d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• YAZARLAR  

Bugün:

DERGİBİ YAZARLARI
Yazıyorum, öyleyse varım!
Melih Bayram Dede
Karanlık Oda
Ferhat Ünlü
Sevgilim Hayat
Fadime Özkan
Mutsuzluk Oyunları
Ömer Sercan
Bilir Kişi
Hüseyin Akın
Mürekkep Lekesi
Suavi Kemal Yazgıç
Yazgı
Özlem Albayrak
Beriki Taraf
Orhan Karagöl
Söz Misali
Ali Ömer Akbulut
Mavi Kalem
Mehmet Aycı
Seyr-ü Sefer
Sefer Kayaoğlu
Vesselâm
Kâmil Doruk
Cem Vefa


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


KİTAPLIK
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Hiç, Carmen Laforet
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
Daha fazla kitap için tıklayın!

BERİKİ TARAF
Orhan Karagöl
ORHAN KARAGÖL
diyalekt@
hotmail.com

Ali (Üç)

Köy havasını bilirsiniz; bazen adamı ‘çarpar!’ Şehir hayatı sürüp de tatillerinde ya da küçük kaçamaklarla köy ziyaretlerinde bulunan insanlara içki gibi gelir bu havalar. O gün, Yukarı Karacahöyük Köyü’nün havası da öyleydi. Yaylanın her yerini kaplayan bol oksijen, nefes alışları zorlamaktaydı. Köylülerin İsfendiyar Küllizade’nin gelişi şerefine kestikleri kuzu pişirilirken elindeki sopayla ateşi dürten Hasan bir an Ali’yi hatırlayıverdi. Çevresine bakındı, ama göremedi genç adamı. Eve gitmiş olacağını düşünerek Küllizade’yi dürtüp gitmeleri gerektiğini söyledi. Ancak yaşlı seyyah gitmeye pek niyetli görünmüyordu. Hasan’a bir iki saat daha kalmaları için rica etti. “Dost” diye bağırdı meczup; kafasını salladı “tamam” diyerek. Kuzuyu çevirmeye devam ettiler..

Aynı dakikalarda Ali eve yeni varmıştı. Hasan görse o anki halini, kesin sorardı neyi olduğunu; çünkü o bile genç adamın bu haline şahit olmamıştır, eminim. Elleriyle az önce ovuşturduğu başı sürekli sallanıyor, saçları gözlerinin önüne düştükçe ağzıyla üfleyerek yukarı savuruyordu. İki omzunu da aynı anda ritmik olarak yukarı kaldırıp indiriyor, odanın içinde dört dönüyordu. Arada bir hasmından saklanan bir kan davalısı gibi pencereye-kapıya gidiyor, etrafı kolaçan edip tekrar içeri giriyordu. Hızlı soluklarını uzun ve derin nefes alışlarla kesip bir noktaya mıhlanıyor, sonra birileri onu orada zorla tutuyormuş, sarmalıyormuş gibi ellerinden kurtulmak istercesine bir başka köşesine fırlıyordu odanın. Tüm bunları yaparken iki kere köşedeki büyük sandukanın yanına gidip önünde uzunca bekledi ve gülümsedi genç adam. Sonra garip hareketlerini yapmaya devam etti. Aklından neler geçtiğini bir Allah bilir ama sanırım sevdiği kızın düşünceleri dolaşıyordu kafasında. Onunla ilgili hayalleri bile imkansızlıklarla dolu, uzun ve sonu görünmeyen bir yoldu çünkü. Ya da ne bileyim, bu hayattan mı bıkmıştı; daha nereye kadar süreceğini mi düşünüyordu? Belki gitmek istiyordu buralardan, insanlardan bıkmıştı.. Dilediğinizi düşünün ancak onu delirten düşüncelere boğulduğunu kestirmek adınızı söylemek kadar kolaydı. Titriyordu; mecali kalmamış, dizlerinin bağı çözülmüştü sanki.. Sigara üstüne sigara yakıyor, içine derin nefesler alırken yanaklarını sonuna kadar kenarlara geriyordu. Bu hali bir saat kadar sürdü Ali’nin; sonra o büyük sandukanın yanına tekrar giderek gıcırdayan kapağını ardına kadar açtı. Annesinin işlediği ve garip bir hikayesi olan nakışlı örtüyü aradı. Ellerini adını bilmediği bir sürü öte-berinin arasından diplere doğru daldırarak içinde Mushaf sarılı görüntüsü veren beyaz bir kumaşa ulaştı. Aldı ve iskemleye oturdu.. Gökyüzüne baktı pencereden.. Sonra kalkıp kapıya yöneldi.. O gece gördüğü at sakin bir şekilde kapının önünde duruyordu. Kendisini bekliyordu sanki.. Genç adam atın yanına doğru yürüdü.. Bir müddet başını okşadıktan sonra üzerine çıktı ve hafifçe ayağıyla dürttü hayvanı. Nereye gideceğini bilmediği kesindi; çünkü fasılasız gökyüzüne bakıyor ve sadece gitmek istiyor görünüyordu. Türlü hayalleriyle geçirdiği gecedeki derenin yanına vardı bir süre sonra. Suyun kenarına bağdaş kurup oturdu. Sıktığı dişlerinden seğiren çene kasları durmak bilmiyordu. Göğün sudaki aksine daldığı gözleri dolu dolu olmuştu. Annesinin nakışlı örtüsünü sol eline aldı. Gömleğinin düğmelerini açtı bir bir.. Sağ elini kalbinin üzerine koyup ovaladı.. Sonra örtüyü içindeki ile boşluğunu alacak şekilde iyice sardı. Ardından örtünün içinde tamamen belirginleşen uzun ve sert bu cismi her iki eliyle sıkıca kavrayıp kalbine batırdı. Yüzükoyun suyun kenarına düşüverdi. Beyaz örtünün üzerindeki Arapça nakışlı Ali yazısı kırmızıya boğulurken, genç adamın simsiyah gözleri suya bakıyordu hala.. Garibin ne görüp de başını salladığı meçhul ancak can çekişmesi, dereyi akıntıda kısa bir müddet yoğunlaşıp kendi rengine bulayan kanın sulara karışıp yok olması kadar kısa sürdü..

***

Bu adamın bizleri çok farklı dünyalara sürükleyecek belki birçok hikayesi vardı.. Ancak bizim dikkate aldığımız husus, ondan gözlemlediklerimizin bir beklentiye hitap edip etmemesi değil, aksine, beklentilerimizin çoğunu değiştirecek saptamalara sevk ediyor olmasıdır. Bu, başta da sözünü ettiğimiz gibi kimine sıradan, kimine çarpıcı gelecek bir tablodur. Tıpkı Ali’nin ölümünden sonra çevresindekilerin olaya yaklaşımları gibi..

Ali’nin ne için intihar ettiği hiçbir zaman ortaya çıkmadı; Küllizade’nin dışında düşünen de olmadı zaten!.. O öldükten sonra Hasan’ı bir daha gören olmadı; cenazesinde bile yoktu genç adamın yaşlı meczup. İsfendiyar Küllizade, bu sefer kararlılıkla çıktığı dünya turundan yine vazgeçerek yaşadığı şehre geri döndü. Çok uzun zaman Ali’nin ölmeden önce evdeki halini bir şekilde kayda alan el kamerasının kasetini seyredip bu hali çözmeye çalıştı. Köylünün hemen hepsi Ali’yi zaten yakından tanımazdı. Bu sebeple onlar açısından bir şey değişmiş de değildi. Ancak haklarını yememek gerek; Ali, anacığı ve babasının mezarlarını güzelce çevreleyip düzenlediler.

(son)

13 Eylül 2005

• Yazarın diğer yazıları...

TILSIM (İki)
TILSIM (Bir)
'Öteki'lik, 'Özgürlük' ve 'Güç...'
Aşk ve eroin..
Katilin benim!..
Cana’var’ın ‘Yok’luğu..
Gerçekler, hayaller ve hermenötiksel sayıklama!
Ali (Üç)
Ali (İki)
Ali (Bir)
Mezarlıktan sevgiliye mektup..
Özür dilerim..
Sekerat Öpücüğü
Igor'a Royal yahut Igora Royal
Kontrpiyede cinnet
Basamakta durmayın, otomatik kapı çarpar!
Polyanna da esrar çekiyor muydu?
Yolculuk (Üç)
Yolculuk (İki)
Yolculuk (Bir)
Yaa bunaltma adamı, otur iki dakka!

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

Altın prangalar demir olanlardan çok daha kötüdür. - M. Gandi

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby