| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Kitapçıda tanıştım
E, ne yapalım, tanıştıysan tanıştın, bizde çarşıda pazarda, yolda yolakta nice âdeme aşina olmuşuzdur da “nerde tanıştığımızın ne önemi var canım” hesabı bunu hiç mevzu etmemişizdir demeye kalkmayın; kitapçı havasının diğer havalardan farklı ve renkli yanları vardır ve bu mekânlara dair bir yazıcık kaleme almazsak ol mekânların da ol insanların da hatırı kalır… İcabında okuya geldiğiniz bu yazı da hatıra binaen kaleme alınmış bir yazıdır. Yoksa kitapçıda tanıştığımız simaların isimlerinden, huy ve sularından bahsederek vaktinden önce portre denemelerinde bulunacak değilizdir.
Hemen yazının başında söyleyelim; kitapçı yalnızca kitapla değil bir nice tuhaf âdemle tanışmak için bire birdir ve kitapçıda tesis edilen dostluğun yalnızca kitabı olur; hesabı olmaz. Varsa bir hesabı bile emin olun o hesap yine kitap üzerinedir; kitaba dairdir.
Dört duvarı eski kitaplarla, tablolarla, hatlarla, tuhaf oyuncaklarla, acayip evraklarla, plaklarla, miadı dolmuş afiş ve posterlerle kaplı o köhne mekân dışarıdan bakınca sıkıcı görülebilir. Hatta o içeride kahve içip fi tarihinin hadislerinden, dipnotlardan, baskısı kalmayan kitaplardan, toplatılan, yakılan, hatalı basılan, nadir, antika kitaplardan, kitapların kederinden ve kaderinden, eski kitapçılardan bahseden, af buyurun başka şey yarıştırır gibi kütüphanelerini birbiriyle yarıştıran insanların kılığı kıyafeti edası yadırganabilir. Ne var ki, Ziya Paşa Hazretlerinin ruhunun kulakları çınlasın; “nadanlar eder sohbeti nadanla telezzüz, divanelerin hem demi divane gerektir” hesabı, kitapçı denilen ahir zaman tekkesinin mensupları da bu fani işlerden haz duymaktadırlar.
Madem bir yazı yazmaya niyetlendik, önce kitapçıdan kastımızın “ne” ve “nerede” olduğunun açıklığa kavuşturulması gerekir. Zira yazımızı dört gözle bekleyen sevgili okuyucularımızın cümlesi nerdeyse çeyrek yüzyıldır Ankara’da yaşadığımızı, Hacı Bayram’ından Adil Han’ına, eski Türk-İş Pasajı’ndan Ankara Pasajı’nın mahzenine, Moda Çarşısı’nın zemin katına, oradan Sakarya Caddesi girişindeki Kitapçılar Çarşısı’na, Tunalı Hilmi Caddesi’nde yine “pasaj”lara sığınan kitapçılara, bu pasaj çok oldu ama olsun, Aksoy Pasajı’na, Karanfil Sokak’taki kitapçılara kadar bilumum eski yeni kitap satan “esnaf”ın kapısını aşındırdığımızı nereden bilecektir?
Yahu Ankara’dan bahsediyorsun da, Dost’un, İmge’nin, ne bileyim Turhan Kitabevi’nin, Galeri Kültür’ün Zafer Çarşısı’ndaki kitapçı esnafının, bir zamanlar “kelepir” kitaplar Mithat Paşa’daki kitapçıların; Akçağ’ın, Pınar’ın, Vadi’nin suyu mu çıktı, oracıklara uğramadın mı diyorsanız hamdolsun saydığımız yerlerden de fakirhaneye kitap taşımaktan kollarımızın ve parmaklarımızın incinmişliği vardır.
Ne ki ele avuca gelir ve kayda değer bir kitapçı tanışıklığından bahsedilecekse ve Vadi gibi, Pınar ve Birleşik gibi istisnaları var ise de, daha çok eski kitapçılardan ve sahaflardan bahsedilmelidir. Yoksa “Dost”ta kurulan dostluğun “imge”si yeni yetme hatuncuklarla biraz felsefe biraz şiir karışımı, yakındaki tenha bir köşede kahve molasıyla neticelenecek tanışıklıklardandır. Oralarda eğleşmek “yeni çıkan” kitapları süzmek, “kitap danışma bank”ından aradığınız kitabın mevcut olup olmadığını sormak, varsa alacağınız kitap kasaya ödeme yapmak, bu mastar eklerini başka fiillere de ekleyebilirsiniz lakin “tanışmak” bunun dışındadır, evet, poşetlenen kitabınızla güvenlikli kapıdan çıkmaktan ibarettir.
Kapıdan “yeni” çıktık madem, asıl insanı saran, sarsan, saati ve zamanı unutturan, ne bileyim, elinize almadığınız sürmeli gözlerinizle görmediğiniz Müteferrika Baskısı yahut Bulak baskısı bir kitabı görme, karıştırma bahtiyarlığına eriştiğiniz bir nevi “tekke” havasını veren mekân eski kitapçıdan başkası değildir. O kapıdan girdiğinizde dünyanın sair meşgalesi kendiliğinden kapı dışında kalmaktadır.
Kapının içi ise sahiden bir âlemdir. Konuşmalar, şakalaşmalar, bakışlar, mimikler, meraklıların kitapları süzerken ve karıştırırkenki halleri, çay ve kahve muhabbetinin detayları; kitapla bütünleşik zaman kesitleri öyle bir oyun havasındadır ki, henüz bu oyunu yazacak bir babayiğit yazar anneciğinin kasığından kafa çıkarmış değildir. Hatta bırakın bunu bu ülkede kadın argosu, yok hapishane argosu, yok futbol argosu üzerine kafa yoranlar, üstelik bu argo çalışmalarında sahaflardan destek alanlar ki Ethem Coşkun bunlardan biridir; Filiz Hanıma sormalı; evet, bilumum argoyla iştigal edenler kitapçı argosunun k’sından bahsetmiş değillerdir. Neyse konumuz kitapçıda tanışmak üzerinedir madem; yeri gelmişken söyleyelim, kadın argosunun esmer dilberi Filiz Bingölçe ile de kitapçıda merhabalaşmışızdır.
Kitapçı sakinleri genelde birbirinin neredeyse ciğerini bilen; kendi aralarında eğleşen, pek fazla dışarı açılmayan, gelen müşterilerle ilgilenmeyen kişilerdir ve bu haliyle kitapçının dışarıya kapalı, kendine özgü ritüelleri olan bir zamane tarikatının hayat alanı olduğu da söylenebilir. Bununla birlikte, yerine göre kitapçının görmediği, künyesini bilmediği bir kitap müşteri tarafından sorulduğunda tekke müdavimlerinden birisi, baskısı yok ama filan kitapçının rafında görmüş idim, satılmadıysa gidip alabilirsiniz, yoksa bendenizde mevcuttur, fotokopisini verebilirim gibi, dünyada az görülen bir dayanışmaya ve yeni tanışıklığa da kapı aralayabilir.
Yahu, Ankara’da, anladık da, kim bu kitapçılar diye merak ettiğinizi biliyorum bilmesine de işimiz adres tarifi değildir. Yazımızda işaret buyurduğumuz ipuçları dikkatle incelendiğinde yol sizi o kitapçılardan birine mutlaka çıkaracaktır. Ne var ki, sıradan müşteri olmaktan müdavimliğe terfi için bir fırın ekmek yemeniz, en az birkaç merkep yükü kitap tetebbu etmeniz ve dahi bir o kadar da kitap satın almanız gerekmektedir ki, şeyh efendilerimiz dizlerinin dibine sizleri de kabul buyursunlar. Yoksa arada bir uğrayan sıradan kitap alıcılarından bir olarak kalmanız ve o esaslı tanışıklığı ıskalamanız mukadderdir.
Yine de, Ankara’nın gedikli sahaflarından Ahmet Özcan’la, Ethem Coşkun’la, Ahmet Yüksel’le, Güven’le, Erdal’la, hurdacıların ekmek teknesi Çuvalcı Ahmet’le, ne bileyim Orhan Kandemir’le bir sade kahve içmenizde fayda vardır; onlarla tanışmanız size yeni kitaplı kapılar ve pencereler açacaktır.
Bu arada sahaf olmasalar bile Fatih Gökdağ’ın eski Ülke Kitabevi, Fatih Yurdakul’un Fatih Kitabevi, Muhammet Erbay’ın Birleşik’i, Ercan Şen’in Vadi’si gibi daha çok yeni kitapların okuyucuya sunulduğu kitapçılar da, sahaflar kadar olmamakla birlikte mahfil özelliği taşıyan, kendine has hususiyetleri olan, bir müdavim kitlesi oluşturabilen kayda değer mekânlardır.
Biz bir şey anlamadık birader, ne tanışması, ne tanışıklığı, söylediklerin bizim dışımızda kaldı diyorsanız haklısınız; sözümüz zaten size değildir ve erbabı onu çoktan anlamış bulunmaktadır. Şu kadarını söylemek yeterli; belki her kent için öyledir bilmiyorum ama Ankara’yı bildiğim için altını çizmekte fayda var; sanatta, siyasette ve sair sosyal bilimlerde beyin takımıyla tanışmanın yegane yolu akademiden değil kitapçıdan geçmektedir.
Kitapçıda kimlerle mi tanıştım? Size ne canım; gelin, benimle tanışırsınız en azından; ben sizi kimi isterseniz onunla tanıştırırım demiyorum tabii, önce kitapla tanışın; sonrası kolay iştir; çorap söküğü gibi gelir…
13 Şubat 2008
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|