| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Sıradan...
Canım sıkılıyor, muzırlık yapmak istiyorum. Yapacağımın muzırlık yasasıyla, siyah medya poşetleriyle üç film birden ile kaçmakla kaçamakla filan ilgisi yok…
Canım sıkılıyor, ilgili ilgisiz sıkılıyor, her şeyi bağlamından koparıp başka bağlarla bağlamak istiyorum ama galiba parmaklarımın da canı sıkılıyor…
Yahu diyorum, ne güzel ellerim var, o kadar çoğul değil tabii, ne güzel iki elim var, iki elimin ne güzel toplam on parmağı var, o on parmakla gökyüzünü gıdıklıyorum, başka şeyler de yapıyorum ama sizi ilgilendirmez…
Canım sıkıldığı için oğluma “siz” diye hitap ediyorum…
Hitap dedim de, beynime ışıktan bir kürsü kuruyorum, on milyar kurşun adamın karşısına geçip güzel bir nutuk irat ediyorum, dünyanın nutku tutuluyor, benim bu performansıma, bu yetkinliğime, bu kendimin bile hayran kaldığı gizli gücüme gelmiş geçmiş bütün büyük hatiplerin canı sıkılıyor. Olsun, hep benim canım sıkılacak değil ya…
Canım sıkılıyor, ıslak bir kazak iki kadın elinde nasıl sıkılırsa öyle sıkılıyor; damlatmasın diye bir musluk nasıl sıkılırsa öyle sıkılıyor; kurşun gibi sıkılıyor, suyu çıkan taş gibi sıkılıyor, taşın suyunu çıkarmaya ant içmiş yumruk gibi sıkılıyor ama ben en çok bir bebeğin avucunu sıkması halini seviyorum can sıkıntılarımın…
Hiçbir maksadım maksudum muradım gayem amacım emelim ereğim beklentim çıkarım yok, okuduğunuz yazıyı canım sıkıldığı için yazıyorum.
Canım sıkılarak baktığım için bana bakan duvarın da canı sıkılıyor.
Muzipçe gülümseyen maketler, süs çiçekleri, süs çiçeği olmayan çiçekler, kalemler, anahtarlıklar, televizyon kumandası, köstekli saat, kitaplar, sayfalarına öylesine notlar düşülmüş ajandalar, plaketler, dedemden kalan çerçeveli tapu senedi, Türkiye haritası, klasörler, dosyalar, yazıcı, faks, telefon, telefonun tuşları, ekranı, yazıcının kartuşu, geniş ve derimsi koltuklar, sehpa, sehpanın ayakları ve yavruları, altındaki halı, üstünde can sıkıntısından yapıp gönderdiğim kağıt uçak, askı, askının tavana bakan ve yedi kollu şamdanı andıran kolları, asılı duran kravatlarım, kabanım, paltom, berem, beremdeki nakışlar, kaşkolümün çivit mavisi, dolapların kapı anahtarları, çekmecelerimdeki ıvır ve zıvır, sigara paketi, kül tablası, kül tablasında ben bu yazıyı yazarken tüten sigara, sigaranın dumanı, yarin imanı, masa üzerindeki varsın reklam olsun İş Bankası kumbarası, kumbaradaki bozukluklar, çekim talepleri, görüşme talepleri, söyleşi talepleri, taleplerin altındaki imzalar, o imzaların kıvrımları, çakmak taşının çıkardığı kıvılcım, etekleri tutuşan ve ikindiyi yakalamaya çalışan bu Çarşamba gündüzü, klima, klimanın göstergesi, saçma sapan dergiler, saçma sapan olmayan göstergeler, günlük gazetelerin tamamı, manşetleri, ekleri, içinde dosyaların bulunduğu deri çanta, çantaya saklanan diz üstü bilgisayarı, evet, odada ne varsa, dil çıkararak, nanik yaparak ve asla panik yapmayarak ey Mehmet Aycı, endişeye mahal yok, sıkı can iyidir diyerek zaten sıkılmış olan canımı daha bir sıkıyorlar…
Canım sıkılıyor ve can sıkıntıları için iyi bir anne arıyorum, hiçbir anne şu anda uzağımda amansız bir hastalıkla savaşan annemin yerini tutacak gibi görünmüyor.
Kapıdan giren gazeteci arkadaşların, çat kapı gelenlerin, randevulu misafirlerin, koridorda karşılaştığım danışman arkadaşların, telefonlarda selamdan sonraki ikinci cümlelerin, randevulu misafirlerin, randevu vermediğim halde yüzsüzlük edip gelenlerin, çalışma arkadaşlarımın, insan namına bugün kimi gördümse onların, yahu senin canın mı sıkkın demelerine de canım ayrıca sıkılıyor.
Canım sıkılıyor demesem de sıkılıyor, canım ne yapsam sıkılıyor, özenle yaptığım işler, başarılı görüşmeler, dostlarım, kardeşlerim, sevgilim de gidermiyor bendeki bu günlük/bugünlük can sıkıntısını…
Şimdi söyleyin kardeşler, ben ne yapayım…
12 Aralık 2007
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|