d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• YAZARLAR  

Bugün:

DERGİBİ YAZARLARI
Yazıyorum, öyleyse varım!
Melih Bayram Dede
Karanlık Oda
Ferhat Ünlü
Sevgilim Hayat
Fadime Özkan
Mutsuzluk Oyunları
Ömer Sercan
Bilir Kişi
Hüseyin Akın
Mürekkep Lekesi
Suavi Kemal Yazgıç
Yazgı
Özlem Albayrak
Beriki Taraf
Orhan Karagöl
Söz Misali
Ali Ömer Akbulut
Mavi Kalem
Mehmet Aycı
Seyr-ü Sefer
Sefer Kayaoğlu
Vesselâm
Kâmil Doruk
Cem Vefa


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


KİTAPLIK
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Hiç, Carmen Laforet
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
Daha fazla kitap için tıklayın!

BERİKİ TARAF
Orhan Karagöl
ORHAN KARAGÖL
diyalekt@
hotmail.com

Kontrpiyede cinnet

Bulunduğum noktadan durup şöyle bir geriye baktığımda tükenmiş bir vtr gibi droplar oluşuyor zihnimde. Bir dolabın içinde saklanmış, aralık kapısından geçmişi seyrediyorum..
Teneffüs zili çalmış; bu beslenme zili.. Ev iki adım ötede.. Koşup eve gidiyorum, annem köfte kızartmış beni bekliyor.. Alelacele atıştırıp okula dönüyorum.. Biraz daha aralıyorum dolabın kapısını.. Yeşil renkli büyük telefon uzun uzun çalıyor.. Annem açıyor kalkıp.. Ahizedeki 'densiz' teyzemin öldüğünü söylüyor.. Ne kadar kolay söylüyor! Annem düşüp bayılıyor.. Ben yanına koşup küçük ellerimle gözündeki yaşları siliyorum, nasıl teselli edeceğimin telaşındayım.. Dolabın kapısını bırakıyorum, ardına kadar açılıyor.. Her yerde ben, ve her yerde bir başka ben.. Küçük aklımla büyük düşünceleri deşiyorum.. Sorguluyorum.. Sorguladıkça büyüyorum.. Bulunduğum noktaya dönüp şöyle bir kendime bakıyorum.. İleride bulunacak bir nokta olacak mı bilmiyorum..

Geçen otuzuma girdim. Yirmi dokuz yıldan geriye kalan silik birkaç hatıra. Her nedense hemen herkese yaş ilerledikçe zaman daha çabuk geçer gibi gelir. Bir şeyin geçtiği var mı ki? Zaman dediğimiz, eşyanın varolma denen olgu karşısındaki direnişi değil mi? Bu nasıl bir yaşam ki farkında olmadan ayak uydurabiliyor metabolizma! Doktor arkadaşlarla insan anatomisi üzerine konuştukça daha da şaşıyorum! Acziyet içinde bulunduğunun farkına varıp şaşmamak mümkün mü? Bir yandan çılgınca devam eden bir devinim, diğer yandan neler olup bittiğini anlamaya çalışan bir varlık! Allah vere de insanlık "gerçekleri" anlayana kadar kalan değerlerini de yitirmese!

Adım gibi biliyorum, bu yazıyı okuyanların içinde de o kendini "aşmış" olarak gören bazı aklı-evveller bulunmakta! Bakın etrafınıza, böyle tipler bir-iki muhakkak sizin çevrenizden de çıkacaktır. Bir tür psikolojik rahatsızlık içinde olduklarından bihaber yaşayan bu canlılar, zaman-ölüm-hayat gibi bir çok derin konuda ona-buna ahkam keser, basit mevzularmış gibi konuşur, böbürlenirler.Yazmak kolaydır, konuşmak da.. En zehir gibi gerçekler bir sohbet esnasında lokumdan bahsedilir gibi geçebilir. Ancak o aklı-evvellerin ve çarkın dişlilerini oluşturan bizlerin bilmesi gereken en önemli husus konuşmak değil, idrak edebilmektir.

Örneğin zaman mefhumuna bir bakın. Tarihteki yerinizi gözlemleyin. Neredesiniz? Ya da hayatı ele alın. Ulaşabilecek en son noktanızı hayal edin. Varabilecek kadar ömür garanti mi? Her saniye kaç yüz bin insanın yaşamının noktalandığını biliyor musunuz? Her saniye! Bir-iki-üç.. Kaç kişi gitti dersiniz? O büyük medeniyetler şimdi nerede? Kainattan ne güzel kadınlar, ne yakışıklı delikanlılar geçti; sürdükleri neyin saltanatıydı? Yazının gidişatı çocukluğumuzdan beri okuduğumuz menkıbelere dönmeden kestireyim; neticede öyle bir hikayenin oyuncularıyız ki, gerçeklerin farkına varmadan robotlar gibi yaşıyoruz hayatta. En azından büyük bir çoğunluğumuz.. Bu durumu çok iyi tasvir eden bir reklam vardı; hatırlarsınız: "sabah kalk, işe git, çalış, eve gel, yat, uyu, sabah kalk, işe git, çalış, eve gel vs." İşte bir bakıyorsunuz hayat geçmiş.. Ya da ölmüşüz.. Aslında tüm bunları size değil kendime söylüyorum ben, üzerinize alınmayın.

Aranızda hiç bayılan oldu mu? Ya da şiddetli bir darbe alarak hayattan anlık kopuntular yaşayan? O hal başına gelmeden önce çok sakinsiniz, hiçbir şeyiniz yok, sağlıklısınız da hatta.. Bir aracın düz bir duvara diklemesine geçmesi gibi, beyniniz üzerine sert bir yerlere çakılıyorsunuz. Ayıldığınızda, ayılana kadar geçirdiğiniz, aslında kısa olan fakat size aylar kadar uzun geçen zaman dilimini tüm berraklığıyla hatırlıyorsunuz. Ama çevrenizdekileri, ya da bulunduğunuz yeri kavrayamıyorsunuz bir süre. Ölmeden her insanın başına gelmesi gerekir bence bu tür olayların. Acaba ölüm bu bahsettiklerimin yanından geçer mi?

İnsanları hep bir kayanın içinde yaşayan böcek gibi düşünmüşümdür. Tüm hayatını o kayanın içinde geçiren, ve taş kırılmadan dışarıdaki tüm olgulardan mahrum kalacak bir böcek!.. Varoluşundan içinde bulunduğu ana kadar edindiği tüm bilgilerin sadece o kayaya ait olduğunu bilen, fakat dışarıdan aldığı sinyalleri zihninde tasvirlemek için hiçbir salt bilgiye sahip olmayan bir böcek.. "Pozitif" olarak adlandırılan koca bilimle daha lezzetin bile tarifini yapamayan; kimyasında kendini derinden sarsacak mücevherler bulunduğu halde burnunun ucunda çıkan sivilceyi bile engelleyemeyen bir böcek!.. Ve en acısı taşocağındaki bir kayanın içinde yaşadığını hisseden, ama her şeyi boşveren bir böcek!.. Balığa sormuşlar, "su diye bir şey var, bilir misin?" demiş "yoo hiç görmedim!"

Bazen bir sele kapılmış, canhıraş bir kütüğe tutunan biri gibi hissediyorum kendimi. Köpükler, sular ağzımdan içeri giriyor. Yutkunamadan bir başka dalga yiyorum. Ne kütüge tutunabiliyorum artık, ne kulaç atabiliyorum. Sele bırakıyorum kendimi. Hayatın gerçeklerine karşı bir şey yapamamanın çaresizliği içinde kıvranıp duruyorum. Yollar bürülüyor, daralıyorum. Kelimeleri yutuyorum; kılçık gibi takılıyor boğazıma. Dolabın içine sokuyorum zihnimi; kapısı aralanıyor, yine görüyorum görmek istemediklerimi. Kontrpiyede kalıyorum. Düşüncesiz yaşamak istiyorum kısa bir süre de olsa. Hani şöyle yorganın içine girsem, kafamı soksam yastığın altına, hiç düşünmesem, düşünebilemesem, uyusam.. Yoklukta uyansam.. Yokluktan korkmasam.. Bu nasıl bir diyalektik diye düşünmeme gerek kalmasa.. Hatırlamasam hiçbir şeyi.. Korku nedir bilmesem.. Bir de olsayla bursa..

Hayattayız ve yaşıyoruz.
Gerçekleri öğreniyoruz.
Ölümden haberdarız.
Zamanı biliyoruz.
Sanıyoruz..

8 Temmuz 2004

• Yazarın diğer yazıları...

TILSIM (İki)
TILSIM (Bir)
'Öteki'lik, 'Özgürlük' ve 'Güç...'
Aşk ve eroin..
Katilin benim!..
Cana’var’ın ‘Yok’luğu..
Gerçekler, hayaller ve hermenötiksel sayıklama!
Ali (Üç)
Ali (İki)
Ali (Bir)
Mezarlıktan sevgiliye mektup..
Özür dilerim..
Sekerat Öpücüğü
Igor'a Royal yahut Igora Royal
Kontrpiyede cinnet
Basamakta durmayın, otomatik kapı çarpar!
Polyanna da esrar çekiyor muydu?
Yolculuk (Üç)
Yolculuk (İki)
Yolculuk (Bir)
Yaa bunaltma adamı, otur iki dakka!

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

İnsan hiçbir yerde kendisinden iyi dost bulamaz. - C. Dickens

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby