d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• YAZARLAR  

Bugün:

DERGİBİ YAZARLARI
Yazıyorum, öyleyse varım!
Melih Bayram Dede
Karanlık Oda
Ferhat Ünlü
Sevgilim Hayat
Fadime Özkan
Mutsuzluk Oyunları
Ömer Sercan
Bilir Kişi
Hüseyin Akın
Mürekkep Lekesi
Suavi Kemal Yazgıç
Yazgı
Özlem Albayrak
Beriki Taraf
Orhan Karagöl
Söz Misali
Ali Ömer Akbulut
Mavi Kalem
Mehmet Aycı
Seyr-ü Sefer
Sefer Kayaoğlu
Vesselâm
Kâmil Doruk
Cem Vefa


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


KİTAPLIK
Niyâzî-i Kadîm, Hallâc-ı Mansûr’un Menâkıbnâmesi, Dr. Mustafa Tatcı
Posta Kodu Aşk, Mehmet Şamil
Necip Fazıl - Tenkitler, Polemikler, Kavgalar, Murat Ertaş
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Daha fazla kitap için tıklayın!

KAZIN AYAĞI
Hüseyin Akın
HÜSEYİN AKIN
huseyinakin
@yahoo.com
Kendini suya bırakmış bir güzellik uykusu: Sinop

   Gelişen sanayi ve teknoloji insanları olduğu kadar şehirleri de değiştiriyor. Her gittiğim şehirde o şehre ait bir önceki gelişimdeki silueti ararım. Sanki bütün şehirler ortak bir kent modeline kendilerini benzetmek için yarışıyorlar. Oysa benim gibi bir çok insan gezdiği şehirlerde oranın kendine özgü dokusunu ve karakterini bulmak ister. Kilometrelerce yol kat’ederek bir yerlere gitmenin aynı belde etrafında dönüp dolaşmaktan farklı keyif verici, öğretici ve aynı zamanda hafıza tazeleyip hatırlatıcı bir tarafı olmalıdır. Ama ne yazık ki ortak üretim modelleri ve müşterek tüketim kültürü, garajlarla başlayıp vilayet binasıyla ortalanıp toplu konutlar ve askeri birlik ve lojmanlarla noktalanan, birbirinin benzeri şehirler ve oralı olmaktan çok, her yerli olan insanlar oluşturmuştur. Geleneksel şehirler modern kentler olma yolunda ilerlerken hemşehrilik kavramının içerisi de hızla boşalmış yerlerini hafızasız insanlara terk etmiştir. Tanzimattan bu yana özellikle mimari ve şehircilik açısından basit bir öykünmecilikle, değişme-gelişme ve dönüşme birbirine karıştırılmış dönüşmeden de gelişilebilir olunabileceği hiç hesaba katılmamıştır.

   Bir şehrin tarihi dokusu siluetinin teminatıdır aynı zamanda. Kaleleri, surları, köprüleri, kubbeleri, minareleri, çeşmeleri, kemerleri, türbeleri, hamamları ve tarihi çarşıları yok edip gölgelemedikten sonra gelişen sanayi ve teknolojinin o şehri teslim almaya gücü yetmeyecektir. Örneğin, üç yıl art arda Samsun’a giden ben her gidişimde bir öncekinden farklı bir Samsun gördüm. Yerel yöneticiler bundan kendilerine pay çıkararak bu durumu bir tür gelişmişliğe hamledebilirler. Ama ben silueti zihnime nakşolmuş olan Samsun’u arıyorum hâlâ. Ne meydandaki şaha kalkmış heykel ne Saathane meydanı ne de bütün şaşaasıyla ve görkemiyle Çiftlik caddesi o siyah beyaz kartpostaldaki fotoğrafı karşılamaya yetmiyor. Ve Samsun alabildiğine hızla denizden uzaklaşıyor.

    Bazı sahil kentleri  karada yer kazanmak için her geçen gün doldurma usulüyle biraz daha denize yaklaşırken kendi kendine yeten şehirlerimiz de yok değil. İşte onlardan biri:Sinop. Sanayi ve teknolojik gelişme açısından yıllarca ihmale uğramış, ama bu ihmali bugüne dek avantaja dönüştürmeyi bilmiştir. Doğallık ve sadeliğini kozmetik hiçbir katkıya ihtiyaç duymadan koruyan alımlı bir kadını andırıyor Sinop bu haliyle. Şu ana kadar bünyesinden ulaştırma bakanı ve çok önemli bürokratlar çıkarmasına rağmen hâlâ kış geldiğinde ulaşılmayan köyleri hatta ilçeleri vardır. Sağ olsunlar, ne bakanı ne bürokratı Sinop için açılan fabrikaları kapatmanın dışında tek bir tuğla dahi koymamışlardır. Ama ne gam, Sinop’ta zaman modern tik tak’ların çok ötesinde işliyor. Eski İstanbul’u yitirenler onu tarihi evleri, sokakları ve surlarıyla Sinop’ta bulabilirler.

   Sinop’u gezenlerin ilk dikkatlerini çeken buranın sessiz bir şehir oluşudur. Öyle ki, ne çarşı pazar gürültüsü, ne şantiyelere mahsus kazma kürek sesleri, ne de cadde ve sokaklarda araba, korna ve siren sesleri…hiç ama hiç birine rastlanmıyor. Kendini suya bırakmış bir güzelliğin uykusu gibi asude ve sessiz. Tarihi Sinop hapishanesinin derinlerden gelen feryat ve inlemeleri de dinmiş. Hapishanesi gitmiş tarihi kalmış. Refik Halit Karay’dan Mustafa Suphi’ye, Sebahaddin Ali’den Zekeriya Sertel’e kadar bir çok ünlü ismi “ denizin dibindeki demirden evler”inde ağırlamış olan Sinop Cezaevi Kültür Bakanlığı tarafından müzeye çevrilmiş. Bir çeşit “ insan acıları tarihi” müzesi olmuş. Benim kaç kere istediğim halde rutubet ve koğuşların dehşetinden üç saatte dolaşıp bir türlü sonuna kadar gezmeye muktedir olamadığım cezaevini asırlar önce Evliya Çelebinin kalemine şöyle yansıyor: “…Sinop Mahpushane-i kübrası azim bir kale-yi kahhardır. Üç yüz demir kapısı, devler misali zalim gardiyanları, kollarını demir parmaklıklara dolamış her birinin bıyığına on adam asılır nice azılı mahkumları vardır. Kulelerinde nöbetçiler ejder misali dolaşır, ne’uzü-billah mahkum kaçırmak değil kuş bile uçurtmazlar.”

   İbn-i Batuta’dan Katip Çelebiye, Evliya Çelebi’den 16. y.yıl divan şairi Beyani’ye kadar Sinop’a methüsenalar düzen sayısız şair, seyyah ve edip olmasına rağmen bu güzellikler ya cezaevi siluetiyle ya da bir zamanlar var olan Amerikan üs’sü artığı yaşam ve eğlence tarzıyla yer değiştirir hale gelmiş adeta gölgelenmiştir. Belgesel nitelikli tanıtımlarda kameralar Alaaddin camiine ya da Seyyit Bilal’e değil Hamsilos koy’una ya da Sarıkum’a, modern eğlence mekanlarına çevrilmekte. Bir şehri tanımak için onun gözlerinin içine bakmak lazımdır belden aşağısına değil.

   Sinop’la ilgili seyahat ve hatıra kitaplarında geniş bilgi ve malumata rastlanırken, nedense günümüze ait fazla bir kaynak yok. Kütüphanelerin tozlu raflarında bundan otuz kırk yıl öncesine ait şehir yıllıkları ise camid bir zamanı işaret ediyor. Sinop aşığı olduğu her yerinden belli olan Yrd. Doç. Dr. Cevdet Dadaş belki de bu eksikliği fark ettiğinden olacak Sinop’u tarihi, kültürel ve edebi yönüyle anlatan bir kitaba imza atmış. “Suya Tutunan Şehir” adıyla   “Kırmızı” yayınlarından çıkan belgesel niteliğin ötesinde belli bir kritik de sunuyor okuyucuya. Doğru olmamasını temenni ettiğim bir rivayete göre kitabın yazarı aşık olduğu Sinop’a yaptığı en son seyahatinde bir trafik kazasında yaşamını yitirmiş.

  Eski çağlardan günümüze ulaşan zaman tünelindeki çizgisine baktığımızda, gerçekten de kale duvarları ile şekillenen eski yapısından, eski kültürüne kadar pek çok değeri unutulup kaybolsa da diğer şehirlere bakarak daha şanslı bir yanı var. Çünkü hâlâ kaybolmayan bir şeyleri var. Dün olduğu gibi bugün de şairlerin gönüllerini çelmeyi başarıyor.

              “Şiddet-i Bahr-i Siyahın nevbaharıdır Sinop
                Sahil-i iklim-i Rûm’un barigahıdır Sinop
                Görelim derler ziyaretgâh-ı beyt-i dervişan
                Payitaht iskelesi derya kenarıdır Sinop”
                                                             (Aşık Ömer- 17.yy.)

                “Akşamın kızıllığına asılı gümüş rengi
                Çakmak çakmak yağmur bulutlarında
                Kayınla ne söyleşir, karaağaçla, kavakla ve çimenle
                Gerze, Ayancık, Boyabat yaylaları
                Türkeli’nde Kurugöl
                Saçlarını nasıl dağıtır, pervasız aşkın
                                                            ( Arif Dülger-1995)

1 Aralık 2003

• Yazarın diğer yazıları...

Dar alanda sigara içmek!
Ardahan’ın koyunu…
Kendime geldim
Ah Anlayış, seni yazmaya kıyamıyorum
Her kenar derkenar değildir
Kumsal alan
Okumadan önce yüz fırça darbesi
Oku bakan gibi, kurdeşen olma!
Kendini suya bırakmış bir güzellik uykusu: Sinop
Niteliğin Döngüselliği ve İyi'nin Durağanlığı
İlahi kültürel medya, siz adamı öldürürsünüz!
Sözü Yutan Kitlesel Ağız
Kafiye
Ey benim çözümsüz sorularım sizinle intihar ediyorum
Aşkı yakalamayı kaçırmak
Kadın Nedir? Sorusu Üzerine İtirazlar
Herkesin uykusu nereye kaçıyor?
Yüzsüzlerin Efendisi
İşsiziz, haklıyız, kazanacağız!
Düşünüyoruz, lakin taşınamıyoruz
Şiir, niyet ve samimiyet

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

Açılmamış kanatların büyüklüğü bilinmez. - A. Gide

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby