d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• YAZARLAR  

Bugün:

DERGİBİ YAZARLARI
Yazıyorum, öyleyse varım!
Melih Bayram Dede
Karanlık Oda
Ferhat Ünlü
Sevgilim Hayat
Fadime Özkan
Mutsuzluk Oyunları
Ömer Sercan
Bilir Kişi
Hüseyin Akın
Mürekkep Lekesi
Suavi Kemal Yazgıç
Yazgı
Özlem Albayrak
Beriki Taraf
Orhan Karagöl
Söz Misali
Ali Ömer Akbulut
Mavi Kalem
Mehmet Aycı
Seyr-ü Sefer
Sefer Kayaoğlu
Vesselâm
Kâmil Doruk
Cem Vefa


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


KİTAPLIK
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Hiç, Carmen Laforet
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
Daha fazla kitap için tıklayın!

YAZGI
Özlem Albayrak
ÖZLEM ALBAYRAK
albayrakozlem
@yahoo.com

Civa Pakistan!

Dünyanın ikinci büyük İslâm ülkesi Pakistan insanlarında, 'zen'in doğum yerine coğrafi yakınlıktan mı yoksa sıcaktan mı bilinmez, "civamsı bir genleşme" hali sözkonusu. Hayatın bol gülümsemeli bir yoga seansı olarak sürdürüldüğü ülkenin İslâm'ının ise, sinirleri alınmış gibi.

Yüzünde duruşunun doğallığıyla, uyurken bile böyle durduğuna yemin edebileceğiniz gülümsemesini bozmadan, öğretmen olan kızının cesedini okul yıkıntılarından çıkardıklarını, üniversite öğrencisi yeğenini de depremde kaybettiklerini anlatıyor Esme. Görece diğerlerinden daha kültürlü olduğunu, giyiminden kuşamından değil ancak konuşmasının yumuşaklığından çıkarabileceğiniz 40'larını süren bir öğretim görevlisi bu dingin kadın.

Üniversitede öğretim görevlisi dediysek, öyle şatafatı oranında tafralı, Türkiye'deki gibi, adalete tosladı diye ortalığı ayağa kaldıran yüksek güç oranında yüksek ego muztaribi olanlardan değil. Mutfağının belki de tek değişmezi olan bir bardak ılık suyu ikram için kapısını açtığı evinde, bir kilim, bir yatak, 80'lik annesi ve kulağındaki deprem izlerini gösteren genç oğlundan başka hiçbir şeyi yok. Zaten tüm Pakistan'da olduğu gibi, Keşmir'de de öğretim görevlilerinin 100-150 dolarlık maaşlarından başka gelirleri yok.

Sekiz ay önce kaybettiği kızından bahsederken gülümsemesinden asla taviz vermeyerek ve karşısındaki gazeteciye şikayet etmemeye kesinkes özen göstererek, yalnız kaldığında aklına geldiğini söylemekle iktifa eden bir kadının, yaşadığından daha iyi hayatlar olduğunu bilmeyen, onu hak ettiğini de bilmeyen, hiçbirini bilmeyi bile istemeyen ruh halini, maddeyi neredeyse yoketmiş bu meditatik ruh anlayışını anlamaya çalışa çalışa bir sonraki yıkıntıya yollanıyoruz.

Trafık sağdan, kağıtlar İngiltere'den

Burası Pakistan'ın Savunma Bakanlığı'na bağlı ikinci büyük meteoroloji istasyonundan artakalanlar ve yanındaki yeni meteoroloji birimi görevini ifa eden bir masalı, bir telefonlu, bir de vantilatörlü bir çadırdan ibaret bir "departman".

Meteoroloji Müdürü Gul Akhtar Zubairi çok şükür ki, şikayet mahiyetine gelebilecek tek cümleyi "Hala çadırlardayız, aslında herkes travma geçiriyor" cümlesini söyleyiveriyor aniden, suyun altında nefesinizi tutmuş gibi bunaldığınız bir anda kalbinize bir nefeslik hava ihsan ediyor.

En çok yardımı Türkiye'den aldıklarını, ABD'nin de bir hastane yaptırıp, bir helikopter bağışında bulunduğunu anlatırken, neden hala özel okulların sınavlarını, deprem için kerhen üç beş kuruş gönderen, kendilerini onyıllarca sömürmüş İngiltere'ye hazırlattırdıklarını sormak isteği geliyor ama, yüzlerinden anlaşılamasa da insanların acısı bazen susmayı gerektiriyor.

100 binlik nüfustan 40 bininin depremde öldüğü Keşmir yani Muzafferabad insanlarının başkent İslâmabadlılardan daha az şikayet edişini, Keşmir'in Hint'e dolayısıyla, maddiyat odaklı, bencilliğe dayalı seküler bir hayatın "astarı yüzünden pahalıya gelen" manevi maliyeti nedeniyle, ruhunu terbiye için tek liman olarak sığınan batılıların bugünlerde popüler ettiği budizm ekollerine coğrafi olarak daha yakın oluşuyla bağlantılandırmak gerekiyor herhalde.

Her ne kadar insanın, bir ülkenin havasını koklamasına, dokusunu anlamasına iki ya da üç gün, hatta iki üç yıl yetmeyecekse de, ilk görülenden kalan ilk intiba nasılsa hep doğru çıkıyor.

Maddeyi, biyolojik gerçekliği yoksayma noktasına gelmiş bir öğretinin takipçileri gibi insanlar burada. Misafirperverliğin, alçakgönüllülüğün haddi hududu yok, ama dünyayı kavrama ve şekillendirme konusunda prensipleri dosdoğru belirlenmiş, usul ve yöntem konusunda ilkeleri maneviyat ve maddiyatın kesişim noktasına dayanmış, insana ve insanın yaşama kalitesine dair örgütlü kuralları bulunan bir dinin mükellefleri olmalarına karşın, sanki burada herkes dünyaya sadece ruhunu dinlendirmeye, nirvanaya erişmeye geliyor. Sıcaktan mı, o eski geleneklerin izlerinden mi nedir, civamsı bir genleşme hali herkeste.

Hayat bir yoga seansı mı?

Acıdan kaçınıp hazza yaklaşmanın hayatın kaynağı olduğunu savunan, felsefi altyapısının ucu Aristo'ya kadar götürülecek görüşten ötürü böyle değil Pakistan insanları. Direniş ve isyanın bile pasif olanını dünyaya armağan etmiş bir liderin, Gandi'nin felsefi altyapısını tanımladığı bir hayat tarzı ilke bazında es geçilse de, o stilin yansımalarından İslâmlığa rağmen kopamamış gibi insanlar. Kafasına vur ekmeğini al cinsinden mukavemetsiz ve edilgenler.

Dünyanın en büyük ikinci İslâm ülkesi Pakistan. Nüfusu 150 milyon civarında. Kabaca, sakin bir sükut ve uhrevi bir hikmet ayakları üzerine inşa edilen Budist inancının, modern dünyada Avrupa'daki materyalizmin karşıtı olarak işlev gördüğü ve bu yüzden batılıların ve batılı olma gayretkeşlerinin ilgisine daha fazla mazhar olduğu gözönüne alındığında, pek çok alanda farklı olsa da sosyal yaşamda kaderci Hinduizm öğretilerinden kopmadığı görülen Pakistan'da din algısı, batıdaki "religion" tanımından çıkamamış sanki. Materyalizme karşılık, dinin huzurlu metafiziği ve onu çepeçevre sarmış mistik ruh arterinden ibaret bir kaideler silsilesi gibi inanç, fani gerçeklikten sıyrılıp aydınlanma yolunda dünya meselelerine sırtını dönmüş, oturuyor.

İbadetle temizliği birleştirecek anlayış kabiliyetini geliştirememe, emir ve nehiylerin temel dinamiklerini ıskalama, namazın tüm dünyayı anlama ve anlamlandırmadaki rolünü kavrayamama, İslâm'daki determinizm-ruh dualizmini birarada tanımlayamama gibi noksanlıklardan muzdarip insanların çoğusu. Sadece materyale ya da sadece maneviyata yaslanmayan, bunların ikisini birden kuşatan İslâm'ı değil, uyuşturucu bir yoga seansını tercih etmiş gibiler.

Sinirsiz iki kilo İslâm

Öyle ki o uyuşma halinden ötürü, çağdaş dünyanın suretleri değişse de kendisi değişmeden süregelen, öyle de gideceğe benzeyen ideolojik çatışma ortamında, dini algının nerede durduğunu, dünya düzlemindeki yeri göz önüne alındığında rolünün ne olduğunu insanlığın geri kalanına anlatabilecek bir devinim ve kararlılıktan bihaberler burada. İslâm dininin sinirleri alınmış sanki buranın İslâm'ında.

Oysa İslâm, spiritüel ve materyal birliği prensibinin adıydı şimdiye dek okuduğumuz kitaplarda. Belki de Pakistan, tıpkı Hint'in tarihine yayılan zen felsefesinin fikri altyapısı ve uygulama metodunda olduğu gibi, İslâm'ı da sadece bir din olarak mistik temayüllü, siyasi ve sosyal hareket olarak görmemeye teşne bir geleneğin taşıyıcısı konumunda olmaktan dolayı bu hale geldi. İslâmlığa geçilse bile o eski geleneğin izleri, ne günlük hayat ritüellerinden ne de algı sisteminden bir türlü atılamadığı için, yabancı, muarız kültür değerlerinin benimsetilmesi sürecinde böylesi "kolay lokma" oldular.

Materyalizm, pozitivizm ve determinizm mağduru batılının, acı vermeye başlayan yarayı sağaltmak için 'tao"ya, "zen"e sığınması anlaşılabilir, hatta bir açıdan gerekli. Ama doğunun, İslâm'ın iyileştirici, dönüştürücü gücünü, düşmana hiddet, dosta merhamet düsturunu, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahirete çalışma öğüdünü, temizliğin imandan geldiği ilkesini unutması, hatta hiç bilmemiş gibi olması, doğrusu can yakıcı.

Evet ruh, kal-u beladan bu yana var ama, beden ve dünya da burada, yanıbaşımızdalar. Bu yüzden o tükenmez gülümsemeler, o hiçbir silahı olmayan mazlumluk hiç keyifli değildi.

Merhameti kabarttığı kadar olmasa da, dünyanın bütün Müslümanlarının dini kavrama noktasındaki eksikliklerini düşündükçe, kederi de tetikliyordu.

25 Temmuz 2006

• Yazarın diğer yazıları...

Civa Pakistan!
Uçar akıl, gönül akar
Yolculuk

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

Bazıları ışığın, bazıları gölgenin peşine düştü. - T. S. Eliot

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby