d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• YAZARLAR  

Bugün:

DERGİBİ YAZARLARI
Yazıyorum, öyleyse varım!
Melih Bayram Dede
Karanlık Oda
Ferhat Ünlü
Sevgilim Hayat
Fadime Özkan
Mutsuzluk Oyunları
Ömer Sercan
Bilir Kişi
Hüseyin Akın
Mürekkep Lekesi
Suavi Kemal Yazgıç
Yazgı
Özlem Albayrak
Beriki Taraf
Orhan Karagöl
Söz Misali
Ali Ömer Akbulut
Mavi Kalem
Mehmet Aycı
Seyr-ü Sefer
Sefer Kayaoğlu
Vesselâm
Kâmil Doruk
Cem Vefa

KİTAPLIK
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Hiç, Carmen Laforet
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
Daha fazla kitap için tıklayın!


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


MAVİ KALEM
Mehmet Aycı
MEHMET AYCI
mehmetayci
@mynet.com

Mademki ermenisin…

Yazının başlığını yadırgadığınızı biliyorum. Yazının başlığını ben de yadırgıyorum. “Ermeni” de olabilirdi yazının adı. Bir ulusun, bir ırkın adı olarak değil, Ermeni mezaliminin yaşandığı bölgelerde yaramaz, af buyurun fırlatma çocuklara annelerin çok kızdığı zamanda söylediği küfür olarak: Ermeni! Sünni bir aileden gelmeme rağmen annemin çok kızdığında bana Yezit demesi gibi. Bunu da yadırgadığınızı, en azından Ermeni okuyucuların yadırgayacağını tahmin edebiliyorum. Halkın ucuz çikletlerinden “Mademki Ermeni’sin istemeden vermelisin” sözünün de küfür niyetine söylenen “Ermeni” hitabının da bu topraklarda bir karşılığı var. Bunu yadırgayamıyorum. Anlamaya çalışıyorum. Olmalı mı? Olmuş bir kere… Neden olmuş, hangi sebepten olmuş, bunu zaten biliyoruz. Son tanıklardan nefes alanlar var hâla aramızda.

Daha yazının başında söylemem lazım. Türkiye Türklerin olduğu kadar Ermenilerin de vatanı. Kendisini bu topraklara bağlı hisseden, köyünü kasabasını, dağını ırmağını vatan gözüyle seven, burada doğup burada nefeslenen Ermenilerin hoşgörüsüne sığınarak konuşmak durumundayım. Onlar da Türkiye’nin bir rengi, bir zenginliği… Onlar da en az biz Türkler kadar yanık ve yaralı… Onların da malum olayları hatırladıkça burun delikleri sızlıyor. Onlar da olan bitenin farkında…

Onlar da olan bitenin farkında mı? Bunda kuşkuluyum… Orhan Pamuk’un iddia ettiği gibi 1915’te şu kadar yüz bin Ermeni Türkler tarafından öldürülseydi bugün “diaspora Ermenileri”nden bahsedilebilir miydi? En azından bu yoğunlukta ve güçte bir diasporadan… Bu konuda araştırma yapacak olanların 1920- 1950 arası göçmen Ermenilerin tutumlarına, çocuklarını nasıl yetiştirdiklerine ve aile kütüklerine bakmak lazım. Göçen aileler. Kaçı komitacıydı? Kaç kişi muhacir oldu? Kayıp ne? Zor iş ama olsun… Üstesinden gelinebilir. Bu o kadar önemli ki Türkiye için; Türkiye için de değil yalnızca; Ermenilerin yegâne kendilerini ifade aracı olan büyük yanılgının aşılması için… Tarihin namusu için… Hatta Orhan Pamuk için de… Nobel Edebiyat Ödülü kadar; en az…

Büyük yanılgı şurada: Osmanlı Coğrafyasından batıya ve Amerika kıtasına sığınan Ermeniler, Türklerin kendilerine mezalim uyguladığını bir tutunma aracı olarak değerlendiriyorlar ilk başta… Sığınmanın iç halkası… (Mitat Enç’i hatırladım; Bitmeyen Gece’yi: Ermeni evinde Türk yemekleri; bu çocuklara bakmayın…) Mazlumlar evet, ama mazlumluklarına bir katman daha ekliyorlar… Yoksa yardım teşkilatlarından nasıl yardım alırlar; yoksa nasıl kendilerini ateşe atan Batı Devletlerinin “müşfik” kollarına sığınabilirler… Tehcirde yolda belde kalanlar var elbette, haydutların baskınına uğrayanlar var, hastalıktan dirençsizlikten hayatını kaybedenler; komitacı olup da düzenli birliklerin yahut milli çetelerin pençesinde kurşuna dizilenler var; biraz daha ötesi de var… Bu “var” fiiliyle ifade ettiğimin en az beş kat fazlası Türkler için de “var”… Hatta daha karışık durumlar da var… Var oğlu var yani… Yok, yok! Bunlar var da; yeri değiştirilen/yerini değiştiren muazzam bir Ermeni milleti de var! Dünyasını değiştiren değil! Acılardan bir soykırım yontulacaksa bunu beraber yontmamız lazım… Bir yarısı Türk, diğer yarısı Ermeni olan bir soykırım anıtı… Kırılan bir soy değil; iki soy… Türkler ve Ermeniler… Kırdıranlar ise, özellikle Fransa niye bu kadar keseri Ermenilerden yana yontuyor anlamak mümkün değil…

“Değil”i kaldıralım; anlamak mümkün… Şöyle: Osmanlı’nın parçalanma arifesinde işgalci devletlerden Fransa da Adana ve havalisinin nazik misafiri. Kilikya ve havalisinin yani… Kilikya Ermenileri, özellikle komitacı taifesi Osmanlının bir daha belini doğrultamayacağı inancıyla ve “Âl(i) Osman, vakti geldi ver Osman” nakaratıyla bulundukları bölgede bir Ermeni Devleti kurma hevesindeler… Öyle ya, payitaht bile işgal altında… Osmanlı parçalandı… Anadolu topraklarından, Osmanlının küllerinden bir Türkiye doğacağına kimse ihtimal vermiyor. Komitacılar da müstakbel Ermeni devletinin adlı kahramanları olacaklar… Kanları kaynıyor… Devlet Fransa’nın himmetiyle kurulacak ve bir süre Fransız himayesinde kalacak… Ermeni olsanız, bir de komitacı Ermeni olsanız o koşullarda siz de heyecanlanırsınız… Hesap tamam ve haritalar çizilmiş… İşte, silahlı Fransız birliklerinin sağladığı bu sükûn ortamında, Ermeni komitacılar özellikle kasaba merkezlerindeki Müslüman(Türk) mahallelerini gece baskınlarıyla imha ediyorlar… Gizli gece baskınlarıyla… Ve kent merkezleri Ermenilerin eline geçiyor… Bu süreçte, aklı başında Ermeniler, komitacı oğullarına yapmayın çocuklar, etmeyin çocuklar, bunlar bizim bin yıllık komşularımız dese de, imha’nın, dolayısıyla katliamın önüne geçemiyorlar… Sonrasında sırayla köylere gece baskınları… İlk mukavemet köylü/dağlı Türklerin mukavemeti… Aklı başında asker kökenli, teşkilat-ı mahsusa bağlantılı Türklerin örgütlemesiyle neredeyse düzenli birliğe dönüşen bir oluşum söz konusu… Kentler kuşatılıyor… İçeriden Ermeniler, Müslümanlardan “etnik” olarak arındırdıkları müstakbel ermeni şehirlerinin “şanlı” savunmasını yapıyorlar; kuşatan Türkler de kendi vatanlarının… Bugün güneyde hemen her ilçenin bir kurtuluş günü vardır. Dikkat buyurun Fransızlardan değil: Ermenilerden… Ama bu kurtuluş hikâyesi Fransızların senaryosunu yazdığı bir hikâyedir… Kurtuluş sürecinde de Ermeniler açısından acı olaylar olmuyor değil hani… Eden bulur meselesi… Havada kan sesi var çünkü… İşte “Ermeni Soykırımı” efsanesine Fransızların sahip çıkmalarının nedeni! Peki, Fransa’da yaşayan yüz binlerce Ermeni uzaydan mı indi Fransa’ya… Bu meseleden bahsettik…

Bu satırların yazarı, ben, Mehmet oğlu Mehmet oğlu Mehmet Aycı, büyük dayısını Saimbeyli’nin eski ismiyle Haçin’in kuşatmasında kaybetmiş birisi olarak, komitacıların kent merkezinde ne denli vahşi davrandıklarını, beşikteki bebeğinden yataktaki dedesine nasıl öldürdüklerini, hamile kadınların karnını deştiklerini, gelinleri çırılçıplak soyduktan sonra memelerini kestiklerini ve aklıma geldikçe tüylerim ürperen bir nice detayı ilk tanıklardan dinlemiş birisiyim… Yüz yaşının eteklerinden tutunan babaannem, oğlum derdi, acı çekmekle insan ölmez, ölseydi ben ölürdüm…

Babaannem başka şeyler de anlatırdı: Akşamları müşterek ev sohbetleri… Çıra ışığında çerez olarak ceviz, elma kurusu ve kızılcık şerbeti… Ermenilerle birlikte Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Hazreti Ali Cenkleri okumaları… Hatta cenklerde muzip gülüşlü Kirkor’un, müminler müşrikleri öldürdükçe vah zavallılar vah, müşrikler müminleri öldürürken hay bre yiğitler hay, deyişi… Çok değil, yüzyıl öncesinde, birbirine bu kadar komşuluk ve hoşgörü bağıyla sahip çıkan Türkler ve Ermenilerin yüzyıl sonra husumet kuyularından birbirlerine bağırmalarının zeminini herhalde Türkler ve Türkiye oluşturmadı. Kimler aynaya baksın? Bugün Kirkor Ceyhan’ı, Mıgırdıç Margosyan’ı ve bu toprakların aşığı birçok Ermeni yazarı okurken o havayı alttan alta solumak mümkün… Alttan alta yalnızca… Üstünde dumanı tüten başka şeyler var; asıl olmayan ve aslı olmayan büyük bir şey: Türklerin soykırım uyguladığı efsanesi…

Ya Orhan Kemal’in “Baba Evi”? Orhan, dönüyorsun madem, benim için Seyhan’dan bir avuç su iç sözü hangi insanın gözünü yaşartmaz? Tehcir’e maruz kalan ve Lübnan’da tutunmaya çalışan Ermenilerdeki sosyal çatlakla “Üç İstanbul”daki yozlaşma arasında çok da fark yok aslında… Nerden bakıldığına bağlı tabii…

Peki, ben bu yazıyı durup dururken niye yazdım? Durup dururken yazmadım aslında, Türkiye’de bir şeyler oluyor, Hrant Dink öldürülüyor, dünyaca ünlü Türk yazarı “soykırım” olduğunu söylüyor; Türkiye’de bir takım sivil toplum örgütleri ve özel üniversiteler 2015 (yüzüncü yıl) hazırlığı yapıyor; vakıf tapu kayıtları itina ile çıkarılıyor; takvim işliyor; her gün ajandada bir sayfa daha dolduruluyor; dünyada birçok ülke parlamentosunda “Ermeni Soykırımı Yasa Tasarısı” oylanıyor; dayımın kemikleri sızlıyor, babaannem ağlıyor, bu gece komitacılar basabilir düşüncesiyle köycek dağda yatıyoruz; kundaktaki Topal Mahmut ağlayınca annesi ağzını kapatmaya, çocuğu avutmaya çalıyor; Devlet Arşivleri kütük gibi, kana karışmayan, kimsenin işine yaramayan, kullanılmayan belgeler yayınlıyor… Bunlara benzer başka şeyler de oluyor. Ama büyük yalan büyüdükçe büyüyor. 2015’te toprak talepleriyle, yasalaşan tasarılarla, açılan davalarla, ödenen tazminatlarla Türkiye köşeye sıkışacak. Bunu hak etmiyoruz. Bunu Ermeniler de hak etmiyor.

Hangi “tahsisat-ı mesture”den geldiği belli olmayan fonlarla sözlü tarih çalışması yapanlar; komitacıların annesini, babasını, kardeşini öldürdüğü kimsenin yanına yaklaşmıyor. Kaymakam Kemal’in filmi yapılmıyor ve gösterime girmiyor. Tarih hiç görülmemiş pozisyonlarda tecavüze uğruyor. Komitacıları özgürlük savaşçıları olarak görenlerin Ermeni Soykırımı Yasa Tasarısını parlamentolarına getirirken yüzleri kızarmıyor.

Bütün bunlar oluyor kardeşlerim. Biz acının ve yoksulluğun her türlüsünü gören Türk ve Ermeni çocuklar olarak, dünya hepimizin dünyasıdır; hamasi ve asabi olma hakkımız yok demeliyiz kardeşlerim… Komitacılar komitacıdır. Biz ise insanız. Gelin, parmaklarımıza bir daha bakalım. Aynaya bir daha bakalım. Yan yana bakalım; omuzlarımız birbirine değsin…

26 Ocak 2008

• Yazarın diğer yazıları...

Emelle görüşeceğim...
Haberciler ıskaladı…
Dört mevsim Afyon fotoğrafları
Camcının köpeği
Duş
Bir sahaf öldü diyeler
Sandalye-2
Kısrak mı kişniyor ne?
Gömü
Köpek
Bir gün gelir okurum
Ah bir vaktim olsaydı ne kitaplar okurdum
Bana ver ona verme
Bak hurdacı geliyor selam veriyor
Mesafe
Kitapçıda tanıştım
Kamera şakası
Yükümü tuttum kitaptan
Enkaz
Mademki ermenisin…
Ben kitabın sayfasına bakarım
Vesika
Adam
Çığ
Pulman…
Boşluk
El hâline bakıyoruz erenler...
Kamçısı gülden, üzengisi kekikten ve dahi bilmektedir neyi aradığını..
Üsküp'te Türkçe şiir ve Aliş'imin dağınık kaşları
Sıradan...
Fatma’m nerden öğrendin çarşaftan kol atmayı
Gelincikler
Size bir haberim var kırmızı bulutlardan
Sandalye
Haritanın en kahverengi noktası
Müsait değilim Mehmet Bey görüşmeyelim
Ekim devrimi
Ay dolandı yüce dağın ardına…
Ve iftar...
Derin köpük
Sıcaktan bunalınca…
Mehane Mukassi Görünür Taşradan Amma...
Küpemiz Nerde...
Mavi boncuk iyidir
Atmaca Zamanı
Suavi taş attı suya
Yarısı gece
Kar zamanı
Kedi zamanı
Deliliğin coğrafyası
Sis
Evlerinin önü zeytin ağacı…
Yıldız Avcısı…
Dere berrak ve çakıllar sayılıyor…
Zehirli ağaçlar albümü
Gece hasadı
Yürüme tutkusu
Yedi
Eylül
Hayat bir çinli Leyla
Su aşkı
Pazar ayini
Kırk
Ya ben öleyim mi söylemeyince
İnce ağrı aşısı
Uyku adası
Dört
Konuşma zamanı
Elliüç
Pencerede tül perde
Gökyüzüne bakınca
Alem nasıl görünür; yalnız aşk ehli bilir
Ölüm var kardeşlerim, gelin gülümseyelim
Çıldırmak güzeldir
Günlerin dünyası
Yazıya dair

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

Bir toplumda suç varsa, orada adalet yoktur. - Eflatun

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby