| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Küçük Deliciklerim
Mustafa OĞUZ
Ellerimi cebime ıslık çalarak sokabiliyor ve geceyarıları sokaklarda yürüme
cesareti gösterebiliyorum. Çocukluğumun en karanlık noktasına gömdün siz
korkunç devleri ve bir de yıllarca seyrettiğim dağların ardına hatta güneşin
battığı yerlere doğru uçakla gidip güneşin batışını geciktirdim.
Bir bulut ormanı üstünde şiir okuyarak, mona roza, okuyarak da geçtim
dostlarım. Bulutları yarıp çıkan dağ doruklarında dolaşan mısralar gördüm
ve geceyarısı translarımda hep bu doruk mısralarını mırıldandım ve sabahları
bu mısraları unutmuş olmanın hüznüyle merhaba dedim sabah güneşine.
Güneşin kızarmış bir ay olarak doğuşu, ruhuma inşirah, batışı hüzün verdi
durdu yıllardır. Hayatım bu inşirahla hüznün arasında mekik dokuyor ve
kalbimin kapısından başka birşey girmiyor.
Kapatıyorum insanlara kalbimi, kırmasınlar diye. Hergün kapımı zorluyor
birileri.
Yalnızlığıma bürünüp ağlamak isterdim, ince ince aksın isterdim gözyaşlarım.
Aksın aksın toprağa ulaşsın. Elini cebine sokup şarkı söyleyerek gelen bir
insan görsün kaşının altından kaçamak ve hercai bir bakışla.
O an işte tam o an, toprağın buğulanışını ve o oradan ruhuma yürüyen insan
olma erdemini görsün isterdim. Gözyaşı rahmetinin çiçek açışını ve ağlamanın
insanlar için ifade ettiği derin anlamı.
Oturup saatlarce hayaller ülkesine dalarak düşünmek istiyorum. Hayallerimde
hüzünlenmek, hayallerimde sevinmek. Bir şiirle bambaşka alemlere uzanmak,
bir filmle apayrı bir ortamın uzantısınını düşünmek. Düşünmek, düşünmek…
Herşeyden azade düşünmek ve yaşamaya başlamak yeniden güneşin batışı ile
doğuşu arasında. “Biz sanatçılar herşeyimizi kaybettiğimiz zaman yaşamaya
başlarız” dedi birileri geçenlerde bir filmde. Herşeyi kaybetme cesaretine
sahip değilim belki ama herşeyden kendimi azade ederek yaşayacağım küçük
zaman dilimlerim olsun istiyorum. Küçük delirmelerim, küçük uçuklarım yani.
Bir kumsalda çıplak ayakla dolaşmayı, çalışma masamın bir kenarına
kıvrılarak kitabımı orada okumayı ya da dersin en olmaz yerinde bir aşk
şiiri mırıldanmayı. Küçük deliciklerim, serazatlarım, dalgalanmalarım…
Zavallılar yıllardır akıllı ulsu adam olma uğraşım nedeniyle hep bastırılmış
güdüler olarak kaldınız. Bir akşam İzmir’in denizine tepeden bakarak parkta
bir ağacın altında beş güzel adam iftar yapmıştık, cici parktı galiba adı.
Bu küçük deliciğimizi hiç unutmam ve orada aldığım bir kararı taşıyıp
dururum bir karanfil olarak yakamda.
Heyy desem yine de hey hey! asrın tepesinde durup. Bütün insanlar bana baksa
o an ve avucuma aldığım gözyaşıyla karışık bir damla yağmuru göstersem
onlara bir de kalbimi ve bir kuş olsam ya da insanların yakasına
yerleşiveren bir karanfil.
8 Haziran 2002
|
Alexa Rating
|