d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• YAZARLAR  

Bugün:

DERGİBİ YAZARLARI
Yazıyorum, öyleyse varım!
Melih Bayram Dede
Karanlık Oda
Ferhat Ünlü
Sevgilim Hayat
Fadime Özkan
Mutsuzluk Oyunları
Ömer Sercan
Bilir Kişi
Hüseyin Akın
Mürekkep Lekesi
Suavi Kemal Yazgıç
Yazgı
Özlem Albayrak
Beriki Taraf
Orhan Karagöl
Söz Misali
Ali Ömer Akbulut
Mavi Kalem
Mehmet Aycı
Seyr-ü Sefer
Sefer Kayaoğlu
Vesselâm
Kâmil Doruk
Cem Vefa


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


KİTAPLIK
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Hiç, Carmen Laforet
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
Daha fazla kitap için tıklayın!

BERİKİ TARAF
Orhan Karagöl
ORHAN KARAGÖL
diyalekt@
hotmail.com

Mezarlıktan sevgiliye mektup..

Otuz

Geçmişten kalan silinmez hatıraları karıştırdım bu gece burada.. Ayda yılda bir gün evde bir aleti tamir etmeye kalkıp da, ardiyedeki eskileri karıştırır gibi.. Tozlananları, kırılanları, yepyeni duranları tek tek bir köşeye ayırdım. Her birine dokundum uzun uzun. Yarım kalanlar, fazla kaçanlar, olması gerektiği gibiler.. Çocukluktaki eserikli halim gibi aceleyle kurcaladım bir; bir uzaklardaki sevgilinin eşarbını teneffüs eder gibi ağır ağır yanaştım onlara.. Topu topu üç-beş saniyelik bir düş gibi gelir demişti de rahmetli Taceddin Bey, inanır gibi olmuştum bir zamanlar.. Otuz yılı devirdiğimde inanacağımı o zaman anlasaydım ne değişirdi ki? Şimdi, dün yaşadıklarımın sırasıyla geçmişe karıştığı gerçeğinin değişmeyeceğini bilsem ne olur!

Anlıyor, görüyor, duyuyor mu beni ölüler? Çiselen yağmurun ortaya çıkardığı toprak kokusu başıma vurduğunda uçuşup kaçışıverdi işte tüm anılar.. Naz, niyaz.. Hangi birine tutunur insan? Hangi biri tutar sıkıca bileklerinden de çekip çıkarıverir balçığı balçıktan! Birinin taşında yetmiş sekiz, bir diğerinde otuz iki doğum tarihleri kazınmış önümdeki taşlara. Dokunup da her ikisinin de toprağına bir fark arıyorum.. Şehri gece yarısı bir resim gibi karalıyorum yüksekte kalan bu mezarların arasından.. Çiziyor, kurguluyorum zihnimde.. O çok uzakta kalan evlerin yanıp sönen ışıklarına takıldı gözlerim. Öyle bir kargaşaya karşı böylesine bir dinginlik.. Ne yaşım kaldı aklımda ne zaman!.. Burada yatanlar mı daha yaşlı ben mi meçhul!..

Bir romanda rolü biçilmiş olduğunun farkına varıp da, kurtulup gerçeklere kavuşmayı uman basit bir kahraman gibi uzandım soğuk taşa.. Hiç kimsenin ağzımdan duyamayacağı hislerimi paylaştım ölülerle az önce!.. Bildiğim ve bilmediğim tüm gerçeklere söylendim.. Toprağın emip, zatlarını teslim ettiği cesetlerin, kasvetli ağaçlardaki esintilerini vurdum yüzüme.. Burada yatanların neşeleri ile hüzünlerini çaldım birbirine ve öyle boyadım hayatı bu gece.. Anladım ki "tamam anladım denildiğinde" bitecek ömür.. Anlamışlık geç kalınmışlıkla gelecek; anladım.. Masalın sonunun burada bittiğini gözden kaçırmak ne acı!.. Şu çevremde gezinip duran ve arada bir dişlerine denk geldiğim böceklerin yanında kalmayı, az ilerideki ışıkların arasında birbirini sokmaktan bıkmayan böceklerin yanına dönmekten uygun buluyorum!

İnsan garip varlık! Bir yandan geçen otuz yılı üç-beş saniyelik bir düş olarak betimleyip kursağındaki ömre ait heveslerden yakınırken, bir yandan da bir üç-beş saniyeye daha nasıl tahammül edebileceğinin kaygısına sürüklenebiliyor! Hiçbir şeyin yeniden başlayacağı yok.. Geçmişle geleceğin buluştuğu anlar içinde yaşayacağız hep.. Yaşam o andan ibaret kalacak daima.. O an ne yaşıyorsak o olacak masaldaki gerçek.. Bilinçle alınan nefesler ayıklayacak iyilerin arasından kötüleri.. Geçmişe bakıldığında görülüyor gelecek.. "Bir varmış, bir yokmuş"un içine girmeyen hiçbir masal ve bu masalın dışında kalan hiçbir kahraman olmadığı gibi, şu anın dışında da hiçbir an yok!

Evet, otuz yıl.. Başına kiminin "koca bir" ekleyeceği, kimininse "ne ki" diyeceği üç onluk.. Her ikisi de uzak bana şimdi.. Ne bir sonraki nefesimin ümidindeyim, ne bir öncekinin özleminde.. Güzel olanları seçmek ve yaşamak için bir sonraki nefesimi bekleyemem.. Kötü olanları ayıklamak için de.. Sıkılsam da bu masaldan, sevsem de onu, kaçınılmazım budur..

Dilersen uzak dur benden, dilersen gel yanıma, buyur..



Nehir kenarından sevgiliye mektup

Yirmi yedi


Geleceğe ait hayallerimi karıştırdım bugün odamda.. Zaman zaman anneciğimin yanına giderek bahçesindeki güzel çiçekleri koklayıp içime çektiğim gibi.. Dikenlilerini, soluk renklilerini ve çılgın olanlarını tek tek bir köşeye ayırdım. Hepsini tazeledim buğulu gözlerimle uzunca.. Gerçekleşme ihtimali olanlar, imkansız gelenler ve kalbimi yerinden çıkaran mümkünleri.. Adını zikrettiklerindeki heyecanlanışım gibi titreyerek dokundum kimine; kiminin, gözlerine dalıp kendimden geçişim gibi uzandım şefkatine.. "Hayaller insana ömür içinde ömürler sunar" demişti de rahmetli babacığım inanır gibi olmuştum bir zamanlar.. Yirmi yedi yılı geçirdiğimde inanacağımı anlasaydım çok şey değişirdi! Şu an, dün kurduğum hayallerle özlemini giderdiğimi ve bu şekilde soluklandığımı bilmek, bana acı gerçekleri değiştirebileceğimi gösteriyor, ne mutlu..

Anlıyor, görüyor, duyuyor mu acaba beni babacığım? Şebnemlerle etrafa yayılan tatlı kokular vurdukça başıma, seninle ilgili kurduğum hayaller geliyor gözlerimin önüne.. Naz, niyaz.. Hangi birine tutunsam, sıkıca tutup bileklerimden katıyor canımı canına.. Biri pembe, biri mavi, doksan yedi ve doksan sekiz doğum tarihli iki öğrencimin kimliği duruyor masamda. Dokunup her ikisine de bir olduklarını görüyorum. Penceremden içeri sızan gün ışığına tebeşir gibi tutuyor onları, dileklerimi yazıyorum gökyüzüne.. Çiziyor, kurguluyorum zihnimde.. Uzak köylerde kalan evlerin üzerlerindeki kara bulutlara takıldı gözlerim.. Yaklaşan fırtınaya karşı duran güneş.. Ne üzüntülerim geliyor aklıma, ne kasvet.. Öğrencilerim mi daha genç ben mi meçhul!..

Bir romanda rolümün biçilmiş olduğunun farkına varıp da koşuşturdum mutlu bir kahraman olarak nehir kenarına.. Sana söylemeye utandıklarımı fısıldadım akan sulara.. Bildiğim ve farkında olmadığım tüm gerçeklere senin şarkını söyledim.. Nehrin kapıp, rüzgara teslim ettiği dilekleri sürdüm yüzüme.. Sahiplerinin hüzünlerini boğdum küçük girdaplarında bu suların.. Boğdum da öyle boyadım hayatı bugün rengarenk.. Anladım ki "tamam anladım" denildiğinde başlayacak ömür.. Anlamışlık geç kalınmışlığı gömecek; anladım.. Masalın aslında burada başladığını bilmek ne hoş.. Şu çevremde ötüşüp duran kuşların yanında kalmayı, az ileride yaklaşan fırtınanın üzerine yürümekten uygun buluyorum..

İnsan yüce varlık!.. Bir yandan düşlediği tüm hayallerle acılarını avuturken, bir yandan da gerçekleşmeyeceğini bildiği dileklerinden bile mutluluk duyabiliyor.. İnanıyorum ki insan, her şeye yeniden başlayabilir. Yaşam umutlardan ibaret olacak daima.. Bu masalın değiştirebileceğimiz çok fazla konusu var.. Umutla alınan nefesler yok edecek tüm kötülükleri.. Geçmişin ders aldığımız noktalarından şekillendireceğiz geleceği.. "Bir varmış" ın arasına bir virgül koyup "bir yokmuş"a dek çirkin olanları değiştirmeye çalışan kahramanlar olup, masaldaki zamanın şövalyeliğine soyunacağız..

Evet, yirmi yedi yıl.. Kiminin uzun bir zaman gördüğü, kimininse üç-beş saniye olarak kabul ettiği yirmi yedi ayrı yıl.. Her ikisi de uzak oldu hep bana.. Senin üstüne kurduğum her hayal ömrüme ömürler kattı.. Bu yüzden bir önceki nefesimin özleminde ve bir sonrakinin ümidindeyim.. Güzel olanları seçmek ve yaşamak için nefes almayı bekleyemem.. Kötü olanlar bu sayede hep uzak durdu benden zaten.. Bu masalı çok seviyorum ve söylediklerimdir kaçınılmazım.. Seni diliyorum ve geliyorum.. Son sözüm budur..

21 Temmuz 2005

• Yazarın diğer yazıları...

TILSIM (İki)
TILSIM (Bir)
'Öteki'lik, 'Özgürlük' ve 'Güç...'
Aşk ve eroin..
Katilin benim!..
Cana’var’ın ‘Yok’luğu..
Gerçekler, hayaller ve hermenötiksel sayıklama!
Ali (Üç)
Ali (İki)
Ali (Bir)
Mezarlıktan sevgiliye mektup..
Özür dilerim..
Sekerat Öpücüğü
Igor'a Royal yahut Igora Royal
Kontrpiyede cinnet
Basamakta durmayın, otomatik kapı çarpar!
Polyanna da esrar çekiyor muydu?
Yolculuk (Üç)
Yolculuk (İki)
Yolculuk (Bir)
Yaa bunaltma adamı, otur iki dakka!

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

Hayatı yaşamak kadar saçma bir şey yok, bırakın hayat sizi yaşasın! - Schopenhauer

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby