| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Sekerat Öpücüğü
*****
15.03.2004
Bugün hesapladım da on beş yaşından bu yana istisnasız her gün yazdığım günlüğümü kitaba çevirmeye kalksam aşağı yukarı beş yüzer sayfalık elli cilt tutar. O kadar yaşadım mı ben ya hu! Yazdıklarımı okumaya kalktığımda bunun için yeterli sürem olmamasından korkar hale geldim. Zihnimin dinç oluşu, kelimeleri anlatmak istediklerime göre yerli yerine koyabilme yeteneğim ve bunlarla birleşen ufku belirsiz hayallerim ne kadar da genç hissettiriyor oysa! Tam seksen yaşındayım! Seksen yıl.. Üç hece.. Bir ömür.. Şu an yazarken ellerimi görmelisiniz; damarlarım o kadar belirgin ki! İrice ve yemyeşil.. Buruşmuş bir patiska gibi.. Parmaklarım soğuktan donmuş gibi renk değiştirmiş, hareket yeteneğini unutmak üzere.. Buna ben de şaşırıyorum ama saçlarım hala upuzun.. Doğal olarak seyrek ve bembeyaz.. Sakallarım göğsümün üzerine kadar iniyor.. En çok hoşuma giden de bu hani; çocuklar yolda gördüklerinde “pamuk dede” deyip boynuma atılıyorlar. Boyum giderek kısalıyor; çamaşır gibi çekmeye başladım son on yılda.. Fasılasız içtiğim tütün göğüs kafesimi yırtıyor artık.. Doktorlara rağmen yine de içiyorum! Ağzımdaki dişler takma.. Geviş getiriyormuş gibi hissettiriyor hep.. Geceleri çıkardığımda ben bile iğreniyorum bu durumdan.. Dizlerim tutmuyor, dizlerim.. Hele sağ dizim; şu an bile nasıl ağrıyor tahmin edemezsiniz.. Nasıl olsa bu günlük kitaba çevrilmeyecek ve nasıl olsa ancak yakınlarım okuyacak ya da yayınlamaya kalksalar bile bu bölümleri çıkaracaklar; o nedenle rahatça ve açıkça söyleyeyim ki en çok tuvalet ihtiyacımı gidermekte zorlanıyorum. Halim çok komik gelir oldu bana.. Trajikomik.. Acziyetimin doruk noktalarında dolaşıyorum..
Son yıllarda yazmaya en çok korktuğum şeyin adını şu an zikredebilirim; nasıl olsa doğum günüm bugün ve uzun uzadıya anlatacağım.. Ölümden söz ediyorum.. Arkadaşlarım birer birer göçüp gittiler.. Memlekette zaten kimse kalmadı.. Baktığım, gördüğüm her şey bana ölümü hatırlatıyor.. Bir ayağım toprakta anlayacağınız.. Gençken oturur konuşurduk bu konu üzerinde arkadaşlarla; ne kadar da uzak gelirdi ölüm! Bunu yaşamak, bunu hissetmek nasıl bir duygu anlatamam.. Mesela dışarı çıktığımda kapının önünde çöp kamyonunu görünce kendimi o büyük sıkıştırıcı alete yaklaşan çöp gibi hissediyorum, ölüm aklıma geliyor.. Akşamları bir mum yakıyorum; bitmek üzereyken titreyen alevi görüyorum, sekeratı hatırlıyorum. Evde izlenilen dizilere bir göz atıyorum; çocuklar “en heyecanlı yerinde bitirdiler” diyorlar; sonumu düşünüyorum! Bir de uyumaktan korkuyorum.. Her gece yattığımda “bu gece ölür müyüm acaba” diyerek uykuya dalıyorum. Sabah yeni günle uyandığımda içimdeki sevinci hemen yitirmekten nefret ediyorum. “Bugün de kurtulduk” diyorum, akşamı beklemeye koyuluyorum; sanki gece yatağımda uyurken ölecekmişim gibi!
Sabah böyle geçiyor, öğle böyle geçiyor, ikindi böyle geçiyor, akşam böyle geçiyor, yatsı böyle geçiyor, bir ömür geçti!
Gün doğumuyla gün batımı arasında bir tenis karşılaşması izleyen seyirci gibiyim! Aslına bakarsanız öylesine yoruldum ki yaşamaktan, öylesine bir bıkkınlık çöktü ki üzerime, dayanamıyorum bu duruma.. Teker teker ölüp yenilenmeyen hücrelerimin ağırlığı var bedenimde.. Ölümü, yaşama kıyasla kavramaya çalıştığımdan olsa gerek, korkuyorum. Bazen ölümsüzlüğü düşünüyorum, onu da istemeyeceğimi anladığımda fikirlerim karışıyor. Ölümü de, ölmemeyi de istemiyorum! Tekrarlar insanı sıkar; düşünün her gün en az yüz kere, yıllarca aynı şeyi düşündüğünüzü.. Zihnimin takati kalmadı.. Çok yoruldum..
Yalnızlık da zor iş. Anladığınız yalnızlıktan bahsetmiyorum; kişinin yanında kim olursa olsun, nihayetinde muhakkak yalnız olacağından söz ediyorum. Saçma gelebilir bu size ama doğrusu bu. Tek başımıza doğduk, tek başımıza yaşıyoruz ve tek başımıza öleceğiz. Kim ölürken bana yardım edebilir ki? Öleceğim ve hayat devam edecek. Çocuklarım üç gün sonra gülüp eğlenecek yine.. Eşim hayatta olsaydı, o bile! Bunun böyle olmaması gerekliliğini savunmuyorum, yanlış anlaşılmasın; gerçeklerin insanı yalnızlığa mahkum ettiğidir bahsim.. Hayat devam ettiği sürece herkes yalnızlığa mahkum kalacak. Belki öldüğümüzde hür olacağız, ya da en azından hür olmanın ne demek olduğunu anlayacağız.. Söylediklerimi kulakardı etmeyin, arkasında koca bir seksen yıl yatıyor! Hepimiz unutulacağız..
Aklıma geçen yıl vefat eden sevgili dostum Ahmet geldi.. Benden yedi yaş küçüktü Ahmet.. Ölümünden bir-iki ay kadar önce oturmuş sohbet ediyorduk. Laf döndü dolaştı ölüme geldi yine. Benimle aynı fikirleri paylaştığını söylemişti bana; hiç unutmuyorum gözleri de dolmuştu hafiften.. Ölmeden bir iki gün kadar önce de memleketine gitmiş, köydeki evinden beni aramıştı. Telefonda kendini hiç iyi hissetmediğini söylediğinde sormuştum “hayırdır Ahmet neyin var” diye; “galiba yolun sonuna geldik, hakkını helal et” demişti.. Cenazesinde yakınlarından da helallik istediğini öğrendim. Ahmet’in vefatından sonra kendi kendime çok düşündüm “acaba neler hissetti rahmetli” diye; neler hissetti ki arayıp herkesle helalleşti?
Söylemesi zor ama şu an içimde tarif edilmesi güç bir burukluk var. Sanırım ben de sonumun iyice yaklaştığını hissediyorum. Ve sanırım yakında gözlerimi bir daha açmamak üzere ben de yumacağım. Yaşamın ve kaderin kaçınılmaz sonu; ölüm..
Artık yazmak istemiyorum.
*****
***
Hiç üşenmeden, büyük bir gayret ve zevkle kaleme aldığı günlüğünün son sayfasında yazdıklarıyla babam, beni derinden sarsmıştı. Çünkü günlüğünün son yaprağı yukarıdakinin ta kendisiydi. Kendisi o gece vefat etti. Ölümden en çok söz ettiği gün.. Sonunun yaklaştığını hissettiği gün.. Zihnime kazınan o fotoğraf beni hala ürpertir!
O günün akşamında, yemekten hemen sonra babam kendisini iyi hissetmediğini söyleyip odasına çekilmişti. Ne kadar doktora götürmek istesem de kabul etmemiş, sabaha bir şeyi kalmayacağını söylemişti. Ben, eşim ve çocuklarım biraz televizyon izledikten sonra tam yatacakken babam çıktı odasından. İçeri geldi. Bir şeyi kalmadığını söyledi. Çocukları kucağına oturttu ve sanki aylardır yüzlerine hasret kalmış da yeni kavuşmuş gibi uzun uzun öptü, kokladı onları.. Anneleri çocukları yataklarına götürdüğünde bana, “sana vasiyetimdir oğlum, yazılarıma gözün gibi bak” dedi. Bunun için benden söz aldıktan sonra tuhaf bakışlarımı sezmiş olacak ki, endişemi giderecek tavırlar içinde eğilip alnımdan öptü. Sonra da beni sağ, gelinini sol kolunun altına alarak gülüp çocukluğumdan bahsetti. Epey bir konuştuktan, muhabbetleştikten sonra “Allah rahatlık versin” deyip odasına çekildi. Sabah benim küçük kız fark etmiş; odamıza gelip bize dedesini gıdıklamasına rağmen hiç hareket etmediğini ve kendisini öpmediğini söyledi. Koştuk, gördük ki vefat etmiş.. Anneciğimin yanına defnettik.
Aradan onsuz koca bir yıl geçti.. Babamın altmış beş yıl boyunca yazdıklarını tek tek okudum. Bununla da yetinmeyip tanıdığım bir yayıneviyle günlüğünün kitaba çevrilmesi konusunda anlaşmaya vardım. Çok yakın zamanda baskıya girecek. Yıllarca dizinin dibinde durduğum babamdan çok şey öğrendim. Ancak yazdıklarını okuduğumda onun ne denli hassas biri olduğunu göremediğimi fark ettim. Kaleme aldığı günlüğü şimdi benim başucumda duran hayat öğretim; üzerine ekleyeceklerimle çocuklarımın da kitabı olacak.
Sözlerime burada son veriyorum. Adresinizi bilmiyordum; bu nedenle mektubu size ikimizin de tanıdığı ve yakın arkadaşınız olan İlhan Bey vasıtasıyla göndermeyi yeğledim. Umarım yayınlarsınız. Hoşçakalın.
***
13 Nisan 2005
Bu mektubu dün gece saat 03.20’de ateş almaya gelen İlhan bıraktı masama. Noktasına dokunmadan aktardım. Yoruma lüzum görmüyorum..
16 Nisan 2005
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|