| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Kontrpiyede cinnet
Bulunduğum noktadan durup şöyle bir geriye baktığımda tükenmiş bir vtr gibi droplar oluşuyor zihnimde. Bir dolabın içinde saklanmış, aralık kapısından geçmişi seyrediyorum..
Geçen otuzuma girdim. Yirmi dokuz yıldan geriye kalan silik birkaç hatıra. Her nedense hemen herkese yaş ilerledikçe zaman daha çabuk geçer gibi gelir. Bir şeyin geçtiği var mı ki? Zaman dediğimiz, eşyanın varolma denen olgu karşısındaki direnişi değil mi? Bu nasıl bir yaşam ki farkında olmadan ayak uydurabiliyor metabolizma! Doktor arkadaşlarla insan anatomisi üzerine konuştukça daha da şaşıyorum! Acziyet içinde bulunduğunun farkına varıp şaşmamak mümkün mü? Bir yandan çılgınca devam eden bir devinim, diğer yandan neler olup bittiğini anlamaya çalışan bir varlık! Allah vere de insanlık "gerçekleri" anlayana kadar kalan değerlerini de yitirmese!
Adım gibi biliyorum, bu yazıyı okuyanların içinde de o kendini "aşmış" olarak gören bazı aklı-evveller bulunmakta! Bakın etrafınıza, böyle tipler bir-iki muhakkak sizin çevrenizden de çıkacaktır. Bir tür psikolojik rahatsızlık içinde olduklarından bihaber yaşayan bu canlılar, zaman-ölüm-hayat gibi bir çok derin konuda ona-buna ahkam keser, basit mevzularmış gibi konuşur, böbürlenirler.Yazmak kolaydır, konuşmak da.. En zehir gibi gerçekler bir sohbet esnasında lokumdan bahsedilir gibi geçebilir. Ancak o aklı-evvellerin ve çarkın dişlilerini oluşturan bizlerin bilmesi gereken en önemli husus konuşmak değil, idrak edebilmektir.
Örneğin zaman mefhumuna bir bakın. Tarihteki yerinizi gözlemleyin. Neredesiniz? Ya da hayatı ele alın. Ulaşabilecek en son noktanızı hayal edin. Varabilecek kadar ömür garanti mi? Her saniye kaç yüz bin insanın yaşamının noktalandığını biliyor musunuz? Her saniye! Bir-iki-üç.. Kaç kişi gitti dersiniz? O büyük medeniyetler şimdi nerede? Kainattan ne güzel kadınlar, ne yakışıklı delikanlılar geçti; sürdükleri neyin saltanatıydı? Yazının gidişatı çocukluğumuzdan beri okuduğumuz menkıbelere dönmeden kestireyim; neticede öyle bir hikayenin oyuncularıyız ki, gerçeklerin farkına varmadan robotlar gibi yaşıyoruz hayatta. En azından büyük bir çoğunluğumuz.. Bu durumu çok iyi tasvir eden bir reklam vardı; hatırlarsınız: "sabah kalk, işe git, çalış, eve gel, yat, uyu, sabah kalk, işe git, çalış, eve gel vs." İşte bir bakıyorsunuz hayat geçmiş.. Ya da ölmüşüz.. Aslında tüm bunları size değil kendime söylüyorum ben, üzerinize alınmayın.
Aranızda hiç bayılan oldu mu? Ya da şiddetli bir darbe alarak hayattan anlık kopuntular yaşayan? O hal başına gelmeden önce çok sakinsiniz, hiçbir şeyiniz yok, sağlıklısınız da hatta.. Bir aracın düz bir duvara diklemesine geçmesi gibi, beyniniz üzerine sert bir yerlere çakılıyorsunuz. Ayıldığınızda, ayılana kadar geçirdiğiniz, aslında kısa olan fakat size aylar kadar uzun geçen zaman dilimini tüm berraklığıyla hatırlıyorsunuz. Ama çevrenizdekileri, ya da bulunduğunuz yeri kavrayamıyorsunuz bir süre. Ölmeden her insanın başına gelmesi gerekir bence bu tür olayların. Acaba ölüm bu bahsettiklerimin yanından geçer mi?
İnsanları hep bir kayanın içinde yaşayan böcek gibi düşünmüşümdür. Tüm hayatını o kayanın içinde geçiren, ve taş kırılmadan dışarıdaki tüm olgulardan mahrum kalacak bir böcek!.. Varoluşundan içinde bulunduğu ana kadar edindiği tüm bilgilerin sadece o kayaya ait olduğunu bilen, fakat dışarıdan aldığı sinyalleri zihninde tasvirlemek için hiçbir salt bilgiye sahip olmayan bir böcek.. "Pozitif" olarak adlandırılan koca bilimle daha lezzetin bile tarifini yapamayan; kimyasında kendini derinden sarsacak mücevherler bulunduğu halde burnunun ucunda çıkan sivilceyi bile engelleyemeyen bir böcek!.. Ve en acısı taşocağındaki bir kayanın içinde yaşadığını hisseden, ama her şeyi boşveren bir böcek!.. Balığa sormuşlar, "su diye bir şey var, bilir misin?" demiş "yoo hiç görmedim!"
Bazen bir sele kapılmış, canhıraş bir kütüğe tutunan biri gibi hissediyorum kendimi. Köpükler, sular ağzımdan içeri giriyor. Yutkunamadan bir başka dalga yiyorum. Ne kütüge tutunabiliyorum artık, ne kulaç atabiliyorum. Sele bırakıyorum kendimi. Hayatın gerçeklerine karşı bir şey yapamamanın çaresizliği içinde kıvranıp duruyorum. Yollar bürülüyor, daralıyorum. Kelimeleri yutuyorum; kılçık gibi takılıyor boğazıma. Dolabın içine sokuyorum zihnimi; kapısı aralanıyor, yine görüyorum görmek istemediklerimi. Kontrpiyede kalıyorum. Düşüncesiz yaşamak istiyorum kısa bir süre de olsa. Hani şöyle yorganın içine girsem, kafamı soksam yastığın altına, hiç düşünmesem, düşünebilemesem, uyusam.. Yoklukta uyansam.. Yokluktan korkmasam.. Bu nasıl bir diyalektik diye düşünmeme gerek kalmasa.. Hatırlamasam hiçbir şeyi.. Korku nedir bilmesem.. Bir de olsayla bursa..
Hayattayız ve yaşıyoruz.
8 Temmuz 2004
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|