|
Derin, Mehmet Aycı
|
| |
Şehit Enver Paşa, Nevzat Kösoğlu
|
| |
Yakı, Mehmet Aycı
|
| |
İmparatorluğun Denizi Akdeniz, Roger Crowley
|
| |
Niyâzî-i Kadîm, Hallâc-ı Mansûr’un Menâkıbnâmesi, Dr. Mustafa Tatcı
|
| |
Posta Kodu Aşk, Mehmet Şamil
|
| |
Necip Fazıl - Tenkitler, Polemikler, Kavgalar, Murat Ertaş
|
| |
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
|
| |
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
|
| |
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
|
| |
|
|
 |
temmuzda ‘buz ve fire’
"Yaz Tutulması
(…)
II
"Bütün bir yaz beklediğim neydi? Gittiğim, döndüğüm, ulaşamadığım?
"Yüksek dağ köylerinde, iç şehirlerde, kasvetli kasaba geçitlerinde,
makiliklerde, sahillerde, büfelerde: Neş'e mi, elem mi; yoksa her ikisinin aynı
kökte birleştiği o tuhaf, yabansı, ürkek his titreyişi mi?
"Bilmem, sahiden beklemiş miydim ki? Hem, gittiğim kesin mi? Kim gördü
döndüğümü?
"Çocukluğum, gençliğim, kırk üç yaşım ve artık biraz daha kırlaşan
saçım-sakalım: Şu geçen yaz, hangisini unutturmakta mahirdi ki?
III
"Bir daha yaz geçti; bir yaz daha geçti gibi geçti bu yaz da: Umutsuz, çaresiz,
kıyılmış bir fotoğrafa bakar gibi baktık her an kanımızda pıhtılaşan
karartısına…
| KİTABIN
KÜNYESİ |
|
|
Buz ve Fire: Toplu Şiirler 1980-2005,
İhsan Deniz,
Hece Yayınları, Ankara 2005, 431 sayfa.
|
|
SATINALMA BİLGİLERİ |
I-II-III
"Kalbim, o ağır ve sonsuz imtihan: Havale geçiren bir çocuktu bu yaz!.."
(ihsan deniz; buz ve fire [toplu şiirler 1980-2005], hece yay. 2005)
/
bir güz günüydü. sanırım 1970 eylülü veya ekim başı. orta öğretim okullarında
dersler başlamak üzere miydi, yoksa başlayalı bir hafta kadar olmuş muydu? bursa
imam-hatip lisesi'nin idare binası önündeydik. devlet parasız yatılısı yazılı
imtihanını kazananlar, mülakata tâbi tutulacaktı(k). babamlaydım. ziyaretçi
mahallinde bekletilip, teker teker içeri alındık. sonuçları bildiren liste, önce
şifahi açıklanıp sonra kapı camına asıldığında, sen benden öndeydin; sen ikinci
ben üçüncü müydüm, yoksa sen birinci miydin… birisi parmağıyla seni işaret
etmişti, parmakla gösterilendin… sonra, o güneşli öğleden sonra, konuşup
tanışmadan, eşyamızı valize yerleştirip, yedi seneliğine (dönüp) yerleşmek üzere
okulu terkettik ve söylendiği gün, geldik, pansiyona yerleş/tiril/dik.
(dile kolay, koskoca yedi sene, ağzını açmış.. öğütmek üzere… öğütül, öğütül…
okul, artı, pansiyon kalıp/disiplini, eşittir: mankurt. elbet,
mankurtlaştırılanlardan ol(a)madık -bugünkü hâlimizden de belli; ancak, -her
türlü- zorunlu örgün/resmi eğitimin hedefinden bahsediyorum… -mankurtlaşmamağa-
ben altı sene dayanabildim ve sonunda atıldım.)
osman (konuk) da geldi ve üçlü oluşturduk. sanırım bunun sebebi, kitab okuma ve
müsveddeler karalamamızdı, ki, mehmed bayrak (ve cahid erhun) ağabeyin katkısını
anmamak olmaz. sonra vedat şahin ve mustafa özçelik.. ağabeyler…
sonra, istanbul edebiyat koridorunda.. -üçlü .
sonra, yönelişler'de…
1984'de mağara külleri'n yayımlandığında (üç çiçek yay.), erenler'in masasına
oturup (kurulup), kitabını imzaladın. (ikinci baskı, 1991, bürde)
["denizler seni anlatamaz
(…)
adımız deliye nasıl çıkar sen yoksan
(…)
herkesin yüzüne bir it bulaşır
herkesin yüzüne biraz öfke
(…)
sen neyi düşünsen
aklına hep yaz ayları geliyor"]
hemen bir sene sonra, yalnız sana söylenen, çıktı, bürde'den. dergi yüzü
görmemiş iki uzun şiir. (ikinci bakı, 1991, bürde)
yine bir sene sonra (1986, üç çiçek) adımlarımın gizli sokağı'nın başında şiir
manifestonu (poetika mı demeliydim!) açıkladın:
"Büyük şiir, çoğu zaman trajikolandan çıkar.
"Hayatın bu iç-yasalılığı karşısında, seçimini daima şiirden yana yapmış ve
yapacak olan şair; varolduğu sürece bu bedeli, ancak, hiçbir hâl'le
değişmeyeceği ve hiçbir zaman sonunun gelmeyeceğini bildiği yalnızlık ve
mutsuzluğunu kendinde içkinleştirerek ödeyebilecektir. Bu, şairin kaçınılmaz
kaderidir.
"Bir şairin şiiriyle yapması gereken en önemli ödev; fenomen temelinde verili
olan şey'lerin dışına taşarak, metafizikolanı tırmalamak ve yakalamaktır.
-Gerçek şair, bu olgunun endişesiyle sürekli kıvranacaktır.-
"Ancak böyle bir sıçramayla söz konusu olabilecek bu tür kavrayış biçimi, derin
bir iç-görü sayesinde irreel ve irrasyonel bir 'şair dünyası' tasarımıyla,
şiirsel ifadelerle dışlaşabilir.
"İşte, şiir'in imkânı yalnız bu noktada gizlidir ve şair için tek bir 'hakikat'
varsa, o da budur.
İhsan Deniz"
1992'de, perdeler (bürde yay.) açıldı.
1998'deki gecediloldu'da (iz yay.) ikinci manifesto dile geldi:
"…
"Şiir üzerine ciddiyetle düşünen, şiiri ve şiirin sorunlarını kendine yegâne
uğraş alanı olarak seçen her has şairin mutlaka bir şiir ideali vardır. Bu
ideal, şair ömrünün tüm safhalarının şiire dönük yüzünde, vereceği eser
bakımından ana ve nihaî hedef, şairlik borcunun bir nevi yekûn bakiyesi,
söyleyeceği söz'ün içten içe kamçılandığı kıyısız bir ummân şeklinde temeyyüz
edecektir.
"Şairin bütün hayatı, dünün ve bugünün şiir verimleriyle bu ideali beslemek ve
yazdığı/yazacağı şiirler dolayımında söz konusu ideali sürekli diri tutmakla
geçecektir.
"Şiir ideali, şairin varoluş şartıdır. Şairin alın yazısının bir bakıma sebebi
ve sonucudur. Şair kendisi olmak bakımından, asla ondan vazgeçemez. Yazdığı her
şiirde ondan bir iz ve yazacağı her şiirde de onu imleyecek malzemeler yumağı
bulmak mümkündür…
İhsan Deniz"
2002: hurûfî melâl. (hece yay.)
2004: bozgun siperi. (şûle yay.)
2005: buz ve fire. (hece yay.)
/
buz ve fire, 25 senelik (çeyrek asırlık) bir şiir hayatının yekûnü.
veya, dile getirdiğin gibi, (şair) hayatının (şimdiye kadarki, bedelini son
kuruşuna kadar ödediğin) "yekûn bakiyesi." elbet, senin çalışkanlığın,
yazmaktaki (şairlikteki) ısrarın, hacimlilik, (şiiriyet) ağırlığı, genişliği ve
çeşitliliği (zenginliği) olarak karşımıza çıktı. gönendik, onur duyduk, senin o
verim ağırlığını, zaifliğimizden, nükte ile (kendimizce) hafifletmeğe çalıştık.
ama, elbet, yayınlandıkça merak ve hislilikle okuduğumuz (has) şiirlerini, toplu
haliyle de okuyup haz duyduk ve içimizin kıyısı köşesi yenilendi (tezyin).
(yasak savma, aklından geçebilir, ancak, yeni başladım; mazur gör; sözcükleri
zihnimden dilime sökün ettirme, sözcülüğüme razı etme merhalesi devam ediyor. bu
yazıya başlarken neler yoktu ki aklımda; sonra toparlayamadım işte… bu arada,
-medar-i maişetten nâşi- bitesice bitevî yevmî zihinsel kirlenmişliğimi, çamur
ve curuf hammaliyetimi en iyi bilenlerdensin…)
22 Temmuz 2006
| • Yazarın diğer
yazıları... |

Elma renkli, parlak ama hayali sütunlar
Ağustos gelince
Seyristan bu
allah'ın hakkı sizde kalır mı? vermezseniz, boğazınızda kalır. işte böyle!
ekranlar karardığında gök ağzını açar
eburevan'ın sevincini bir liraya…
herkes balık tutarsa
çorba içmek öldürür
kelime pornoculuğu
karga aklı
canlı bomba olmak kolay mı?
dişlerinin yanmayacağını sanıyorsun
yüreğin çıplak çığlığı
‘evvel’i şiir ahıri şiir
boykot.. israf…
temmuzda ‘buz ve fire’
ve şemsiye
acı tadımlık
temmuz güneşi
bir yaz günü niçin yazmalı
|
 |

Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.
Alexa Rating
|