Ey dünya diyorum, saçını okşayarak dünyanın, orda birisi var, sen farkında
değilsin…
Söyle rüzgârına,
Ayına yıldızına,
Bildiğimiz bilmediğimiz, dikenli dikensiz, rengârenk çiçeklerine,
Mevsimlerine, mevsim içinde mevsimlerine, yağmuruna, bulutlarına, gece olunca
bulutların sakladığı yıldızlarına,
Söyle mavilerine,
Çizgilerine, nakışlarına, desenlerine, kıvrımlarına,
Söylenmesi gereken her şeye söyle ki,
Şair bir heykel yontuyor incelikten ve derinlikten…
Yonttuğu o heykel tanıdık giysiler içinde, herkesin içinde, herkes gibi, yüzünü
aynalardan saklayarak, aynalara saklanarak, aynalardan çıkarak dolaşıyor
insanlar arasında…
Onun yürüyüşünde, salınışında, gülüşünde Tanrı’nın öpülesi parmak izleri…
…
Tanrımız, yüzümüzden acıyı ve tebessümü eksik etme… Bizi kaygısız, endişesiz,
meraksız bırakma…
Tanrımız, aşkı çekme içimizden…
Tanrımız, unuttuğumuz zaman vermeyi hatırlat bize, vermeyi tutku haline getir
bizde…
Tanrımız, iyi ki uçurumların var, bizi derinliğinden mahrum kılma…
Tanrımız, bizi acıtmadan acı çektir, bizi kanatmadan yarala…
Tanrımız, bizi şımartmadan bahçelerini bağışla, yaralarımızı çiçeklendir…
Tanrımız, bizi kıskandırmadan büyüt…
Tanrımız, elimizden tut, düşürme bizi…
Tanrımız, düştüğümüz zaman uçmayı öğret bize…
…