|
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
|
| |
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
|
| |
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
|
| |
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
|
| |
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
|
| |
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
|
| |
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
|
| |
Hiç, Carmen Laforet
|
| |
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
|
| |
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
|
| |
|
|
 |
Kırk
Kırk kez tövbe ettim yazıya; kırk kez tövbemi bozdum…
Yazmamak için kırk dereden su getirdim, getirdiğim sularda mürekkep rüyası
gördüm. Suların kandırmadığı susuzluğumu yazıyla dindirmeye çalıştım;
uykusuzluğumu yazıya dökmediğim hikayelerle… Yazsaydım "Kırk Vezir Hikayeleri"
havadan-sudan kalırdı yanında; kırkla sınırlanamayacak gece hikayeleri okurdunuz
geceler boyunca… Günaha girerdim…
Yine günaha girdim. Kırk yaşında yazmalıydım bu yazıyı, gelin görün ki kırkıma
çıkacağıma dair ümidim yok. Kederin ve kırkın "k" ile başlamasından gayrı bir
ortak noktası var mı, onu da bilmiyorum. Kırkına gelirsem Tanrım, yeniden
doğacağım…
Yeniden doğmasam da, hele bir kırkına geleyim; artık vahiy mi alırım
cinlerimden, şiirime tanrısal bir maya mı katarım; "saz"a mı dadanırım bilinmez.
Nasıl olsa akıbetinde teneşire iki seksen uzanmak var. İki seksen de kırkın
çoğalmış halidir icabında…
Kırkım çıktığında annem kaynattığı buğdaydan kırk taneyi sütüyle ezerek bana
yedirmiş. Kırk kır çiçeğinden kırk dal, kırk renk, kırk koku katmış suyuma.
Kırklamış; giyindirmiş, kuşandırmış, gezdirmiş. Kırk kadın kirpiklerini süzerek
süzmüş esmer yüzümü. Ondan, tanış biliş olmasam da karşıma çıkan her adem
oğluna, çiçeğe böceğe, ota ağaca selam verir, gülümserim… Ondan, her kadın bende
bire kırk veren cömert sızılar bırakır…
Yanımda yöremde insanlar görürsünüz, bakmayın, hep yalnızlığa giderim, yalnızlık
kapılarını açarım kimsenin bilmediği; kırk kapının ipini çekmek nedir bana
sormayın… Yalnızlığım kılı kırk yararak bir elbise dokur şairi için. Bir o
söyler, bir ben söylerim. Söz kızlarının kırkı karışır birbirine, saçları
şiirden resimler yapar o kızlar, saçlarının dalgası şiirden de öte…
Sen kırklardan birisin dostum; yüreğin sekiz uçmak, gözyaşıyla damıttığın
acılardan bir güzellik yontuyorsun kardeşlerin için; aşk kadından başlıyor
biliyorsun, kadında bitmediğini de biliyorsun, ne var ki kırklara karıştığını,
kırklardan biri olduğunu bilmiyorsun…
Çocukken, henüz babaannemin ilk mektep dediği okula gitmezken, kara önlük beyaz
yaka sıradanlaşmamışken, sıradan saymaya başladığımda, yani rakamlar ağzımda
olgun armut gibi dağılırken, birden kırka kadar saymayı öğrendiğimde, babaannem
kırk bin kere maşallah, demişti. O kadar içtendi ki bu dua, yazıma, kalemime
nazar değmiyorsa inanırım ki bundandır…
Kibirden saymazsanız bazen kendime kırk bir buçuk kere maşallah diyorum… Sonra
şımarıyor muyum diye korkup, uslu dur çocuk diyorum, sen de abaya bürüneceksin.
İnsanlar kırk gün sürmeyen aşklar yaşıyor aşk denirse adına, kırk para etmeyen
şarkılarla gönül eğlendiriyor. Ben ki yüzyıllardır siyah bir yangın içindeyim,
sesten ırmaklar içinde yalnız bir gemiyim; tayfası da, kaptanı da, limanı da,
denizi de benim. Nereye kuzey dersem pusulam o yönü gösteriyor… Nerede karaya
çıkacağımı biliyorum…
Bıyığım yeni terlediğinde, damarlarımda ergen ırmaklar, engerek şaşkınlıklar
dolaştığı zamanlarda çatlamış bir aynam vardı. Kırık bir tarak taşırdım yanımda.
Sonra ayalarımı, parmaklarımı keşfettim. Aynayı ve tarağı gözü olana bıraktım.
Gözümü gölgemin gözlerine dikerek asıldım hayata. Hayatın kırığı oldum; hayat
kırığım oldu. Onun için kırk tarakta bezim yok. Bütün oyunların farkında olsam
da çıkılmıyor ki çıkasın şu oyunun dışına!..
Öyleyse, diyorum kendime, bırak kendini kırkikindi yağmurlarına; yaşadığını
hatırla! Kırkına merdiven dayayacaksın birkaç yıl sonra… Üstelik inanmıyorsun da
kırka çıkacağına…
Kırk yıllık Kâni olduğumdan istesem de "Yâni" olamam… Kırk yıllık Yâni nasıl
Kâni oluyor; onun değiştiğine nasıl inanıyor insanlar, anlayamıyorum. Ben de
dalgınım demek ki, benim de yanmam, uyanmam gerekiyor. Tanrı isterse kırk günlük
olsa bile Yâni, Kâni; Kâni, Yâni olur…
Bu adam kırkla kafayı bozmuş, tozutmuş, uçmuş demeyin, kırk yılın başında kırka
dair bir yazı yazmışız; dil çıkarmış, dille oynamış, dili oynatmışız… Olan oldu.
Ömrünüz taş çatlasa iki defa yeter, kırk yılda bir bulursunuz; kuyrukluyıldız
gibidir bu yazı…
Yalnız yazarlar bilir yazının da bir düğün olduğunu. Düğün deyince aklınıza
gelen masallardaki "kırk gün kırk gece" yazının azizliğidir. Kendini ayrık tutma
ey okuyucu, sen de yazıdan yazgıdan, günahtan tövbeden, aşktan acıdan bir
odasın; bir kırk ambarsın. Benim cümlelerimi senin çağrışımların tamamlıyor. Bu
yazı benim değil senin.
Tövbe!...
(Yazı bitti, buraya kadar sabreden okuyucu bir şiiri hak ediyor. Elbette onu da
kırkladım. M.A.)
40
ali'yi görmek için turnalar gibi kalbim
kırk alemi dolaşır gözlerim uyanmadan
kırk onulmaz yarası, kırk yüzü var kalbimin
ben çıkarım aynaya o görünür aynadan
nedense fark etmeyiz; iki kanat eksilir
herkes kendini arar; kırklara karışan kim?
biliriz, içimizden bunu bir ali bilir
sonra aynaya döner, aynada yüzü benim.
2 Temmuz 2005
| • Yazarın diğer
yazıları... |

Emelle görüşeceğim...
Haberciler ıskaladı…
Dört mevsim Afyon fotoğrafları
Camcının köpeği
Duş
Bir sahaf öldü diyeler
Sandalye-2
Kısrak mı kişniyor ne?
Gömü
Köpek
Bir gün gelir okurum
Ah bir vaktim olsaydı ne kitaplar okurdum
Bana ver ona verme
Bak hurdacı geliyor selam veriyor
Mesafe
Kitapçıda tanıştım
Kamera şakası
Yükümü tuttum kitaptan
Enkaz
Mademki ermenisin…
Ben kitabın sayfasına bakarım
Vesika
Adam
Çığ
Pulman…
Boşluk
El hâline bakıyoruz erenler...
Kamçısı gülden, üzengisi kekikten ve dahi bilmektedir neyi aradığını..
Üsküp'te Türkçe şiir ve Aliş'imin dağınık kaşları
Sıradan...
Fatma’m nerden öğrendin çarşaftan kol atmayı
Gelincikler
Size bir haberim var kırmızı bulutlardan
Sandalye
Haritanın en kahverengi noktası
Müsait değilim Mehmet Bey görüşmeyelim
Ekim devrimi
Ay dolandı yüce dağın ardına…
Ve iftar...
Derin köpük
Sıcaktan bunalınca…
Mehane Mukassi Görünür Taşradan Amma...
Küpemiz Nerde...
Mavi boncuk iyidir
Atmaca Zamanı
Suavi taş attı suya
Yarısı gece
Kar zamanı
Kedi zamanı
Deliliğin coğrafyası
Sis
Evlerinin önü zeytin ağacı…
Yıldız Avcısı…
Dere berrak ve çakıllar sayılıyor…
Zehirli ağaçlar albümü
Gece hasadı
Yürüme tutkusu
Yedi
Eylül
Hayat bir çinli Leyla
Su aşkı
Pazar ayini
Kırk
Ya ben öleyim mi söylemeyince
İnce ağrı aşısı
Uyku adası
Dört
Konuşma zamanı
Elliüç
Pencerede tül perde
Gökyüzüne bakınca
Alem nasıl görünür; yalnız aşk ehli bilir
Ölüm var kardeşlerim, gelin gülümseyelim
Çıldırmak güzeldir
Günlerin dünyası
Yazıya dair
|
 |

Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.
Alexa Rating
|