Rüya şöyle:
Adam: Avuncunda bir tutam yalnızlık… Karanfil renginde. Karanfilin hangi renginde? Önemli değil.
Kadın: Tepeden tırnağa yalnızlık… Avucu boş.
Rolleri değiştiler.
Kadın yalnızlığını kadınlığıyla değişti. Beyaz, ince, bir zamanlar kızıp kestiği beyaz tırnakları olmayan minicik parmaklarıyla boşluğa kendisini bıraktı.
Adam: Boşluğu tuttu. Boşluk ne kadar tutulursa o kadar tuttu. Bir serçeyi incitmeden tutar gibi tuttu.
Boşluk diye bir şey yok dedi adamın içindeki ses.
Boşluk diye bir şey yok diye yankılandı kadının içinde.
Yalnızlık da…
Bu tanımlar, bu sözcükler ne kadar eksik diye düşündü ikisi aynı anda…
İkisi aynı anda düşündüklerini söylemekten çekindi; boşlukta kaybolur diye…
İkisi de söylediklerinin yalnızlığa yorulmasını istemediler…
Kadınının dudakları kımıldadı, bir şey söyleyecekti; söylemedi, adam bekledi…
Adam kadını beklediği için bir şey söylemedi.
Kadın, adamın beklediği için bir şey söylemediğini bilemedi.
Beklemek, söylenmeyen şeyler, söylenemeyen şeyler bir sis gibi çöktü adamla kadının arasına…
Göz gözü görmüyor…
Bu cümle sayısız yinelendi ikisinin de dudaklarında.
O zaman ikisi de uzaktaydı. Duymadılar birbirlerini…
Tabiri şöyle:
“<………>”
Doğuya ve batıya, ne fark eder, kuzeye ve güneye!
Neden sonra tabirci, aynı gökyüzündeler nasıl olsa dedi. Bu rüyanın tabiri de yok aslında…