d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• YAZARLAR  

Bugün:

DERGİBİ YAZARLARI
Yazıyorum, öyleyse varım!
Melih Bayram Dede
Karanlık Oda
Ferhat Ünlü
Sevgilim Hayat
Fadime Özkan
Mutsuzluk Oyunları
Ömer Sercan
Bilir Kişi
Hüseyin Akın
Mürekkep Lekesi
Suavi Kemal Yazgıç
Yazgı
Özlem Albayrak
Beriki Taraf
Orhan Karagöl
Söz Misali
Ali Ömer Akbulut
Mavi Kalem
Mehmet Aycı
Seyr-ü Sefer
Sefer Kayaoğlu
Vesselâm
Kâmil Doruk
Cem Vefa

KİTAPLIK
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Hiç, Carmen Laforet
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
Daha fazla kitap için tıklayın!


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


MAVİ KALEM
Mehmet Aycı
MEHMET AYCI
mehmetayci
@mynet.com

Kedi zamanı

Birçok kedimiz oldu. Her ikisinde de ailenin yaz-kış iki parça kaldığı yazlık ve kışlık evimizin kedisi eksik olmadı. Severdim onları. Çocukları ciddiye olmayan, pas vermeyen bir ciddiyetleri vardı onların. Yumakla, bir ip parçasıyla yahut daha çok meşe kovuklarında yaşayan canlı fındık fareleriyle oynarken daha bir cilveli, işveli, oynak hal alırlardı.

Her kedinin mizacı da farklıydı elbette. Kimi daha ağırbaşlı, kendinden emin, vakur bir portre çizerdi, aç olsa bile miyavlamadan sokulurdu sofranın kenarına. Kimi, her fırsatta cıyaklamayı, af buyurun, miyavlamayı marifet sayardı.

Sahiden süt dökenler de vardı aralarında. Kapalı/kapaklı tencerenin kapağını açıp bıyıklarını yemeğe daldıranlar da. Kapalı kapıyı ön ayaklarıyla açma ustası kediler de tanıdım.

Dişi kedilerimiz, mevsimi geldiğinde türlü renkte çoğalır, yavrularının bir kaçını birden emzirir, onlara dokununca hırçınlaşırlardı. Ellerimizin çizildiği çok olmuştur bu durumlarda. Çocuk kediler de can atardı bizimle oynamak için. Bu oyunun onlara pahalıya mal olduğu da olurdu.

Örneğin, kedinin nasıl dört ayak üstüne düştüğünü test etmek işimizdi. Ensesinden yakaladığınız kediyi, o ahşap merdivenlerden dam başına çıkarırdınız. İlk çıkarmaysa bu kedicik olayın henüz farkında değildir. Sonra saçaktan sarkıtır, boşluğa bırakırsınız. Bir şey olmaz. Ne var ki kedinin bu oyunu pek sevdiği söylenemez.

Alt damla birlikte, iki katlı evimizin arkasından geçen yol seçilirdi kedi atma mekanı olarak. Dört ayak üstüne düşmese de, yüzüstü de düşmezdi kedicik. İlk şaşkınlıktan sonra şöyle bir silkelenir, tuhaf bir bakış fırlatarak olay yerini terk ederdi. O damdan düşmelerden bir iz, bir arıza kalmazdı kedide, ne var ki bu oyunu ikinci kez oynamanız biraz zordu. Merdivenlere tırmanmaya başladığınızda, kucağınızdaki kedi, sizi sarsacak bir kuvvetle, bazen dişlerinin, bazen tırnaklarının yardımıyla bu oyundan caymasını bilirdi.

Yavrular ne güne duruyor? Bunu iyi akıl etmedik. Bu ilk günahlardan biridir ve henüz dört ayak üstüne düşmesini bilmeyen yavru kedi, içgüdüsel olarak dört ayak üstüne düşmeye çalışsa da, deneyimsizliğinden olacak, ayağının aksamasından, burnunun kanamasından kurtulamaz.

Ya ölen yavruya ne demeli. Ömer Seyfettin’in ilk günahı gibi olacak ama, Tanrı çocuğu affeder, hanemizde öyle bir günah yazılı durmaktadır. Üstelik o yaşta içimiz sızlamıştır da. Ateşten bir kedi geçmiştir kalbimizin damarlarından…

Damdan atıldıktan sonra ölen yavrunun annesi, yavrucuğunun başında miyavlayarak ağlamıştır. Yavruya, bahçenin kenarında, ekşi nar ağacının dibinde bir mezar kazdım, dere kenarından “çay taşı” getirdim mezarına… Fatiha da okudum galiba…

Herkesin kedisi yoktu elbette ama, kedisiz ev de bir elin parmakları kadar azdı. Çoğunda erkek kedi bulunurdu ev kedisi olarak. Enikleyince kedimiz, yavrulara talip çıkardı. Yavru sütten kesilecek kadar büyüdü ya, söz verilen komşu gelir, onu severek, okşayarak yeni evine götürürdü. O evin çocukları için ne bayram!...

Bir de farkına vardığım, kız çocukları yavru kedileri müşfik severken, erkek çocuklar hoyrat sever, canını acıtırdı kediciklerin…

Bunlar neyse de, ilk kente geldiğimde, çöplerde, orada burada, sahipsiz sokak kedilerini görmem bir hayal kırıklığı olmuştur benim için. Ev dediğin kedili olmalıydı ve kedi dediğin evde olmalıydı. Sahipli olmalıydı. Ona süt veren, sofraya konuk eden, onu seven, yumakla, fındık faresiyle oynamasını seyretmekten keyif alan birileri olmalıydı.

Kedi dediğin yerine göre damdan atılmalıydı.

Yavruları ilk göz koyan kedisiz komşuya verilmeli, komşu çocukları da sevindirilmeliydi. Kedinin sokakta, hele çöp bidonlarında ser sefil halde ne işi vardı. Kedi bu kadar bakımsız, bu kadar zayıf, bu kadar pis olur muydu Allah aşkına…

Sonra?

Sonrasını bilirsiniz… Görmüşsünüzdür…

En çok acıtan da, asfalta yapışan kedi cesetleri. Sürüler halinde dolaşan çöpçü kediler…

Hatırladım; “Güz” adlı şiirimde (Mor Kitap, 1997) başka bir bağlamda anlatmıştım bir ev kedisindeki yozlaşmayı. O da acı tabii. Ey okuyucu affına sığınıyorum:

(kedim benim, akrabam
oğlumla kitaplarda görüyor fareleri
ve sobanın bir sığınak olduğunu bilmiyor
pembe dizi seyretmekten birazcık yorulunca
henüz örülmekte olan dantelâ bulamıyor
katıksız bir soylu gibi kuruluyor koltuğa
dışarda hemcinsleri yağmurda ıslanırken
ya da bayat ekmekleri bölüşürken usulca
o emin ve gururlu
klasik miyavlıyor
arnavutciğeri yiyor porselen tabağından
kavuniçi nakışlı küçük bir cam kâseden
bıyığının şeklini bozmadan sulanıyor
masadaki aynada kendini seyrederken
oğlumun kitabındaki resimleri düşünüp
yıpranmamış bir zeus olduğunu sanıyor
bilmiyor sevişmenin nasıl şey olduğunu
ekranda iki üçgen birbirine girerken
hayretten bir kasılmayla biraz irkilse bile
boş verip seriliyor koyu bir sessizliğe
mırıldanmak denen o güzel şeyi unutmuş
yaşamaktan savaşmaktan sevişmekten habersiz
mesai saatlerine ayarlı uyanması
yatması konuşması
kedim benim
akrabam )

22 Ocak 2007

• Yazarın diğer yazıları...

Emelle görüşeceğim...
Haberciler ıskaladı…
Dört mevsim Afyon fotoğrafları
Camcının köpeği
Duş
Bir sahaf öldü diyeler
Sandalye-2
Kısrak mı kişniyor ne?
Gömü
Köpek
Bir gün gelir okurum
Ah bir vaktim olsaydı ne kitaplar okurdum
Bana ver ona verme
Bak hurdacı geliyor selam veriyor
Mesafe
Kitapçıda tanıştım
Kamera şakası
Yükümü tuttum kitaptan
Enkaz
Mademki ermenisin…
Ben kitabın sayfasına bakarım
Vesika
Adam
Çığ
Pulman…
Boşluk
El hâline bakıyoruz erenler...
Kamçısı gülden, üzengisi kekikten ve dahi bilmektedir neyi aradığını..
Üsküp'te Türkçe şiir ve Aliş'imin dağınık kaşları
Sıradan...
Fatma’m nerden öğrendin çarşaftan kol atmayı
Gelincikler
Size bir haberim var kırmızı bulutlardan
Sandalye
Haritanın en kahverengi noktası
Müsait değilim Mehmet Bey görüşmeyelim
Ekim devrimi
Ay dolandı yüce dağın ardına…
Ve iftar...
Derin köpük
Sıcaktan bunalınca…
Mehane Mukassi Görünür Taşradan Amma...
Küpemiz Nerde...
Mavi boncuk iyidir
Atmaca Zamanı
Suavi taş attı suya
Yarısı gece
Kar zamanı
Kedi zamanı
Deliliğin coğrafyası
Sis
Evlerinin önü zeytin ağacı…
Yıldız Avcısı…
Dere berrak ve çakıllar sayılıyor…
Zehirli ağaçlar albümü
Gece hasadı
Yürüme tutkusu
Yedi
Eylül
Hayat bir çinli Leyla
Su aşkı
Pazar ayini
Kırk
Ya ben öleyim mi söylemeyince
İnce ağrı aşısı
Uyku adası
Dört
Konuşma zamanı
Elliüç
Pencerede tül perde
Gökyüzüne bakınca
Alem nasıl görünür; yalnız aşk ehli bilir
Ölüm var kardeşlerim, gelin gülümseyelim
Çıldırmak güzeldir
Günlerin dünyası
Yazıya dair

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

Başkalarına olduğu kadar kendimize de yabancıyız. - Montaigne

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby