| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Beyhude (Olmayan) Ömrüm
Mustafa OĞUZ
Halk edebiyatındaki halk hikayelerindeki akıcılık, sadelik ve sözün az ve öz kullanılması. Köylerde ağzı laf yapan insanlar vardır. Bunlar çevresine üç beş kişi toplanınca ağızlarından bal akıtırcasına konuşmaya başlarlar. Anlatımları alabildiğine sade, olayları anlatımları zincirlemedir. Kutlu, bu arifane anlatımı yakalamış ve "Beyhude Ömrüm"de edebi zevki derk edip tasavvufla zenginleştirerek kullanmıştır. "Sır" ve "Bu Böyledir"deki müphemiyet "Beyhude Ömrüm"de sadeliğe ve duruluğa bırakıyor yerini.
Kaçışla direnişin hikayeleştiği "Beyhude Ömrüm"e haşiye niteliğini - ki ben öyle görüyorum- taşıyan "Kaçış planı"1 başlıklı yazısında Mustafa Kutlu "gelin biz bu planın adını değiştirelim; "kaçış planı" yerine "direniş planı" diyelim." diyor.
"Beyhude Ömrüm" bu planlar üzerine odaklanmış durumda: köyden kaçış ve köyde kalmaya direniş.
"köylüler yolsuzluktan, okulsuzluktan, susuzluktan, geçim sıkıntısından yakınır. Bir kolayını bulsalar hemen kapağı şehre atacaklardır. "Ah derler, şehirde başımızı sokacak bir oda gecekondu yapacak parayı bulsak burada durur muyuz?"2
Şehir ahalisi ise "şu gürültü ve karmaşadan; şu donuk, renksiz, tatsız hayattan çekip gitmek; bir güzel tabiat köşesinde temiz toprak, temiz hava, temiz su ve temiz ilişkiler içinde"3 kafa dinlemek istiyor.
Son eserinde Kutlu, köy merkezli olarak bu kaçış ve direnişleri hikayeleştiriyor. Deli Derviş'le hikayeye tasavvufu da ekleyerek bir dil şöleni sunuyor yalın, akıcı ve çarpıcı anlatımıyla.
Beyhude Ömrümün kahramanı Gülpaşa Çavuş bir anda ıslak kayayı görüverir. Çevremizde her gün göregeldiğimiz ama bir anda farkına vardığımız şeyler vardır. Gülpaşa Çavuş da yıllardır, asırlardır orada duran ıslak kakayı "fark ediverir" ve bu fark ediş bir hayal bahçesini inşa ettiriverir ve bu hayal, umuda umut da alın teriyle gerçeğe dönüşür. Civar köylerde benzeri olmayan bir bahçe kurar ömrünü vererek; ama ömrünü vererek hazırladığı bu bahçe köyden İstanbul'a "kaçan" oğlunun gözünde üç-beş ağaçtan başka bir şey değildir ve oğlunun bahçesine bakışı adeta yıkar adamı.
Eser içerisinde köyden kaçanlar anlatılıyor ama köyden gidenlerin akibetleri, orada yaşamları üzerinde durulmuyor. Olay, köyde gelişirken köyden kente bakış yansıtılmış.
Bir de köye şehirden kaçıp gelenlerin serencamı olarak Muhterem Beyin yerleşmek amacıyla köye gelişi var. "Baba ocağını görmek" ve oraya yerleşmektir amacı. Baba evini bir güzel tamir ettirir, eve bir çok yenilik de getirir ama eve girip yerleşince "Benimkisi bir hayalmiş. Bu yaştan sonra olacak şey değil. O odada, yeni halı, ahşap reçine kokuları arasında yatarken inanır mısın kirpik kırpmıyorum. Bir türlü uyku tutmuyor. "Ne işim var bu dağ başında?" diye sordum kendime. Cevap yok." Diyerek köy hayatına uyum sağlayamayacağını söyler Muhterem Bey. "benimkisi bir çılgınlıktı. Kendimizi kandırmayalım. Herkes, kendi muhitine yakışır." diyerek de meseleyi kısaca özetler ve köyden ayrılır.
Aslında köyden kente, kentten köye kaçmak bir çılgınlıktır. Bazılarını şartlar zorlamış olsa bile, bu kaçış düşüncesinin sürekli gündemde oluşu nedeniyle köylerimiz gelişip kalkınamıyor, şehirlerimiz işsiz ordusu barındıran büyük köylere dönüşüyor.
Olayın cereyan ettiği köyde örnek olacak iki tip insan var: birisi köyden kente kaçıp oraya yerleşenler, diğeri köye direnen, köyde yeni birşeyler yapmaya çalışan ve suyu bulup bahçesini kuran Gülpaşa Çavuş, Kutlu'nun direniş planını gerçekleştiren kahramanımız. Her köyde bir "ıslak kaya" olduğuna inanıyorum. Daha bir iki ay önce Muş'un Konaklı Köyü'ne yeni yol yapılmış, köye ilk araç ulaşmış. Köylüler yolun yapılışını ziyafetle kutlamışlar. Araştırılsa o köyden kente kaçan insanlar vardır. Direniş yerine kaçmayı yeğlemişlerdir. Tarım ülkesi olmamıza rağmen tarımda yeterli seviyede ve bilimsel olmayışımızın sebebi bunlar olsa gerek:Etrafımızdaki ıslak kayaları fark edememek.
Köylünün fedakarlığı ile yeniden açılan okula büyük fedakarlıklar yaparak gelen öğretmen ardından öğrencisiz okul."Öğretmen bu dağların başında, kuş uçmaz, kervan geçmez yerde çalışmaya razı, gel gör ki okutacak öğrenci kalmamış.
"Şu bizim memleketin işleri niçin böyle tuhaftır? Köyde nüfus var iken yol yoktu; yol geldi, nüfus gitti. Köyde öğrenci bol iken öğretmen yoktu; öğretmen geldi, öğrenci tükendi."
Eşkıya filminin finali destansı bir şekilde biter. Eşkıya bir yıldız olup yıldızlara karışır, boşluğa bırakır kendini. "Beyhude Ömrüm"ün bitişinde Eşkıya filminin sonu canlanıverdi gözümde. Toprağa ve bahçesine aşık Gülpaşa Çavuş.
"Her yer karanlık ve soğuk; peki niçin ben bir bahar bayramına bakıyorum.
Ne zaman açıldı bu çiğdemler, nereden çıktı bu nevruz?
Kuzular oynaşıyor kırlarda, kızlar yemlik topluyor. İşte kuş sesleri ve bu da Islak Kaya'dan fışkıran pınar.
Pembe-beyaz şeftali çiçekleri, süt köpüğü gibi kabarmış erik, kayısı, vişne, kiraz çiçekleri; sarışın kızılcık çiçekleri yağıyor üstüme, serpiliyor gökten.
Aman Allahım, ne güzel, ne güzel.
Yağsın durmadan, yağsın ve örtsün üstümü bu çiçek kokuları, neredeyim ben?
Gözlerimde yaş, dilimde dua.
Öldüm ve bir bahçeye gömüldüm."4
"Beyhude Ömrüm", hayatını direnerek yaşayan ve topraktan istediğini alan bir insanın hiç de "Beyhude" olmayan "Ömrü"nün hikayesi. Bir pınar başında toprağı keşfetmek isteyenlerin içeceği dupduru ve buz gibi bir su. İçerseniz kesinlikle memnun kalacaksınız.
14 Şubat 2002
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|