Bir avuç kar. Ana kütleden kopuş… Yuvarlanma…
Hangi çığ, çığ olarak kalabilir?
Büyümek nasıl bir çığ için mukadderse parçalanmak da öyle…
Yabancılaşma da değil bu tam olarak; yeni bir tanım gerekli… Bir iz kalıyor ardımızda ama kapanacak. Tanrı peygamberlik de vermedi ki… Doğrusu daha da zor işimiz. Korunaksız yuvarlanıyoruz. Yuvarlandıkça büyüyen bir kütleyiz.
İlerledikçe kimliğimize birbirinin aynı olan, iç içe geçmiş yeni katmanlar ekleniyor. Bir avuçken nasılsak, tonlarca ağırlaşınca da öyle… Sarındığımız acılar, sevinçler, geç kalmışlıklar, acele etmişlikler, acemilikler, çokbilmişlikler, ezip geçmeler, silip süpürmeler… özetle büyüklüğümüzü var kılan her şey parçalanacak: Suya dönüşeceğiz.
Manzara şu: Çığ düşüyor: Gökten düşmüyor; büyüye devasalaşa düşüyor. Sonra son hızla, derenin kenarındaki o muhteşem kayaya öyle bir çarpıyor ki… Sonrası?
Sonrası başka bir manzara: Yeniden aslına dönüş.
En fazla çığ olduğumuz zamanda çığ olmaktan çıkıyoruz.