiğini söyledi. Ancak yaşlı seyyah gitmeye pek niyetli görünmüyordu. Hasan’a bir iki saat daha kalmaları için rica etti. “Dost” diye bağırdı meczup; kafasını salladı “tamam” diyerek. Kuzuyu çevirmeye devam ettiler..
Aynı dakikalarda Ali eve yeni varmıştı. Hasan görse o anki halini, kesin sorardı neyi olduğunu; çünkü o bile genç adamın bu haline şahit olmamıştır, eminim. Elleriyle az önce ovuşturduğu başı sürekli sallanıyor, saçları gözlerinin önüne düştükçe ağzıyla üfleyerek yukarı savuruyordu. İki omzunu da aynı anda ritmik olarak yukarı kaldırıp indiriyor, odanın içinde dört dönüyordu. Arada bir hasmından saklanan bir kan davalısı gibi pencereye-kapıya gidiyor, etrafı kolaçan edip tekrar içeri giriyordu. Hızlı soluklarını uzun ve derin nefes alışlarla kesip bir noktaya mıhlanıyor, sonra birileri onu orada zorla tutuyormuş, sarmalıyormuş gibi ellerinden kurtulmak istercesine bir başka köşesine fırlıyordu odanın. Tüm bunları yaparken iki kere köşedeki büyük sandukanın yanına gidip önünde uzunca bekledi ve gülümsedi genç adam. Sonra garip hareketlerini yapmaya devam etti. Aklından neler geçtiğini bir Allah bilir ama sanırım sevdiği kızın düşünceleri dolaşıyordu kafasında. Onunla ilgili hayalleri bile imkansızlıklarla dolu, uzun ve sonu görünmeyen bir yoldu çünkü. Ya da ne bileyim, bu hayattan mı bıkmıştı; daha nereye kadar süreceğini mi düşünüyordu? Belki gitmek istiyordu buralardan, insanlardan bıkmıştı.. Dilediğinizi düşünün ancak onu delirten düşüncelere boğulduğunu kestirmek adınızı söylemek kadar kolaydı. Titriyordu; mecali kalmamış, dizlerinin bağı çözülmüştü sanki.. Sigara üstüne sigara yakıyor, içine derin nefesler alırken yanaklarını sonuna kadar kenarlara geriyordu. Bu hali bir saat kadar sürdü Ali’nin; sonra o büyük sandukanın yanına tekrar giderek gıcırdayan kapağını ardına kadar açtı. Annesinin işlediği ve garip bir hikayesi olan nakışlı örtüyü aradı. Ellerini adını bilmediği bir sürü öte-berinin arasından diplere doğru daldırarak içinde Mushaf sarılı görüntüsü veren beyaz bir kumaşa ulaştı. Aldı ve iskemleye oturdu.. Gökyüzüne baktı pencereden.. Sonra kalkıp kapıya yöneldi.. O gece gördüğü at sakin bir şekilde kapının önünde duruyordu. Kendisini bekliyordu sanki.. Genç adam atın yanına doğru yürüdü.. Bir müddet başını okşadıktan sonra üzerine çıktı ve hafifçe ayağıyla dürttü hayvanı. Nereye gideceğini bilmediği kesindi; çünkü fasılasız gökyüzüne bakıyor ve sadece gitmek istiyor görünüyordu. Türlü hayalleriyle geçirdiği gecedeki derenin yanına vardı bir süre sonra. Suyun kenarına bağdaş kurup oturdu. Sıktığı dişlerinden seğiren çene kasları durmak bilmiyordu. Göğün sudaki aksine daldığı gözleri dolu dolu olmuştu. Annesinin nakışlı örtüsünü sol eline aldı. Gömleğinin düğmelerini açtı bir bir.. Sağ elini kalbinin üzerine koyup ovaladı.. Sonra örtüyü içindeki ile boşluğunu alacak şekilde iyice sardı. Ardından örtünün içinde tamamen belirginleşen uzun ve sert bu cismi her iki eliyle sıkıca kavrayıp kalbine batırdı. Yüzükoyun suyun kenarına düşüverdi. Beyaz örtünün üzerindeki Arapça nakışlı Ali yazısı kırmızıya boğulurken, genç adamın simsiyah gözleri suya bakıyordu hala.. Garibin ne görüp de başını salladığı meçhul ancak can çekişmesi, dereyi akıntıda kısa bir müddet yoğunlaşıp kendi rengine bulayan kanın sulara karışıp yok olması kadar kısa sürdü..
***
Bu adamın bizleri çok farklı dünyalara sürükleyecek belki birçok hikayesi vardı.. Ancak bizim dikkate aldığımız husus, ondan gözlemlediklerimizin bir beklentiye hitap edip etmemesi değil, aksine, beklentilerimizin çoğunu değiştirecek saptamalara sevk ediyor olmasıdır. Bu, başta da sözünü ettiğimiz gibi kimine sıradan, kimine çarpıcı gelecek bir tablodur. Tıpkı Ali’nin ölümünden sonra çevresindekilerin olaya yaklaşımları gibi..
Ali’nin ne için intihar ettiği hiçbir zaman ortaya çıkmadı; Küllizade’nin dışında düşünen de olmadı zaten!.. O öldükten sonra Hasan’ı bir daha gören olmadı; cenazesinde bile yoktu genç adamın yaşlı meczup. İsfendiyar Küllizade, bu sefer kararlılıkla çıktığı dünya turundan yine vazgeçerek yaşadığı şehre geri döndü. Çok uzun zaman Ali’nin ölmeden önce evdeki halini bir şekilde kayda alan el kamerasının kasetini seyredip bu hali çözmeye çalıştı. Köylünün hemen hepsi Ali’yi zaten yakından tanımazdı. Bu sebeple onlar açısından bir şey değişmiş de değildi. Ancak haklarını yememek gerek; Ali, anacığı ve babasının mezarlarını güzelce çevreleyip düzenlediler.
(son)
13 Eylül 2005
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|