| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Adam
Bir kelime olmalıyım. Bir istek hali değil bu. Yoksa bir kelime miyim kuşkusu… Olsam olsam bir kelime olurum. Bir kelime: Sizin duymadığınız, bilmediğiniz, sözlükleri taradığınızda gözünüze ilişmeyen bir kelime… Harfleri ve her harfinin ses değeri özgün bir kelime… Evet, bir kelimeyim ben. Size yüklendiğime bakmayın; ben de nasıl bir kelime olduğumu bilmiyorum. Bildiğim, bir kelime olduğum. Şimdilik de değil bu. Var olduğum kesinleştikten sonra bir kelimeyim. Kimseyi bir kelime olduğuma inandıracak yetkinlikte değilim… Olsun, siz inanmasanız da, bilmeseniz de, böyle bir şeye ihtimal vermeseniz de ben bir kelimeyim.
Okurken, yazarken, uyurken, rüya görürken, uyanırken, suyla ve ateşle oynarken, yürürken, yemek yerken, aynada kendimi seyrederken yahut ayna yaparken, aya bakarken, herkes gibi kentte yaşamanın zorunluluklarını yerine getirirken; işe gidip gelirken, toplu taşım araçlarında, vapurda, uçakça, yeraltı istasyonlarında, trende, evet trende, masa başında, mutfakta, özetle, aklınıza gelebilecek her yerde, dururken yahut bir iş görürken aklımda hep bir kelime olduğum gerçeği var. Gerçek mi? Evet benim gerçeğim. Ne kadar bastırmaya çalışsam da bir kelime olduğum düşüncesi baskın çıkıyor işte.
Ne var yani, ben de bir kelimeyim diye araya girme ey okuyucu, bu dünyada bir kelime olan varsa sadece benim. Senin kelime oluşuna dair bir kanıtım, bir düşüncem, aklımın duvarlarına açılan pencerelerim, açılarım filan yok. Varsa yoksa kelime olan benim.
Sadece aklım mı? Buna da hayır. Beni tamamlayan ne varsa cümlesi bir kelime olduğum konusunda hemfikir. En çokta dilim… Dilim bir kelime olduğumu biliyor bilmesine de, nasıl bir kelime olduğumu o da bilmiyor. Sancıyorum çünkü. Ürperiyorum, kendimden geçiyorum, kendime geliyorum, esriyorum, bir anda, eş zamanlı olarak hem dünyanın en yoğun özgül ağırlığına hem en hafifine dönüşebiliyorum; hem en soğukkanlı hem en aceleci olabiliyorum. Ben olmuyorum: Dilimin bildiği o kelime oluyor.
Ne zaman bir kelime olduğumu unutsam, dilimin derinliğinde bir kıpırtı… Ben buradayım diyor. O kıpırtıyı sağ elimin baş ve işaret parmağıyla dilimden alıp sol avucuma koyuyorum. Tanrım bu benim. Kaşıyla gözüyle, eliyle ayağıyla ben… Gözleri gözlerim... Saçları saçlarım. O anda ne varsa üzerimde, nasılsam öyleyim avucumun içinde… O kadar küçüğüm ki, avuç içi çizgilerim dere yatağı gibi geliyor kendime… Parmak uçlarımdan düşmüyorum örneğin… Yalnız bu zamana özgü keskinleşen bakışlarımla elimin her tarafını sabırla ve inatla dolaşan kendime bakıyorum. Kendimi süzüyorum. Kendimi beğeniyorum. Kendimle gurur duyuyorum. Kendimle yüzleşiyorum… Acıyorum, iğreniyorum, kendimden… Avucumdaki kendimden…
Bir şeyden çekiniyorum: Kendimle göz göze gelmekten… Çekinsem de geliyorum kendimle göz göze… Niye çekiniyorum ve çekindiğimi niye yapıyorum; bunlar söylenmeyecek şeyler… Söylenemeyecek şeyler… Nasıl bir kelime olduğumu söylediğim halde “nasıl” bir kelime olduğumu söyleyemiyorsam, bunu da söyleyemem…
Bütün bunları ifşa ettikten sonra siz hâlâ benim Mehmet oğlu Mehmet Aycı olduğuma mı inanıyorsunuz?
13 Ocak 2008
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|