| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Dört mevsim Afyon fotoğrafları
Kütüphaneme bakıyorum da, hatırı sayılır rafları şehir kitapları dolduruyor. Köklü yayınevlerinden çıkan, bir şehrin özgeçmişini anlatan “şehrengiz” tadında kitapların yanında yerel yönetimlerin yahut valiliklerin yayını olarak arzı endam eden onlarca kitap… Bir şehrin kaderinden kederine, alınyazısından anıt yazısına, yemek zevkinden yunak taşına varıncaya kadar yüzlerce detay satırlar arasında, bazen bir fotoğrafın altyazısında, bazen bir yazmanın kenarında keşfedilmeyi bekliyor. Yığma da olsa, baskısında, sunumunda bir acemilik, ne bileyim bir köylülük de bulunsa bu kitapların kent kültürünü, giderek Türkiye ve Türk kültürünü kayda geçirdiğini, en azından bu bakımdan kayda değer bulunması gerektiğini düşünüyorum. İyi de düşünüyorum…
“Kâfir söyletme beni derunumda neler var” noktasına geliyoruz ama olsun; Cumhuriyetimizin başkenti Ankara’da yerel yönetimin/yönetimlerin ve İl Özel İdaresi’nin bu hassasiyeti göstermesini hep bekledim. Ortaya çıkan şey beklentimi karşılamadan oldukça uzak… Yine de Ankara ile ilgilenen bazı sivil toplum örgütlerinin konuya kayıtsız kalmadıklarını, en azından üç beş kitapla kent kültürüne “katkı”da bulunduklarını görmek sevindirici… Yirmi yıldır Ankara’dayım ve Ankara Kütüphanesi adı altında şöyle en azından üç yüz dört yüz kitaplık bir toplu yayınının yetkin bir sunumla kitapseverlere, Ankara severlere ulaştırılmasını dört gözle bekliyorum. Korkarım bu hususta da gözümüz açık gidecek…
Kentli olmanın “kendi” olmakla ayrılmaz bir iç içeliği var. Kentini bilmeyen, kentini tanımayan “şehir ahalisi”nin, yalnızca ahalinin de değil seçkinlerin de bu bağlamda bir aidiyetinden bahsetmek oldukça zor. Oldukça kolay olan ne varsa zaten “rutin işler” dâhilinde yapılıyor.
İyi, bunları yazıyorsun da, başlığın bununla ne ilgisi var dediğinizi duydum ve biraz daha sabrınızı istiyorum.
Afyon’dan ilk geçişim yarı yaşımda Toros Ekspresiyle oldu. İstasyonda suyunu içmişliğim, hediye niyetine kaymağını almışlığım var. Tuz ekmek hakkını helal et Afyon diyecek kadar da bir hukuk oluştu aramızda… Daha çok da Afyon Türkülerinden(elbette Emirdağ türkülerinden de)… “Karahisar kalesi yıkılır gelir” türküsünü ne zaman dinlesem Afyon bir on sekizindeki esmer dilber suretinde karşıma dikilir ve kömür karası gözleriyle ruhumun en gizli, en dokunulmaz yerlerini süzer; beni kendimden geçirir… Daha sonraları çok geçtim Afyon’dan… Afyonlu dostlarım, arkadaşlarım oldu… Afyona dair insanı afyon gibi saran satırlar okudum… İstiklal Harbi ve sonrasındaki süreçte Afyon’un nasıl yeniden şekillendiğini gözüm gördüğünce, aklım erdiğince izlemeye çalıştım… Bu nedir? Bu herhalde sevgi olsa gerektir… Bana bu satırları yazdıran da…
Anadolu-Bağdat demiryolu hattı yapım günlerine rastlayan, Türkiye(Osmanlı)-Almanya yakınlaşmasının doruk noktaya çıktığı o yıllara ait Afyon fotoğrafları, krokileri, gravürleri, Battal Gazi’nin atının ayak izleri bulunan kaleye yaslanmış,-evet, sahiden yaslanmış- kentin ecnebi seyyahlar tarafından da ne kadar sevildiğini göstermektedir. Fotoğraflar özenle çekilmiş, gravürler itina ile çizilmiştir…
Yazı bitti; bitmedi, görseli “dört mevsim Afyon fotoğrafları” olan bir kitabın yarım kalması haberinden dolayı yazıldı; biraz daha uzayacak… Olay şu:
Afyon Valiliği, Vali Haluk İmga’nın özel ilgisiyle bir Afyon kitabı hazırlatmaya karar veriyor. Hazırlayıcılar ise, Ankara’da… Tanıdığımız bildiğimiz çocuklar… Kitabın çerçevesi belirleniyor, toplantılar yapılıyor, bir yıla yakındır kent fotoğraflanıyor, siparişi verilen “Afyon yazıları” gelmeye başlıyor, hâsılı takvim işliyor ve kitap bitecek… Tabi, bu arada, kitabı hazırlamakla görevlendirilen kişi/kurum hatırı sayılır masraf da ediyor.
Hal böyleyken, Vali Bey yardımcısına aratarak, projeden vazgeçtik, ödeneğimiz yok haberini gönderiyor… İşi üstlenen sevgili Turan Kandemir ertesi gün Vali Beyimize telefonla ulaşıyor ki, proje ödenek yokluğu gerekçesiyle sahiden rafa kalkmış…
Fakirin beklediği dört başı mamur “Afyon Kitabı”na yazık oluyor anlaşılan…
Ha, unutmadan söyleyeyim, kitabı hazırlamaktan/hazırlatmaktan mesul olanlar da ettikleri masrafla kalıyorlar… *
*Burada beni ilgilendiren kısım kitabın çıkmaması ama haberim olduğu için vicdanımı rahatlatmak amacıyla yazıyorum. Vali Bey sponsor marifetiyle kitabın hazırlanacağını taahhüt etmesine karşın ödenek yokluğu gerekçesiyle projeyi rafa kaldırdığını söylüyor. Arada bir sözleşme yok ama yapılan görüşmeler, toplantılar, gelen yazılar, çekilen fotoğraflar, hatta tasarım var. Kitabı yapmakla sorumlu “Rıhtım” Valilikle bir sözleşme yapmış değil… Gerekçeleri ise harbi ama safça: Biz devlete güvenmeyeceğiz de kime güveneceğiz diyorlar. Vali Beyin sözünü “devlet sözü” olarak görüyorlar… Ortada başka bir sorun yoksa “devlet” taahhüdünden tek taraflı vazgeçerek söz verdiği/söz aldığı kişileri mağdur etmiş de oluyor bu durumda…
Çekilen fotoğraflar, her biri konusunda uzman kişilere yazdırılan yazılar ne olacak; bilgisayar belleğinde küllenecek mi yoksa Valilik sözünü yeniden hatırlayarak projeyi yeniden başlatacak mı, onu ben de bilmiyorum…
19 Nisan 2008
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|