Ve Ankara için iftar vakti…
Suyumuzu içtik…
Tanrım sana hamdolsun verdiğin nimetler için… Çay için… Tütün için…
Şimdi sahura kadar, tiryakiliğimiz dansa kalkar, yıldızları çimdikler, başı pare pare dumanlı dağları kıskandırır…
Bu tütün edebiyatını başka zamana bırakalım; ne diyorduk, suyumuzu içtik, sigara kibritle yakıldı…
Arada bir başka cigaralar da deneriz, bakalım nasıl oluyor oruç ayında diye…
Bakın, cümleler tam oturmuyor yerine, sevgili Şaban Abak’ın deyimiyle fena halde oruçlanmışız...
Ne diyorduk, akşama kadar cebimizde taşıdığımız, arada bir Tanrı’nın gücüne gitmesin çıkarıp kokladığımız sigara paketini çıkardık, ilk sigaranın o baygınlık veren, her hücremize tatlı bir titreşimle nüfuz eden tadını kokusunu ve tabii ki dumanını içimize çektik…
Bakın burası anlatılmalıdır. Aklınızda yemek içmek yoktur, onu bir nevi zorunluluktan yaparsınız; yoksa duman her tarafınızı kaplamıştır.
Aklınız dumandadır ve dumanlıdır yani…
Başka zaman başka şeyler düşünebilirsiniz, ama tiryaki bir oruçluysanız mutlaka dumanı düşünürsünüz, düşündüğünüz başka şeyler o dumanla dumanlı olarak belirir karşınızda…
Sahuru yaparsınız, sonra ezan okunana kadar milim zaman heba etmeden nefsinizi köreltirsiniz. Köreltiniz de, kör şeytan sabahın köründen itibaren aklınızdan çıkarmaz o mereti… Bağımlılık ucuz bir laftır; bağlı ve bağımlı olsaydık oruç tutmazdık canım… Bir miktar özgürlüğümüz var da, vesayet altında malum… Tütün gölgesinde… “Tütünler ıslak” da değil ayrıca…
Oyun gibi geliyor farkındayım…
Olsun, oruç da tatlı bir saklambaç oyunu değil mi icabında…
Tutuyoruz onu, açıyoruz iftarı, kalkıyoruz sahura…
Cigaramın dumanı/Yoktur yârin imanı diyeceğim de, demiştim, dedim gitti, Çamlığın başında tüten tütün yalnızca tütünü çağrıştırıyor günün bu en fena oruçlu zamanında…