| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Son zamanlarda aşka dair yazılan yazılarda belirgin
bir artış olduğu gözden ka çmıyor. Aşk şiirleri
antolojilerine yetişene aşk olsun. Söz dönüp dolaşıp
bir şekilde aşka dayandırılıp aşksızlığa vurgu
yapılarak bitiriliyor. Bahsettiğim aşk öyle göğüste
kurşun gibi taşınan cinsten de değil artık. Ya
taşınamayacak kadar (gayrimenkul) devasa bir ağırlık
teşkil eden özelliklere sahip, ya da ele avuca, bakışa
ve dokunuşa konu olamayacak kadar sikletten yoksun.
Aşkınlığı olan bir aşkın ortalığı kapladığından
müşteki olduğum sanılmasın. Profan bir dünyada her
şeyin günü birlik "kullan ve at" mantığıyla
şekillendiği ortamda vadesiz ilişki ve bağlantılara
girebilecek işlevsel bir kalbin kalmadığını biliyorum.
Hızını ve enerjisini belli bir yaşantıdan almayan
bilgisel ve kurgusal duyuşların ortalığa gelişigüzel
saçılmasından ibaret her şey.
Daha önceki yıllarda bu denli örneğine
rastlamadığımız yoğunlukta özellikle müslüman dünya
görüşüne bağlı şair ve yazarların aşkı neredeyse
hayatın yegane tema'sı haline getirmeleri belli bir
açığı kapatma ihtiyacından kaynaklanıyor olabilir.
Donuk ve mat yazınsal hayatın atmosferi taze bir
havayla aralanmak isteniyor. Derin bir aşk şiiri
geleneğine sahip olunmasına rağmen böyle bir iklimden
yoksun oluş, yönünü belli bir süre başka duyarlıklara
çevirmiştir.
Dini hayatın toplumsal ve zihni
değişmelerle yeniden şekillenmesiyle birlikte bir
zamanlar şeytanın enstrümanları denilen müzikaliteye
dair araçlar icazet almış dolayısıyla müziğin "aşk"sız
ketum kalacağı düşüncesiyle aşka itibarı geri
verilmiştir. Müzikteki içeriğe dair bu değişim onunla
aynı güzergahta ilerleyen şiirde de kendini göstermiş,
ortalık mecnundan fuzûn aşk istidadlılarından ve
fuzuliden de fuzûn aşk şairlerinden geçilmez olmuş.
Çıkan her dört şiir kitabından ikisinin isminin aşkla
ilgili olduğu düşünülürse mesele daha kolay anlaşılır
sanırım.
Aşk tema'lı şiir ve yazılarda dikkat çeken başka
bir taraf da bu konularda yazanların büyük
çoğunluğunun gençlik yaşını geride bırakmış olgunluk
yaşı ile ihtiyarlık arasında bir yerlerde oluşlarıdır.
Yaşanmamış aşkları sözle geri getirmeye benzer bir
çağrı edasını sezmek zor değil bu yazılanlarda. Bu geç
kalmışlık duygusu ayrı bir trajedi. "Aşk bizden kaçanı
yakalamak için duyulan çılgın arzudan başka bir şey
değildir" diyor Montaigne. Bizden kaçanı yakalamayı
kaçırmak daha büyük bir acı olsa gerek. Zira
ulaşamasak da (ki asıl olan budur) peşinde koşmak,
yakalamaya çalışmak insan hayatında bir yerlere
tekabül edip belli bir yaşamsal boşluğu doldurur. Oysa
"peşinden koşmayı ve yakalamayı kaçırmak" telafisi en
zor olandır.
Aşkı anlatmak yaşanmamışlığın gizli bir itirafı
iken onu anlatmanın en pratik, kestirme ve doğal yolu
yaşanılır kılmak, hayata katmaktır. Aşkı yaşamak onun
üçüncü şahıslara intikalini engelleyen henüz sözcük
aşamasına ulaşmamış şifresel dile aynı anda sahip
olmak demektir.
20 Ekim 2002
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|