|
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
|
| |
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
|
| |
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
|
| |
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
|
| |
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
|
| |
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
|
| |
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
|
| |
Hiç, Carmen Laforet
|
| |
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
|
| |
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
|
| |
|
|
 |
Mezarlıktan sevgiliye mektup..
Otuz
Geçmişten kalan silinmez hatıraları karıştırdım bu gece burada.. Ayda yılda bir
gün evde bir aleti tamir etmeye kalkıp da, ardiyedeki eskileri karıştırır gibi..
Tozlananları, kırılanları, yepyeni duranları tek tek bir köşeye ayırdım. Her
birine dokundum uzun uzun. Yarım kalanlar, fazla kaçanlar, olması gerektiği
gibiler.. Çocukluktaki eserikli halim gibi aceleyle kurcaladım bir; bir
uzaklardaki sevgilinin eşarbını teneffüs eder gibi ağır ağır yanaştım onlara..
Topu topu üç-beş saniyelik bir düş gibi gelir demişti de rahmetli Taceddin Bey,
inanır gibi olmuştum bir zamanlar.. Otuz yılı devirdiğimde inanacağımı o zaman
anlasaydım ne değişirdi ki? Şimdi, dün yaşadıklarımın sırasıyla geçmişe
karıştığı gerçeğinin değişmeyeceğini bilsem ne olur!
Anlıyor, görüyor, duyuyor mu beni ölüler? Çiselen yağmurun ortaya çıkardığı
toprak kokusu başıma vurduğunda uçuşup kaçışıverdi işte tüm anılar.. Naz,
niyaz.. Hangi birine tutunur insan? Hangi biri tutar sıkıca bileklerinden de
çekip çıkarıverir balçığı balçıktan! Birinin taşında yetmiş sekiz, bir diğerinde
otuz iki doğum tarihleri kazınmış önümdeki taşlara. Dokunup da her ikisinin de
toprağına bir fark arıyorum.. Şehri gece yarısı bir resim gibi karalıyorum
yüksekte kalan bu mezarların arasından.. Çiziyor, kurguluyorum zihnimde.. O çok
uzakta kalan evlerin yanıp sönen ışıklarına takıldı gözlerim. Öyle bir kargaşaya
karşı böylesine bir dinginlik.. Ne yaşım kaldı aklımda ne zaman!.. Burada
yatanlar mı daha yaşlı ben mi meçhul!..
Bir romanda rolü biçilmiş olduğunun farkına varıp da, kurtulup gerçeklere
kavuşmayı uman basit bir kahraman gibi uzandım soğuk taşa.. Hiç kimsenin
ağzımdan duyamayacağı hislerimi paylaştım ölülerle az önce!.. Bildiğim ve
bilmediğim tüm gerçeklere söylendim.. Toprağın emip, zatlarını teslim ettiği
cesetlerin, kasvetli ağaçlardaki esintilerini vurdum yüzüme.. Burada yatanların
neşeleri ile hüzünlerini çaldım birbirine ve öyle boyadım hayatı bu gece..
Anladım ki "tamam anladım denildiğinde" bitecek ömür.. Anlamışlık geç
kalınmışlıkla gelecek; anladım.. Masalın sonunun burada bittiğini gözden
kaçırmak ne acı!.. Şu çevremde gezinip duran ve arada bir dişlerine denk
geldiğim böceklerin yanında kalmayı, az ilerideki ışıkların arasında birbirini
sokmaktan bıkmayan böceklerin yanına dönmekten uygun buluyorum!
İnsan garip varlık! Bir yandan geçen otuz yılı üç-beş saniyelik bir düş olarak
betimleyip kursağındaki ömre ait heveslerden yakınırken, bir yandan da bir
üç-beş saniyeye daha nasıl tahammül edebileceğinin kaygısına sürüklenebiliyor!
Hiçbir şeyin yeniden başlayacağı yok.. Geçmişle geleceğin buluştuğu anlar içinde
yaşayacağız hep.. Yaşam o andan ibaret kalacak daima.. O an ne yaşıyorsak o
olacak masaldaki gerçek.. Bilinçle alınan nefesler ayıklayacak iyilerin
arasından kötüleri.. Geçmişe bakıldığında görülüyor gelecek.. "Bir varmış, bir
yokmuş"un içine girmeyen hiçbir masal ve bu masalın dışında kalan hiçbir
kahraman olmadığı gibi, şu anın dışında da hiçbir an yok!
Evet, otuz yıl.. Başına kiminin "koca bir" ekleyeceği, kimininse "ne ki"
diyeceği üç onluk.. Her ikisi de uzak bana şimdi.. Ne bir sonraki nefesimin
ümidindeyim, ne bir öncekinin özleminde.. Güzel olanları seçmek ve yaşamak için
bir sonraki nefesimi bekleyemem.. Kötü olanları ayıklamak için de.. Sıkılsam da
bu masaldan, sevsem de onu, kaçınılmazım budur..
Dilersen uzak dur benden, dilersen gel yanıma, buyur..
Nehir kenarından sevgiliye mektup
Yirmi yedi
Geleceğe ait hayallerimi karıştırdım bugün odamda.. Zaman zaman anneciğimin
yanına giderek bahçesindeki güzel çiçekleri koklayıp içime çektiğim gibi..
Dikenlilerini, soluk renklilerini ve çılgın olanlarını tek tek bir köşeye
ayırdım. Hepsini tazeledim buğulu gözlerimle uzunca.. Gerçekleşme ihtimali
olanlar, imkansız gelenler ve kalbimi yerinden çıkaran mümkünleri.. Adını
zikrettiklerindeki heyecanlanışım gibi titreyerek dokundum kimine; kiminin,
gözlerine dalıp kendimden geçişim gibi uzandım şefkatine.. "Hayaller insana ömür
içinde ömürler sunar" demişti de rahmetli babacığım inanır gibi olmuştum bir
zamanlar.. Yirmi yedi yılı geçirdiğimde inanacağımı anlasaydım çok şey
değişirdi! Şu an, dün kurduğum hayallerle özlemini giderdiğimi ve bu şekilde
soluklandığımı bilmek, bana acı gerçekleri değiştirebileceğimi gösteriyor, ne
mutlu..
Anlıyor, görüyor, duyuyor mu acaba beni babacığım? Şebnemlerle etrafa yayılan
tatlı kokular vurdukça başıma, seninle ilgili kurduğum hayaller geliyor
gözlerimin önüne.. Naz, niyaz.. Hangi birine tutunsam, sıkıca tutup
bileklerimden katıyor canımı canına.. Biri pembe, biri mavi, doksan yedi ve
doksan sekiz doğum tarihli iki öğrencimin kimliği duruyor masamda. Dokunup her
ikisine de bir olduklarını görüyorum. Penceremden içeri sızan gün ışığına
tebeşir gibi tutuyor onları, dileklerimi yazıyorum gökyüzüne.. Çiziyor,
kurguluyorum zihnimde.. Uzak köylerde kalan evlerin üzerlerindeki kara bulutlara
takıldı gözlerim.. Yaklaşan fırtınaya karşı duran güneş.. Ne üzüntülerim geliyor
aklıma, ne kasvet.. Öğrencilerim mi daha genç ben mi meçhul!..
Bir romanda rolümün biçilmiş olduğunun farkına varıp da koşuşturdum mutlu bir
kahraman olarak nehir kenarına.. Sana söylemeye utandıklarımı fısıldadım akan
sulara.. Bildiğim ve farkında olmadığım tüm gerçeklere senin şarkını söyledim..
Nehrin kapıp, rüzgara teslim ettiği dilekleri sürdüm yüzüme.. Sahiplerinin
hüzünlerini boğdum küçük girdaplarında bu suların.. Boğdum da öyle boyadım
hayatı bugün rengarenk.. Anladım ki "tamam anladım" denildiğinde başlayacak
ömür.. Anlamışlık geç kalınmışlığı gömecek; anladım.. Masalın aslında burada
başladığını bilmek ne hoş.. Şu çevremde ötüşüp duran kuşların yanında kalmayı,
az ileride yaklaşan fırtınanın üzerine yürümekten uygun buluyorum..
İnsan yüce varlık!.. Bir yandan düşlediği tüm hayallerle acılarını avuturken,
bir yandan da gerçekleşmeyeceğini bildiği dileklerinden bile mutluluk
duyabiliyor.. İnanıyorum ki insan, her şeye yeniden başlayabilir. Yaşam
umutlardan ibaret olacak daima.. Bu masalın değiştirebileceğimiz çok fazla
konusu var.. Umutla alınan nefesler yok edecek tüm kötülükleri.. Geçmişin ders
aldığımız noktalarından şekillendireceğiz geleceği.. "Bir varmış" ın arasına bir
virgül koyup "bir yokmuş"a dek çirkin olanları değiştirmeye çalışan kahramanlar
olup, masaldaki zamanın şövalyeliğine soyunacağız..
Evet, yirmi yedi yıl.. Kiminin uzun bir zaman gördüğü, kimininse üç-beş saniye
olarak kabul ettiği yirmi yedi ayrı yıl.. Her ikisi de uzak oldu hep bana..
Senin üstüne kurduğum her hayal ömrüme ömürler kattı.. Bu yüzden bir önceki
nefesimin özleminde ve bir sonrakinin ümidindeyim.. Güzel olanları seçmek ve
yaşamak için nefes almayı bekleyemem.. Kötü olanlar bu sayede hep uzak durdu
benden zaten.. Bu masalı çok seviyorum ve söylediklerimdir kaçınılmazım.. Seni
diliyorum ve geliyorum.. Son sözüm budur..
21 Temmuz 2005
| • Yazarın diğer yazıları... |

TILSIM (İki)
TILSIM (Bir)
'Öteki'lik, 'Özgürlük' ve 'Güç...'
Aşk ve eroin..
Katilin benim!..
Cana’var’ın ‘Yok’luğu..
Gerçekler, hayaller ve hermenötiksel sayıklama!
Ali (Üç)
Ali (İki)
Ali (Bir)
Mezarlıktan sevgiliye mektup..
Özür dilerim..
Sekerat Öpücüğü
Igor'a Royal yahut Igora Royal
Kontrpiyede cinnet
Basamakta durmayın, otomatik kapı çarpar!
Polyanna da esrar çekiyor muydu?
Yolculuk (Üç)
Yolculuk (İki)
Yolculuk (Bir)
Yaa bunaltma adamı, otur iki dakka!
|
 |

Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.
Alexa Rating
|