| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
İnsanın belki de en yakın en kadim yanılgılarından
birisi ölümünden bir hayat yaratacağına olan
sanısıdır. İğreti yaşamı düzeltmek ve dize getirmenin
yolu daha iyi bir yaşamla yine yaşamın karşısına
çıkmaktan geçer. Ne yapacaksak başarmak adına illa ki
yaşamın orta yerinden fışkırarak gerçekleşecektir bu.
Soğumuş bir kül yığınından yangınlar çıkarmaya kalkmak
nafile bir uğraştır.
Her şey daha iyi ve daha güzel yaşamak için. Bütün
kesici, yaralayıcı ve öldürücü silahlar yaşamı diri
tutmak ve onun bekçiliğini yapmak için vardır. Kendisi
de müntehir olan Cesare Pavese her ne kadar; "Herkesin
intihar etmek için iyi bir nedeni vardır" dese de, şu
uçsuz bucaksız gökyüzü şu bizi kendine çeken hayat
yaşamak için her zaman geçerli,iyi bir nedendir. Ölmek
dolu dolu bir yaşamı arkasında bırakıyorsa ve ilk
dakikadan son dakikaya kadar kendi yürüdüğü adımların
yaşamsal izini inkara kalkmıyor, daha güzel bir yaşamı
kendine gerekçe gösterebiliyorsa güzel ve anlamlıdır.
Aksi takdirde ölümün karşısında trajediden başka türlü
bir duruş şeklimiz kalmamaktadır. "Ölmek bir sanattır,
her şey gibi/ Eşsiz bir ustalıkla yapıyorum bu işi."
diyen Sylvia Plath bir şeyi gözardı ediyor. O da
ölümün gelip bizi bulup,üzerimize bir kelebek
dokunuşuyla konduğu zaman bir sanat olabileceği, yoksa
ölümü biz bulup onun omuzlarına çöreklendiğimizde
ortaya yaşamımızı koymadığımızdan sadece hayat adına
değil aynı zamanda sanat adına da bir yenilginin
doğacağıdır.
William Shakespeare de aynı sorunun
peşine takılanlardan: "Öyleyse günah mı / Ölümün gizli
evine koşturmak/ O bize gelmeye cür'et etmeden önce"
diye soruyor. Oysa ölümün bizden istediği ile bizim
ölümden umduğumuz hiç de aynı şeyler değil. İnsan
ölümden kendisinde olmayan şeyi isterken, ölüm insanda
ne bulursa ardı sıra götürür. W. Shakespear'in
sorusuna bir cevap da Arthur Schopenhauer'den: "
İntihar insanın onu yanıt vermeye zorlayarak doğaya
sorduğu bir sorudur. Bu öyle beceriksiz bir deneydir
ki, soruyu soran ve yanıt bekleyen bilincin kendisi
yok edilir."
İntiharla şehitlik sathi bakış açısıyla
baktığımızda bedel ödeme noktasında birbirine yakın
eylemlermiş gibi dururlar. Tabi ki bu aldatıcı bir
durumdur. İntiharda dünyadaki zorluk ve sıkıntılara
karşı mukavemetsizlik, yıkılma ve çözülme kendini
gösterir. Müntehir, ölmezden evvel cesedini gözden
çıkarmış kişidir. Her yaşını ayrı bir ağaca asar. Oysa
şehit, ölümün elinden sonsuz yaşamı samimiyet ve
cesaretiyle çekip alan insandır. Hayata bıkmışlık ve
yılgınlık değil bilakis, ömrünü ebediyete muttasıl
kılma heyecanı vardır.
Sanatçı kişi de yazdığı her şeye nasıl şahitlik
edebilme derecesinde bir yaşamdan yola çıkıyorsa
ölümünü de hayatına şahit kılacak bir şehadet arzusunu
yüreğinde diri tutmalıdır. Aksi halde, intihar sahte
şehitlik kisvesini giyerek sanatçının ruhunu işgal
edebilir. Aslolan durumdan sıkıntı vermeyen daha güzel
bir duruma geçmeyi arzulamakta ve sonucun başlangıçtan
her zaman güzel olacağı zannını yaşamaktadır. Varoluşa
engel olmayan insanın kendi tasarrufu adına
yapabileceği belki de en zavallıca eylem varoluşunun
bir yerinde yokluğuna karar vermesidir. Müntehir eğer
yokluğun da en az varoluş kadar sancılı bir şey
olduğunu bilseydi, hiç varlığına karşı saldırıya geçer
miydi dersiniz?..
1 Kasım 2002
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|