d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• YAZARLAR  

Bugün:

DERGİBİ YAZARLARI
Yazıyorum, öyleyse varım!
Melih Bayram Dede
Karanlık Oda
Ferhat Ünlü
Sevgilim Hayat
Fadime Özkan
Mutsuzluk Oyunları
Ömer Sercan
Bilir Kişi
Hüseyin Akın
Mürekkep Lekesi
Suavi Kemal Yazgıç
Yazgı
Özlem Albayrak
Beriki Taraf
Orhan Karagöl
Söz Misali
Ali Ömer Akbulut
Mavi Kalem
Mehmet Aycı
Seyr-ü Sefer
Sefer Kayaoğlu
Vesselâm
Kâmil Doruk
Cem Vefa


KİTAPLIK
Uzak Yıldız, Roberto Bolaño - Çeviri: Zerrin Yanıkkaya
Derin, Mehmet Aycı
Şehit Enver Paşa, Nevzat Kösoğlu
Yakı, Mehmet Aycı
İmparatorluğun Denizi Akdeniz, Roger Crowley
Niyâzî-i Kadîm, Hallâc-ı Mansûr’un Menâkıbnâmesi, Dr. Mustafa Tatcı
Posta Kodu Aşk, Mehmet Şamil
Necip Fazıl - Tenkitler, Polemikler, Kavgalar, Murat Ertaş
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Daha fazla kitap için tıklayın!

VESSELÂM
Kâmil Doruk
KÂMİL DORUK
bilgi@
dergibi.com

eburevan'ın sevincini bir liraya…

–ahmet kekeç'e

aynalı diyorlar bana. eh, öyleyse, partal üstbaşıma iliştirdiğim renkli kâğıt parçalarından sonra, boynuma aynamı asmalıyım. tamam, tam kalbimin hizasında. göbeğimin üstüne de şu küçük trompeti sallandırayım. bir parça kuru ekmek, biriki yıpranmış kitab ve kazte parçası bulunan torbamı omuzuma, haydi bu izbe türbe köşesinden, senelerdir olduğu gibi, yine iskenderiye'yi tarassuta.
ayna ile insanları kendisiyle gözgöze getirmeğe çalışıyorum; trompet ile de sağırları uyarmağa… su taşıyan karınca misali.
aynalı meczubum ya, bu benim medar–i maişetim. ilk seneler çocuklarla aram pek iyiydi; beni taşlarlar, ardımdan bağırırlardı; artık, alıştılar, beni görmüyorlar. alışkanlık işte böyle kör ediyor insanı.
bu gün, yolların en tenha olduğu öğle vakti çıktım dışarı. çünkü, dün, genç bir bayanın sürdüğü dörtçarpıdört beyaz bir jip, yavrularıyla yolun karşısına geçmeğe çalışan bir anne kediyi ve iki yavrusunu ezdi. dar yolda bir şey yaşanmamış gibi hızla uzaklaşan koca kara tekerleklerin arasından sağ çıkan diğer iki yavruyu ve ölüleri alıp, fakirhanenin bulunduğu türbe avlusuna döndüm. gömme ve süt tedariğinden sonra, çıktım; merak içinde rahatsız bir gün geçirdim. fakirhaneye döndüğümde, tahmin ettiğim gibi, kalan iki yavru, önlerine koyduğum sütü içmemişlerdi. etrafa bakınıp, tabii ki annelerine bakınıp, durmadan miyavlamaktan sesleri kısılmıştı. kucağıma alıp sevdim iki öksüzü, okşadım; süt içirme denemelerim ancak saatler sonra netice verdi. sütü yalamağa başladıklarında, ikisi de artık ayakta zarzor durabiliyordu. sabaha kadar miyavlayıp, anneyi beklediler. ben de onların miyavlaması eşliğinde, el ettim gökyüzüne… gün doğarken uyuyakaldık birlikte…
/
sahilde pek çok yere girip çıkar, neşvelendiririm denizi görmeyenleri, dalga sesini duymayanları, dünyalıları. kapıdan girerken selam mahiyetinde trompeti biriki tıngırdatırım. karton yüzler gevşer, ooo aynalı hoşgeldin, der, müstehziyane bir tebessümle.
aynalı'dan al haberi. öğle üzeri girdiğim kazinoda:
–ooo, hoşgeldin aynalı… aynalıya hemen aynalı bir çay!
–aynam boynumda lan aynasız! aynasız olsun…
–hahahahaaa…
bir meczubla nasıl halhatırlaşılırsa, o faslı kısa kesip, pencere kenarında her zamanki sandalyeme oturdum. hemen torbamdan bir kitab çıkarıp okumağa başladım. bu karson kısmısına pek yüz vermeğe gelmez. bundan sonra kafa sallarım, yeter.
çayım geldi. yanında şişkosundan bir dürüm.
geceki sefahatin gübürünü kalıntısını temizleyip, kazinoyu bu geceki sefahate amade kılmağa çalışan karsonların dedikodusu kulaklarımı tırmalıyor:
"falanca holdingin patronunun oğlunun akşam getirdiği piliç vardı ya…"
"eee?"
"beyaz bir dörtçarpıdört hediye etmiş!"
"beyaz dörtçarpıdört de duyulmuş şey değil!"
"pilicin adı beyda ya…"
"özel mi boyatmış?"
"hem de fabrikasında… özel boyanmış!"
sözünü etdikleri holding patronunu seneler öncesinden tanırım. (…) … falan derken, (…) celaleddin rûmî'nin teşbihiyle, tabutunu tepelere tırmandırdı. (yani, bir sürü taşıyanı/çalışanı oldu, yönetici oldu.)
tepelerin ardında ne var acaba? işte benim ayna tepelerin ardını gösterir, gören göze. trompetim de haber veriyor, duyan kulağa.
ikindiye doğru sahildeki bir balık lokantasındayım.
–ooo, aynalı gelmiş! getirin kahvesini, mazbut olsun.
kahvemi höpürdetirken, masanın üzerindeki kaztelere gözatıyorum:
resmi istatistik müessesesine göre, memlekette yoksulluk geriliyor, refah yayılıyormuş. istatistik denince akan sular durur, nil kurur. yoksulluk iskenderiye sahillerine dökülür, gömülür.
gurub vakti, limana yakın bir kahvehaneye gidiyorum. nargilem geliyor, aynalı.
gecenin bir vakti.
tabut üstünde tabut, tabut üstünde tabut…
bu sözler dökülüyor aynımdan beynime: kahvehanenin bir köşesinde, kahkah kihkih taş oyunu oynayan yarıresmi kaztenin yönetici ve yazarlarına gözüm takılınca. yiyeceğini giyeceğini çöpten toplayanları görmeyip, refah yayılıyor diye yazarak patronlarının tabutuna omuz veriyorlar ve karşılığında yüklü kâğıt kaime alıyorlar; biliyorum, asgari ücretli çalışanlara kendi tabutlarını taşıtırken, utanıp sıkılmadan dürüstlük, hak, hukuk teranesi satıyorlar, lisanın içine eden eşek arısı sokasıca dilleri, kırılası kalemleriyle.
onları görmemek, duymamak için, torbamdaki kitablardan birini çıkarıp, dalıyorum:
"mesnevi'nin söz sûreti, azdırır sûretciyi, yolun kaybettirir. yol gösterir manaya bakana, yön buldurur."
"kul ol da yeryüzünde at gibi yürü. cenaze gibi kimsenin boynuna binme.
"nimetullahı paylaşımayıp karartan/küfranda bulunan, ister ki herkes kendisini yüklensin, ölüyü mezara götürür gibi götürsün/taşısın.
"rüyada kimi tabuta binmiş götürülüyor görürsen, üst rütbeli, yüksek yönetici olur.
"çünkü o tabut, halkın boynuna bir yüktür. ekabir, halkın boynuna yük kor, yük olur.
"yükünü herkese yükleme, kendine yükle. baş olmayı az iste, yoksulluk daha iyidir.
"halkın boynuna binme de ayaklarına nikris illeti gelmesin.
"sonunda iki elinle bu biniciliğin alnını karışlarsın; fakat şimdi bir şehre benzemedesin. şehre benziyorsun ama, hakikatte bir harâbe köysün sen."

okurken, yanıbaşımda karsonlar ve bir pir, yerlerde aranmağa başladı. başımı kaldırıp ne olduğunu anlamağa çalıştım. pir durmadan söyleniyor, karson da, göremiyorum, diye bıkkınlıkla sızlanıyordu. pir, emekli postacı eburevan efendi idi. "elimden fırladı gitti şu tarafa meret. bir liraydı. şu tarafa fırladı…" diye söylenip duruyordu. iki çay içmişti. belli ki, bu para, bu günkü çay parasıydı. iki çay parası ediyordu. emekli maaşı zaten yetmiyor zavallıya. kimi kere tesadüfen şahid oldum: çocukları, damatları üç-beş sıkıştırıyorlar avucuna, ne etsin, mahcubiyet içinde, zayıf itirazlarla kabul ediyordu verileni...
aramaktan bıkan karson gidince, ben de biraz bakınır gibi davranıp, usulca cebimden bir lirayı avucuma aldım ve elimi yere uzatıp çektim, avucumu açıp eburevana gösterdim. "şurudaymış" dedim.
eburevan'ın sevincini bir liraya…

16 Aralık 2006

• Yazarın diğer yazıları...

Elma renkli, parlak ama hayali sütunlar
Ağustos gelince
Seyristan bu
allah'ın hakkı sizde kalır mı? vermezseniz, boğazınızda kalır. işte böyle!
ekranlar karardığında gök ağzını açar
eburevan'ın sevincini bir liraya…
herkes balık tutarsa
çorba içmek öldürür
kelime pornoculuğu
karga aklı
canlı bomba olmak kolay mı?
dişlerinin yanmayacağını sanıyorsun
yüreğin çıplak çığlığı
‘evvel’i şiir ahıri şiir
boykot.. israf…
temmuzda ‘buz ve fire’
ve şemsiye
acı tadımlık
temmuz güneşi
bir yaz günü niçin yazmalı

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

Ben bilemediğimi bildiğim için diğer insanlardan akıllıyım. - Sokrates

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby