d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• YAZARLAR  

Bugün:

DERGİBİ YAZARLARI
Yazıyorum, öyleyse varım!
Melih Bayram Dede
Karanlık Oda
Ferhat Ünlü
Sevgilim Hayat
Fadime Özkan
Mutsuzluk Oyunları
Ömer Sercan
Bilir Kişi
Hüseyin Akın
Mürekkep Lekesi
Suavi Kemal Yazgıç
Yazgı
Özlem Albayrak
Beriki Taraf
Orhan Karagöl
Söz Misali
Ali Ömer Akbulut
Mavi Kalem
Mehmet Aycı
Seyr-ü Sefer
Sefer Kayaoğlu
Vesselâm
Kâmil Doruk
Cem Vefa

KİTAPLIK
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Hiç, Carmen Laforet
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
Daha fazla kitap için tıklayın!


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


MAVİ KALEM
Mehmet Aycı
MEHMET AYCI
mehmetayci
@mynet.com

Konuşma zamanı

Sevgili Rilke, genç şaire mektuplar yazıp, o erkek güzeli gözlerinin nurunu ziyan etmeseydi kıyamet mi kopardı? Moliére üstadımız dünyanın bütün cimrilerini çileden çıkaracak bir oyun yazdı diye şu yüzünde güller açası dünyada cimriliğin ve cimrilerin köküne kıran mı girdi? Mekanı cennet olsun, Galip Dede, Hüsn ü Aşk’ı yazdığı için mi güzellikten ve aşktan yana içimiz sızlıyor, bir tuhaf oluyoruz?

Şimdi bir ara verelim ve birbirimizi duyabileceğimiz bir alana çıkalım. Yukarıdaki soruların kalabalıkta sorulduğunu, kalabalıklara teselli vermek için sorulduğunu sen de biliyorsun. Herkesle aynı dili konuşmadığın ama herkesi anlayabildiğin için ilgini çekmiş olmalı. Artık biz bizeyiz. Kendimize bir ada oluşturduk ve konuşlandık. Sen iyi bir okuyucu yerine kondun. Benim konduğum yerin nasıl bir yer olduğunu şimdilik sen tayin edeceksin. Şimdilik diyorum, çünkü ilerde tarih bu hakkı senin elinden alacak. Tarihin tahakkümünden ve tasarrufundan kurtulurken ona bir şeyler de sen ilave edebilirsin diyerek konuşmaya başlıyorum.

Birden “konuşma zamanı” diye bir yazı başlığı dikkatini çekiyor. Okumaya başlıyorsun: Sevgili Rilke, genç şaire mektuplar yazıp, o erkek güzeli gözlerinin nurunu ziyan etmeseydi kıyamet mi kopardı? İlgini çekmiş olmalı. Ben ne kadar soruyu ortalığa sormuş sansam da sen birden bu soruyu yanıtlaman gerektiğini düşünüyorsun.

İstersen konuyu biraz dağıtalım. Sonra nasıl olsa çala çala bir havaya getiririz. Bir havaya dönmese de olur. Havadan sudan yazılardan bir yazı der çıkarsın işin içinden. Adam havanda su dövüyor da diyebilirsin. Yazarı pek havalı da bulabilirsin. Şayet hoşuna gittiyse, sardıysa seni söylediklerim, adama bak, sözcükleri havalandırıyor diye bana iltifat da edebilirsin. Beni, iddia ederken ayaklarımın yere basamamasıyla, havada kalmakla da suçlayabilirsin. Hava cıva diye sayfayı yazarın yüzüne de kapatabilirsin. Bütün bunlar mümkün. Konuyu dağıtmadan diyemeyeceğim; konuyu dağıtmayı ben istedim ve şu anda benim istediğim oluyor. Aslında bu yazıyı okumaya devam ediyorsan, hala havandaysan, senin istediğin oluyor demektir.

Diyelim ki, dergiyi düzenli takip etmiyorsun, bir gazetenin kültür sanat sayfasında derginin tanıtım yazısını okudun. Yazarlar arasında benim adımı da gördün. Bir Mehmet Aycı okuyucusu olarak, yine benim yazarım neler söylemiş, hangi bakir mevzuları eşelemiş, hangi sıradan konuyu sıra dışı kılmış diye merak ettin ve bir dergi aldın. Sayfaları hızlı hızlı karıştırdın, buldun ve okumaya başladın. Değişiklik seni çekti. Allah Allah, üslup o üslup değil, sözcük seçimleri biraz farklı ama olsun, ana hatlarıyla bu yazı o kişinin yazısı, yani benim yazım, yani benim yazarımın yazısı. E, madem benim yazarım, ne yazmışsa mutlaka bir hikmeti vardır.

Şayet hikmetlendiysen sorun yok. Hiçbir şey anlamadan yazıyı bitirdin; vardır bunda bir hikmet ama, şimdi düşünmeye ve anlamaya zamanım yok, ileride yaş kemale erer, üstadın külliyatını yeniden gözden geçirirsem, bu yazı da kitaplaşan şanslı yazılar arasında yer alırsa, döner bir daha okurum, belki o zaman diyerek alnı öpülesi kafanın içindeki beyninin rahatını bozmak istemedin. Bir şey demiyorum canım, sen ilk olmadığın gibi son da değilsin, okuyucu huyudur.

Okuyucunun huyu kurumasın ve okumaya devam etsin, devam etmese de olur, çünkü o daima aldatılmaya, ağlatılmaya, aydınlatılmaya, avutulmaya mahkumdur. Bir zindan içerisindedir. Yazarı ben yarattım zindanı. Sanki okuyucu olmasa, benim yazdığım şu mübarek yazı sen sevgili okuyucu tarafından döne döne kıraat edilmese ben olmayacağımdır. Oysa ben yazdığım için sen okuyucu sıfatını kazanıyorsun. Ben seni anlatıyorum. Kendimi senleştiriyorum. Sen kendini benim yerime koyuyorsun. Amerika’nın Irak’ı işgaline benim gözümle bakıyorsun. Türkiye’nin batıya kaymasını ben söylediğim için fark ediyorsun. Ben yazdığım için kan oluyor bütün kelimelerin altında, ben yazdığım için çok bilenmiş yüreğini alanlara çekiyorsun, ben söylediğim için edediyyen bana ve ırkıma izmihlal olmuyor, ben yazdığım için evleri balkonsuz yapan bir mimar arıyorsun alnını öpecek, ben yazdığım için merdivenlerden eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprakla ağır ağır çıkıyorsun, ben söylediğim için katip arzuhalini yare böyle yazıyor, ben söylediğim için sorulmayı sorulmayı adını unutuyorsun, ben yazdığım için tüfek icat olunca mertlik bozluyor, ben söylediğim için fermanı padişaha dağları kendine bırakıyorsun, ben yazdığım için aslanlar kahır pençenden tir tir titrerken, bir ahu gözlüye yenik düşüyorsun, ben yazdığım için kendini, kentini, kişiliğini inşa ediyorsun, tanıyorsun, tanışıyorsun, seviyorsun; ben yazdığım için Türkçe her dem gülüşe cilveleşe tek yoldaşın oluyor, ben yazdığım için kendini tarif etme imkanı buluyorsun…

Şimdi, Şeyh Galibi, o güzelim notları dünya edebiyatına bırakan Alman arkadaşımızı ve cimri müellifini unutalım. Unutmadık da, unuttuk varsayalım. Biz bizeyiz. Bir adaya çekildik. Bu arada yahut adada yazar olarak ben, okuyucu olarak sen varsın. Başka kimse yok. İn cin top oynuyor. Bir Allah bir de ikimiz. Ben konuşmaya devam ediyorum. Konuşlandığım yeri sevdiğimi sanıyorsun. Konuşmam seni yanıltıyor. Sen de okuyucu olarak konumundan memnunsun. En azından öyle görünüyorsun. Öyle görünmen bile bir yenilik. Bir değişim. Diyelim ki öyle değilsin de öyle görünüyorsun. Demek ki halden anlıyorsun. Ben sana hali, halden anlamayı, hal dilini, halleşmeyi ihsas ettiriyorum. Yazıyla aramızda bir bağ kuruyoruz. Ben seni tanımıyorum. Sen de kim saçmalıkları yazı diye sunan kişi diye beni merak ediyorsun. Yazımdan bir ruh portresi çıkarmaya çalışıyorsun. Zihninde çağrışımlar cirit atıyor, atılan cirit bazen hedefi tutmuyor. Bazen onikiden vuruyorsun. Zihninde beliren portre, yani yazıdan çıkardığın yazar benden fersah fersah uzakta, huyu suyu bana benzemeyen zavallı bir ademcik. Ne var ki sen, benim o kişi olduğuma yürekten inanıyorsun.

O kişinin ben olmadığını bilmediğin gibi, konuştuklarımın bana ait olmaktan çıktığını da bilmiyorsun. Madem buraya kadar geldin, bir yazıyı bitirmek üzeresin, hayata yeniden başlayacaksın. Yok öyle bir şey diye kendini kandırma. Bilinç altınının sana ne oyunlar ettiğinden haberin yok. Çizdiğin portre kendi portrenden başkası değil. Konuşan sensin. Ben kendi yerimdeyim. Nerede durduğumu çıkarmaya çalıyorsun ama kesinlikle kestiremiyorsun. Tahmin ettiğin yerde paşa paşa oturan sensin. Ayaklarını uzat ve gözlerini sayfadan kaldır, caddeye bak. Kalabalığı tara. Gördüğün sıradan insanlardan bir tanesi de benim.

Değilim sevgili okuyucu. Konuşmaya devam!

5 Nisan 2005

• Yazarın diğer yazıları...

Emelle görüşeceğim...
Haberciler ıskaladı…
Dört mevsim Afyon fotoğrafları
Camcının köpeği
Duş
Bir sahaf öldü diyeler
Sandalye-2
Kısrak mı kişniyor ne?
Gömü
Köpek
Bir gün gelir okurum
Ah bir vaktim olsaydı ne kitaplar okurdum
Bana ver ona verme
Bak hurdacı geliyor selam veriyor
Mesafe
Kitapçıda tanıştım
Kamera şakası
Yükümü tuttum kitaptan
Enkaz
Mademki ermenisin…
Ben kitabın sayfasına bakarım
Vesika
Adam
Çığ
Pulman…
Boşluk
El hâline bakıyoruz erenler...
Kamçısı gülden, üzengisi kekikten ve dahi bilmektedir neyi aradığını..
Üsküp'te Türkçe şiir ve Aliş'imin dağınık kaşları
Sıradan...
Fatma’m nerden öğrendin çarşaftan kol atmayı
Gelincikler
Size bir haberim var kırmızı bulutlardan
Sandalye
Haritanın en kahverengi noktası
Müsait değilim Mehmet Bey görüşmeyelim
Ekim devrimi
Ay dolandı yüce dağın ardına…
Ve iftar...
Derin köpük
Sıcaktan bunalınca…
Mehane Mukassi Görünür Taşradan Amma...
Küpemiz Nerde...
Mavi boncuk iyidir
Atmaca Zamanı
Suavi taş attı suya
Yarısı gece
Kar zamanı
Kedi zamanı
Deliliğin coğrafyası
Sis
Evlerinin önü zeytin ağacı…
Yıldız Avcısı…
Dere berrak ve çakıllar sayılıyor…
Zehirli ağaçlar albümü
Gece hasadı
Yürüme tutkusu
Yedi
Eylül
Hayat bir çinli Leyla
Su aşkı
Pazar ayini
Kırk
Ya ben öleyim mi söylemeyince
İnce ağrı aşısı
Uyku adası
Dört
Konuşma zamanı
Elliüç
Pencerede tül perde
Gökyüzüne bakınca
Alem nasıl görünür; yalnız aşk ehli bilir
Ölüm var kardeşlerim, gelin gülümseyelim
Çıldırmak güzeldir
Günlerin dünyası
Yazıya dair

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

Düşünüyorum, o halde varım! - Descartes

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby