| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Bir gün gelir okurum
Hemen yazının başında baklayı ağzımızdan çıkarmak gerekirse, “bir gün gelir okurum” diyerek aldığımızın kitapların büyük bir kısmı sabırla ve tevekkülle hâlâ o “bir gün”ün gelmesini beklemektedir. Hemen her cins okuyucu, daha açık söylersek, şahsi kütüphane sıfatını taşıyacak miktarda kitabı olan her ehli kitabın kütüphanesinin bir kısmını bir gün gelir okurum beklentisiyle ve ümidiyle aldığı kitaplar oluşturmaktadır. O bir gün, bazı kitaplar için gelse bile bazıları için asla gelmeyecek, okuyucumuz hakkın rahmetine kavuştuktan sonra bol miktarda forması açılmamış, sayfalarına mim konmamış “sıfır” kitap okunmuş kitaplarla birlikte sahibinin arkasından dua edecektir. Beddua etmeyecektir çünkü ortadaki niyet alabildiğine halistir ve okumayı besleyen en önemli faktörlerden biri de günü geldiğinde okunması için kitap alma eğilimidir. Bilir ki o kitapçıklar, ömür vefa ettiği müddetçe her an okunmaları mümkündür; buradaki erteleme araya tabii olarak başka kitapların girmesinden kaynaklanmaktadır.
Erteleme dedik de, hayat biraz da erteleme üzerine kuruludur ve çoğu şeye yetişemediğimiz gibi, şöyle dört başı mamur bir okumaya da layıkıyla yetişmemiz mümkün değildir. Hoş, dünyanın bütün iyi kitaplarını okumak isteriz istemesine de ömrümüz gibi binlerce ömre sahip olsak bile böyle bir ağırlığın altından kalkmaya çalışmak beyhudedir. O ağırlık sırtımızda kalsın, en iyisi ümmi olmak ve ümmi kalmaktır diyeceğiz ama bu büyük ihanetten dolayı dilimizin kurumasından ayrıca korkmaktayızdır.
Her gün kitapçıları ve rafları şenlendiren yüzlerce yeni kitap, arada bir göz atılması gereken referans kitaplar, dönüp dolaşıp tekrar okunması icap eden klasikler, dipnotların açtığı yeni kapılar, keşfe muhtaç yeni adalar, okuyucu milletini doğal olarak bir okuma paniği içerisine sürüklemektedir. Ne kadar soğukkanlı olursanız olun, ne kadar ne okuduğunu bilen tavrını takınırsanız takının o panik havası yakanızı bir türlü bırakmayacaktır. Her kitapçıya girdiğinizde, yüzlerce kitap, “beni de al, beni de oku, beni de karıştır” diye siz el edecek, göz edecek, cilve yapacak, kucağınıza atılmak için her türlü inceliğini ve numarasını gösterecektir. Hal böyleyken kendinizi akıntıya bırakmaktan korumanız eşyanın ve kitabın doğasına aykırıdır.
Şöyle bir manzara düşünün; bir adam, dört duvarı tabandan tavana kadar raflarla ve tabii ki kitaplarla dolu bir odada, şimdi buracıkta rafları da tarif edelim, yan yana dizili kitaplar, üstteki boşluklar da kitapla doldurulmuş, ön boşluklara da ilk bakışta gelişigüzel gibi görünen bir istiflemeyle kitaplar yığılmış, evet öyle bir odada, bir çalışma masasında, masasın sağında ve solunda değişik konularda ve ebatlarda aralarına ayraç konmuş kitaplar arasına bir kitabı okuyorsa, bilin ki o kütüphanedeki/odadaki kitapların büyük bir kısmı bir gün gelir okurum düşüncesiyle alınmış, bir kısmının önsözü okunmuş, bir kısmının dizininde yahut dipnotunda bir bilgiden/bulgudan yola çıkılarak başka bir kitaba müracaat edilmiş… gördüğünüz gibi cümlenin sonunu getirmek zordur ve manzaranın tam göbeğindeki adam anlaşılacağı üzere bu satırların yazarından başkası değildir. İddialı olmayalım, meşrep meşrebe uyar, bu manzara aşağı yukarı ortalama üstü her okurun kütüphanesindeki görünümünden başkası değildir.
Körlerin sarma yemesi hesabı, bu sarmaya da dolma denmesine oldum olası ifrit olurum, evet aynen o hesap ve Kemal Tahir ağzıyla söylersek, ne denilmiştir, kendimden bilirim denilmiştir; kendimizden bilerek söylüyoruz ki “bir gün gelir okurum” düşüncesiyle kitap almak, kitap toplamak bir erteleme değil, esaslı okuyucular için bir zorunluluktur. Hadi zorunluluk kısmı ağır oldu diyelim, en azından olması gereken bir şeydir ve doğrusu okuma dediğimiz eylemin bir derinliği, bir dip dalgası oluşuyorsa biraz da bu düşüncenin meyvelerinden oluşmaktadır.
Peki, biz kitapsever milletini bir gün gelir okurum “hayal”iyle kitap peşine düşmeye, eldeki avuçtakini kitaba yatırmaya ve bunun cefalarına katlanmaya iten etkenler nelerdir? Kütüphanemizde belki bir ömür okusak bitmeyecek kitapların suyumu çıkmıştır da mütemadiyen çantamızda, koltuğumuzun altında fakirhaneye kitap taşırız; yeni sevinçlere ve yeni heyecanlara yelken açarız… Elbette vardır bir sebeb-i hikmeti diyeceğiz de; gelin görün ki bir gün gelir okurum cümlesi bile sahiden hikmetli bir cümledir.
Kitabı gördünüz; bir yazarın diğer kitaplarını okumuşsunuz, yalnızca bir kitabını aramış bulamamışsınız; e, eşten dosttan ödünç almaya ne bileyim Milli Kütüphane’ye gidip fotokopisini çektirmeye fırsatınız olmamış, kütüphanenizde bir o kitap eksik, şimdi gördüğünüz o kitabı dayanılmaz bir okuma isteğiyle almayıp da ne yapacaksınız? Ne zaman okursunuz, el-cevap, en kısa sürede bir gün gelir okurum… Bu misali “ölü yazar”ımız için verdik diyelim, o güne kadar bütün kitaplarını okuduğumuz yaşayan yazarımızın yeni çıkan kitabını ne hakla alıp okumayacaksınız?
Bir anı kitabını, fark etmez, yakın tarihle ilgili bir kitabı okuyorsunuz ve yazarımızın iktibasına takıldınız; iktibas ettiği kaynağı duymuşsunuz ama bu güne kadar o kitabı görmemiş, görmüş olsanız bile almamışsınız. Üstelik alıntıdaki detay çalıştığınız alanla birebir ilgiliyse, elinizi vicdanınıza koyun, o kitapla ilk karşılaştığınızda bunu okumalıyım diye almaz mısınız Allah aşkına?
İlgilendiğiniz özel alanlardan biri de örneğin kuşlar yahut çiçekler olsun; kütüphanenizdeki onlu rakamlarla ifade edilen hepsi itina ile okunmuş kitapların yanına yeni rastladığınız bir çiçeklere yahut kuşlara dair kitabı da eklemezseniz gözünüze uyku girer mi dersiniz?
Bir gün gelir okurum mevzuunda sizi istekli, istikrarlı, iştahlı hatta dirençli kılan kıyamet gibi örneği bir çırpıda vermek mümkündür ve işin daha da tuhaf kısmı, bir sahaftan çıktığınızda koltuğunuz altındaki en az bir düzüne kitap en kısa sürede okunmak sözüyle ve hevesiyle alınmıştır. Bu kadar “ve” gözünüzü korkutmasın, o kitapları birbirine bağlayan “okuma” bağlacı yanında “v” bırakın deve kuyruğunu serçe kuyruğu mesabesinde kalmaktadır. Bir günde hamallığını yaptığınız onca kitabı takdir edin ki dört göz değil sekiz göz olsanız bile yine bir günde okumanız “teknik” olarak mümkün değildir. Bu süreğenlikten kaynaklanan kütüphane zenginliği kesinlikle bir şişkinlik yahut fazlalık değildir. Doğrusu kütüphane dediğimiz kitap ambarı da kütüphane özelliğini büyük ölçüde bu suretle kazanmaktadır.
Öyle bir şey yok ama icat edelim olsun, niyetimiz genç okuyucunun, olmadı, okuyucu adayının gözünü korkutmak, aman da neymiş, bu kitap ilgisi bir zaman sonra iflah olunmaz bir illete dönüşüyormuş dedirtmek değildir. İllet olsa bile bu hastalığın uygarlığın şifa dağıtan yegâne hastalığı olduğunun altı çizilmesi gerekir ve nitekim de bu yazıcık vasıtasıyla da olsa çizilmiş bulunmaktadır.
Niye böyle tatsız tuzsuz yazılarla vakit geçiriyorsun birader, okusana o zaman diyorsanız, haklısınızdır; hele bir yazıyı biteriyim, o kitaplardan yarısı okunmuş olanların birkaç tanesinin bilgisayarımın sağ böğrünü gıdıklamaya devam ediyor…
13 Şubat 2008
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|