| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Enkaz
Yataktayım. Dünya kuruldu kurulalı yataktayım. Ellerimi kımıldatamıyorum. Bütün uzuvlarımda ölçülemeyen, tarifsiz bir ağırlık… Yaşamanın yorgunluğu… Sınırsız, umarsız, kaygısız yaşamanın…
Yaşamadığım heyecan yok, tatmadığım haz kalmadı… Bunu yapmasaydım sözüne ve yargısına uzağım. Onun için, bu yataktan kalkarsam neler yapacağımı da kestiremiyorum. Pişman mıyım, bilmiyorum. Yorgun muyum? Bildiğiniz yorgunluk algısına göre hayır. İnsana dair olan her açıyı, her açılımı, her derinliği aşmış bir bitkinlikle, bir boş vermişlikle uzanıyorum. Sevgili yazarımızdan ödünç değil, sahiden yarın diye bir şey yok. Keşke de yok. Keşke var diyorsam da yok… Yok, çünkü keşke o kadar küçük, o kadar aciz, o kadar anlamsız kalıyor ki yaşadıklarım yanında; varsa bile belli belirsiz fonda; varlığını belli edemiyor bir türlü…
Bazen bu minicik bedenime, ellerime, aklıma, ayaklarıma, o çok sevdiğim ince hatlarıma, kırcım yerlerime, parmak uçlarıma hayret ediyorum. Yaşadıklarımı onlara da itiraf edemiyorum. Yahut onlar neler yaşamışlarsa, bir avuçta binlerce ipliğin karık görünmesine karşın birbirine karışmaması gibi karışmıyor birbirine. Nasıl ayrıştırıyorum bunca karışıklığı ben de şaşırıyorum. Şaşırıyorum da sözün gelişi aslında… Her şey söz gelişi… Söz gelişi/gelimi olmayan ne var ki şu parmağımda bin hünerle oynattığım dünyada. Diyorum da:
Diyorum da; yataktayım işte… Benim yatakta oluşum, ağırlığım, yaşamışlığım, kayıplarım ve kazançlarım tanımsız bir depreme dönüşüyor bir anda… Gözümü açsam da kapasam da o depremden, o büyük, o tılsımlı sarsıntıdan, sonrasındaki yıkıntıdan kurtaramıyorum kendimi… Bir yere kaçmıyorum; kaçacak, sığınacak bir yerim de yok… Nereye kaçsam, nereye sığınsam deprem orada oluyor, bunu da biliyorum.
Bu enkazı anlatamam. Bu enkazı kimse anlatamaz. Anlatırsam yine ben anlatırım anlatabileceğim kadarıyla… Ne kadar çok cesedim varmış; ağlayarak sarıldığım birini bırakıp birine koştuğum, çevirip yüzüne baktığım, zor tanıdığım, çevirip yüzüne bakmadığım…
Ruhumdan ve bedenimden, acılarımdan, aşklarımdan, dalgınlıklarımdan, çılgınlıklarımdan, hayallerimden izler, kimlikler taşıyan ne kadar çok ceset… Bu ceset elim… Bu gözlerim… Bu kokum, bu rengim, bu terim... Bu cesetler tenimin ürperen noktaları…
Tanrım, bu ceset kalbim…
Yataktayım. Kalkamıyorum. Kendimi başka giysiler içerisinde o enkaza, o uçsuz bucaksız ceset tarlasına sürüyorum. Ayaklarım kendi içimde can kırıklarından kanayarak koşuyor.
28 Ocak 2008
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|