| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Kısrak mı kişniyor ne?
Eski zaman insanıdır; ağzının ve kulağının tadını bilir; sevgili pederimiz fakir daha tıfılken, sonradan darbımesel olduğunu öğrendiğimiz bir kelam etmişti; ey evlat, bilesin ki üç ses insanı genç kılar; kadın sesi, para sesi, su sesi… E, hatırı sayılır miktarda yaşadık ve gördük ki, diğer seslerin hakkını saklı tutalım; sevgili “ata”mız haklıdır; nasıl haklı olmasın, anlı şanlı Karacaoğlan Efendimiz bile “sıfat kocasa da gönül kocamaz/şimdi gönlüm bir yosmaya vurgundur” buyurmaktadır.
Başta söyleyelim ki sonra başımız ağrımasın; kadın deyince aklına hane dırdırı yahut mahalle hırgürü gelenlerin bu yazıda yeri yoktur ve doğrusu oncağızların kadın sesi bahsinde zikredilmeleri bile fazlalıktır. O fazlalığı atın gitsin; diyeceğim odur ki, şu kikirdiyesi dünya hayatının çekilir yanı varsa biraz da kadın sesleri sayesindir.
Tabii, kadın sesinden bahsediyoruz ya, aklınızdan en azından Cumhuriyet Döneminin altın gırtlaklı hanendeleri, hatun şarkıcıları geliyordur; onlara dair yazmayı ehline bırakıyoruz lakin anmasak hatırları kalırdı; Safiye Ayla’dan Sezen Aksu’ya kadar cümlesine kulak ve yürek borcumuz vardır; ödenmiştir…
Eh birader, maksadın o değil bu değil, peki neyi anlatmak istiyorsun diye fakiri yokuşa sürmeyin; ne denilmiştir; sabırla koruk helva olur, denilmiştir… Pek helvaya benzemeyecek ama idare ediniz lütfen, soframızda ekşi tatlı ince irikıyım bir düzineden fazla kadın sesi mevcuttur. Ne diyelim beş yazısından birinde “kadınsız kahkahasız Türk erkeklerini” sigaya çeken Çetin Altan üstadımızın da ayrıca kulakları çınlasındır. Okuyup idrak etmeden, daha ilk paragrafta, vay zındık teşhirci, işi gücü bırakmış da kadın seslerine dair kelam eyliyor diyen zahit taifesini ise rindlerin insafına havale etmek eşyanın olmasa bile edebiyatın doğası icabıdır.
Efendim, insanı gamdan, gusseden, kederden azade kılan, bir nevi gençlik aşısı mesabesindeki kadın sesi, artık bildik tanıdık ve aşağı yukarı herkesin aşinası olduğu; müşterek zevke hitap eden “ses” olduğu için burada bir bahçe dolusu çiçekle, af edersiniz sıfatla o sesi tavsif etmek zaman kaybı olacaktır. Anladınız gitti ve eminim şu anda kulağınız “kesilmiş” vaziyette muhayyilenizdeki latif cinsin sesine odaklanmış bulunmaktadır.
Şimdi, müsaadenizle üslubu ve mecrayı değiştirelim:
İnce mi ince latif mi latif bir ses duydunuz; hayalinizde bu sesin sahibi hatuncuğu gül endamlı bir minyatür güzeli olarak hayal ettiniz; bir yerde bir vesileyle sesin sahibiyle karşılaştınız; tanrım; o da ne; ağır sıklet bir hatun azmanı… Efendiler; buna sükut-ı hayal derler; lütfen şaşırmayınız… İnsicamsızlık şaheseri karşısında dilinizin tutulduğunun farkındayım.
—Evladım başka kanal!
Markette alış veriş yapıyorsunuz; yamacınızda alış veriş yapan güzel mi güzel bir kız; derler ya Allah özene bene yaratmış diye, işte öyle, ne yapsanız gözünüzü alamıyorsunuz; hatta aldıklarınızın aradıklarınız mı belli değil, akıl, izan, iman sizde hak getire, bir de bakıyorsunuz kasaya yönelmiş, hemen peşinden kasaya… O dünyalar güzeli, peri masalı kaçkını birden boru gibi sesiyle hesaba itiraz etmesin mi? Aman Tanrım; başka yerden mi çıktı bu ses diye dikkat kesiliyorsunuz, nafile… E, sesten önceki dönemi nafile ibadet sayın gitsin…
Bir şekilde telefonda görüşmüşsünüz, görüşürken de ses kadın mı erkek mi, adı soyadı kadın ama sakın dublör filan kullanmasın diye tereddüt geçirmişsiniz, sonrasında randevu alıp size gelmiş, o da ne, alabildiğine erkeksi ses ama kadın serapa kadın… Allah’ım sual sorulmaz hikmetinden…
Sekreteriniz bir kız çocuğu arıyor, sizinle görüşmek istiyor diye bağlıyor; sahiden çocuk sesi, hatta r’leri bile “y” yaparak konuşuyor, duru, berrak bir çocuk sesi, biraz da buğulu; her neyse sesin sahibiyle bir şekilde karşılaşıyorsunuz; iki çocuğu var, anneniz olmasa bile ablanız yaşında bir kadıncağız…
—İbreyi sola döndür; olmadı sağa…
Verdiğim ipin ucunu, af edersiniz ipucunu aldınız/anladınız ya gerisini konunuzdan komşunuzdan, yine af edersiniz konu-komşunuzdan, iş yerinizden, okulunuzdan, sokaktan çarşıdan pazardan siz anlatın biz dinleyelim… Belki bilmediklerimizde çıkar arada… Nasıl, çoklu roman yazma eylemine benzedi ama bu da olsun…
Değişiklikte ferahlık var; gelelim kahkahalara…
Bu kahkaha; son baharda cevizler gazel döküyor…
Bu, yılan tıslaması…
Bakınız, bir kaynak şırıldıyor…
Bu kahkaha, fabrikada makine çalışıyor… Üretim var.
Bu kesik, aralı; veremli öksürüğü…
Bu Ağustosta firezler arasında bıldırcın dolaşıyor…
Bu kahkaha, sahiden kahkaha; kah! kah! kah!
Bu kahkaha dervişin sedef tespih çekişi…
Bu gülmüyor; kısrak kişniyor…
Bu beygir kişnemesi…
Hepsi de kadın sesi: Bir çuval… Aşure.
İlahi Çetin Altan, hatırın var dikkat kesildik ama hangisinden incelelim zekâtını bile sayamadığımız bunca kadından ve kahkahadan…
2 Mart 2008
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|