|
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
|
| |
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
|
| |
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
|
| |
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
|
| |
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
|
| |
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
|
| |
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
|
| |
Hiç, Carmen Laforet
|
| |
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
|
| |
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
|
| |
|
|
 |
Zaman tüneli
17 Mayıs
Kendi ölümümden saniyeler önce 'ne düşünebileceğim', 'nasıl
davranacağım' üzerine kafa yordum bugün. Yalnız olmayı mı, yoksa yanımda
birilerinin bulunmasını mı isterdim o anda?
Sanırım her ikisi de paradoks. Sanki ölürken ‘yakarmaktan’ çok, 'teskin edici'
davranacakmışım gibi geliyor. Yalnızken kendimi teskin etmem daha kolay
görünüyor, ama birilerinin 'yok oluşunuza' şahitlik etmesini de istersiniz.
20 Mayıs
Kanaat'kâr' insan yoktur. Kanaatten 'kâr' edeceğini düşünüp
kanaat'kâr' görünen insan vardır ancak.
1 Haziran
Aşk... Biraz daha aşk...
6 Haziran
Korku bütün şeylerin babasıdır. Çünkü ancak ve ancak korkuyla
anlayabiliriz dışımızdaki şeylerin önemini. Kafasına silah dayanmış birinden
başka kim daha iyi algılayabilir ‘diğerinin’ gücünü.
Sahip olduğumuz sevgilere bile bu kaçınılmaz yasa hâkimdir.
Bizi bir insanı sevmeye devam etmeye zorlayan şey, sevdiğimiz insanı kaybetme
korkusundan başka bir şey değildir. Annenin yokluğu, ancak çocuğun -varlığının
bilincine vardığı ilk anlardan beri gelişen- ‘tarihi’ korkusunun ışığında
anlamını bulur. Çocuk, kaybetme korkusuyla daha çok sever annesini. Her korkunun
kadim bir geçmişi vardır.
Bu, ‘aşk’ta da böyledir. Gençken savurganlığı yüzünden
sevdiği kadının hakkını veremeyen bir adamın, yaşlılığında o kadına tutkuyla
sarılmasının nedeni, onu kaybetmekten gerçek anlamda korkmaya başlamasıdır.
Şu da bir gerçektir: Korku güven duygusu olmaksızın hiçbir
işe yaramaz. En çok güvendiğimiz insanların ruhumuzun derinliklerindeki en büyük
korkuların kaynağı olmasının ardında bu ‘diyalektik bilinç’ yatar.
‘Korku’ ve ‘güven’ birbiriyle çatışarak ve birbirini
tamamlayarak yaşam alanı bulur. Korkularıyla yüzleşebilmek kendine en çok
güvenen insanların işidir. Ve en çok korkan insanlar kendine en çok güvenen
insanlardır.
9 Haziran
Sekiz yıl önce yazdığım yazıları okudum az önce. Kimisi
günlük niyetine yazılmış, kimisi de mektup… İtiraf etmeliyim ki utandım, yüzüm
kızardı. Tam bir hayal kırıklığı...
Bu kadar kötü mü yazıyordun sen? Kötü yazıyormuşsun, buna
şüphe yok. Ama herhalde o satırlarda dile getirdiğin duygulardan da utanıyorsun.
İnsanoğlu hep daha sonra utanacağı duyguları mı yaşıyor yoksa?
Peki ya şimdi yazdıkların? Onlardan da sekiz yıl sonra
utanacak mısın?
19 Haziran
Günbatımı... Zaman denen şu illet iyi ki ‘ilerleyen’ bir şey.
Biz sürekli hareket ederken o yerinde sayan bir şey olsaydı herhalde iflas
ederdi zihinlerimiz.
22 Haziran
Başlangıçlar hep korkutur.
29 Haziran
Bir şeyi özlemek, onu unutma korkusudur belki de. Güzel olan
şeyleri özleriz, tarihin sıra düzeninde yerini almış ve tozlu raflara
kaldırılmış anılar, kişiler unutulmaya aday olmuşlardır artık. Ama biz onları
unutmamak için direniriz.
İnsan neden kendisinden uzaklaşan ya da kendisinin isteyerek
uzaklaştığı birini özlemez? Çünkü o kişiyi unutmaktan korkmuyor, tam tersine onu
unutmak istiyordur. Unutmak zorundadır çünkü. Hayattaki her şeyin hep bir
‘zorunluluk’ ile ilişkisi vardır. Sevmek, nefret etmek, özlemek, kavuşmak,
yaşamak, ölmek hepsi birer zorunluluğun ürünüdürler.
6 Temmuz
Daha çok acı çeken daha üstündür. Acının belirleyici olduğu
bütün yaşam ortamlarının (hapishane, uzun seferlere çıkan gemiler, askeriye) ve
bizâtîhî hayatın kendisinin sarsılmaz ilkesidir bu. Daha önce orada olan, orada
daha eski olan daha çok acı çekmiştir ve üstün (kıdemli) olan odur.
Buradan yola çıkarak yaşlılara neden saygı duyulduğu
sorusunun yanıtını bile bulabilirsin. Daha çok yaşayan daha çok görmüştür, yani
daha çok acı çekmiştir. Hürmet, gençlerin yaşlılara toleransıdır öyleyse.
10 Temmuz
Bu kargaşa içinde, bu kirli duygu, düşünce ve bilgi
bombardımanı içinde sen nasıl bir fark yaratabilirsin ki? Bunu gerçekten
yapabilecek yeteneğe sahip olsan bile…
Artık insanı kendi benliğiyle buluşturan araçlara gereksinim
duyulmuyor. Onların yerini yapay araçlar aldı çünkü. Teknoloji, eğer onun
nimetlerini sağlıklı değerlendiremeyecek kadar çiğsen tüketir seni. Ve
'çoğunluk' çiğ... Bu, tarihin her döneminde böyleymiş.
'Üretim ilişkileri', yerini 'tüketim ilişkileri'ne bıraktı sanki. Tüketim,
üretime hizmet eden bir araç olmaktan çıkarsa kendi başına bir kutsala dönüşür
ve giderek insanı tüketmeye başlar. Bugünün insanı tüketimle tükeniyor.
Tüketimin ayırt edici dinamiği 'hız'dır. Üretim zaman alır,
tüketim ise çabuk yapıp edilebilen bir şeydir. Yıllar boyunca emekle yaptığın
bir evi birkaç saat içinde yıkmak ya da uzun uğraşlar sonucunda bitirdiğin bir
romanın tek kopyasını yakmak gibi...
Öyleyse tüketim ilişkilerinin belirlediği bir hayatı 'hız'
olgusundan başka bir şey yönetemez. Popüler kültür, kısa yoldan şöhrete kavuşma,
yeni çıkan cep telefonlarının sürekli tüketilmesinin ardında hep aynı sarsılmaz
dinamiğin izlerini görüyoruz: “Hız.”
Başarının hızla ölçüldüğü bir çağda kalıcı olmaya uğraşmak 'başarı'ya daha ilk
anda sırt çevirmek değil midir?
19 Temmuz
‘A Saucerful of Secrets’ı dinliyorum. Ne karanlık bir gece...
Dün bir arkadaşımla oturup sohbet ettik. Yurtdışındaki günlerimizi, belleği,
zamanı, hayatı, sanatı ve aşkı konuştuk. ‘Orayı’ özlüyormuş, mekânı özlüyormuş,
insanları, her şeyi... Ona; özlem duygusunun mekânla değil, zamanla ilgili
olduğunu söyledim.
Öyle ya, şimdi gitsem ‘oraya’, az da olsa bir şeyler
değişmiştir. Kimi şeyler ‘tanıdık’, kimi şeylerse ‘yabancı’ gelir. Zamanın
değiştirmedikleri değildir ama ‘tanıdık’ olan, tam aksine zamanın
değiştirdikleridir. Ve biz sadece değişen ‘eski tanıdığı’ ararız, bir kez daha
gittiğimiz bütün eski mekânlarda. Bize ‘yabancı’ gelenler ise zamana direnmiş
olanlardır. Çünkü biz onları eski halleriyle değil, yeni halleriyle görmeyi
hazırlamışızdır kendimizi.
“Ah zaman…”, demiştim bir yerde, devamını hatırlamıyorum.
11 Ağustos
Zaman eritiyor beni. Bir paçavraya çeviriyor. Sanki yalnızca
biriktirip anımsamak için yaşıyormuşum gibi. Ve yazıyorum ki, sonradan kolay
hatırlayabileyim.
29 Ağustos
Zaman… Yine zaman... İnsanların ‘boş kalmaktan’ nefret
etmesinin tek nedeni, yapacak bir şey yokken (boşken) sürekli düşünme halinde
olacaklarını bilmeleri ve bundan ürkmeleridir.
İnsanı, sürekli (ve salt) düşünceden daha fazla korkutan bir
şey olamaz. Kalabalık bir caddede başkaları önünüzden geçerken sizin gidecek bir
yeriniz ve yapacak bir işiniz olmadığı için insanları izlemenizden daha kolay
değildir bu. Hareket edeni izlemek, durağan olan için ölümcül bir derttir.
‘Hareket’ size zamanın akmakta olduğunu gösteren en somut işarettir çünkü. Sizse
o akışın içinde öylece durmak zorunda kalarak zamana isteksizce
direniyorsunuzdur. Zamana direnmekse insanı çıldırtır.
‘Düşünce’, ‘hareketi’ doğuran biricik dinamik olsa da ondan
çok daha önemsizdir aslında. Hareketle nihayete ermeyen düşünce yalnızca acı
verir.
Yaşlı insanların acı çekmelerinin en önemli nedeni de
‘devinime’ eskisi gibi ayak uyduramıyor olmalarıdır. Bir gencin gözlerine bakan
yaşlı bir adamın gözlerinde ‘harekete’ gıpta eden, hevesli ama çaresiz bir ruhun
buruk ışıltısıdır, görüp görebileceğimiz.
7 Ekim
Kader, ancak onu zorlamaktan vazgeçtiğin anda döner sana
yüzünü ve gülümser. Ama işte bu vazgeçiş anına kadar tutkuyla sınırlara
dayanmalı ve kapıyı çalmalısındır fırsat buldukça. Şiddetli bir tutkunun sonu
dingin bir kayıtsızlıktır ve insan ancak işte bu dingin kayıtsızlık anlarında
ulaşır emeline.
24 Kasım
Hayatta her şey bir fayda elde etmeye yöneliktir. İnsan
sürekli, bilinçli ya da farkında olmaksızın bir faydanın peşinde koşar. Üretmek
bir faydadır. Eğer insan iyi ya da kötü ille de bir şeyler üretmek için
yaşıyorsa bir faydanın peşinde koşmaktan başka bir şey yapmıyor demektir.
En karşılıksız sevgi gibi görünen anne sevgisi dahi masum
yüzünün ardında bir ego tatminini barındırır. Annelik egosudur bu. Anne
sevgisini daimî, değişmez kılan şey de bu egonun aslında tatminsiz bir
yaradılışa sahip olmasıdır.
Sevgilerin bitmesinin, aşklarının son bulmasının nedeni ise
faydanın sona ermesidir. Âşık bir gün ansızın, sevdiğinde yıllardır bir şey
arayıp da, aradığı o şeyi bulamadığını sezerse aşk biter. Anlık bir şeydir bu.
Ve gizemlidir. Sebepsiz gibi görünür. ‘Terk edeni’ en çok sıkan şey de budur:
Gerekçesizlik. Terk edilen, terk edene sürekli gerekçe sorar, ama bunun cevabını
‘terk eden’ de bilmiyordur. Bilinç, fayda arayışını hep bastırmıştır. Bu yüzden
bir gün o arayış bittiğinde bitişin sebebini de bulamayacaktır.
Bütün bunları tespit etmiş olmanın sana ne faydası var?
Neden yazıyorsun? Çünkü yazmak da, ‘bir faydayı’ aramaktır.
27 Aralık
Romanda geçmiş zaman kullanmak kalemi sıkan, onun özgürlüğünü
kısıtlayan bir şey. Aslında hep şimdiki zamanda yazmalı... Yazmalı ki, kahraman
da öykünün sonunu bilmesin, öyküyle beraber aksın. Onun için de sürpriz olsun
her şey.
16 Ocak
Ölüm düşüncesi... Zihnimde öylece asılı kalmış geri dönüşsüz
bir çengel gibi... Hiç kurtulamıyorsun, bir süreliğine unutuyorsun yalnızca.
Yaşamak ölümü unutmak değil midir zaten?
Ölümü tam da yaşamın en zor anlarında unutmak, hayata,
hayatın en zor olduğu koşullarda sımsıkı tutunmak ne anlamlı bir gerçektir.
Zorluk hayatın ne kadar değerli olduğunu gösterir bize, nedensiz moral
bozukluklarını ortadan kaldırır.
8 Şubat
Bazen içimi öyle ısıtıyor ki şu zaman. Bakireliğine
sığındığın masum bir beden gibi... Oysa zaman, bekareti bozulmamış bir fahişedir
ancak. Bütün yasalarını kendisinin belirlediği kötücül bir oyun oynar bize
sürekli. Sonu olmayan bir şelaleden düşmektir zamanı izlemek. Böylece bitiririz
bir ömrü.
17 Mart
Ey hayat! Ey vahşi hayat! Sen misin damarlarımda hissettiğim?
4 Nisan 2005
| • Yazarın diğer yazıları... |

Madame Bovary’ye âşık olan taksi şoförü
Sırtüstü yatan ölü askerler
Hutbesinde Freud'dan bahseden imam - 2
Hutbesinde Freud'dan bahseden imam
Çuvaldızla intihar
Mucizenin ucundaki gerçek
Zaman tüneli
Düşler, Anılar ve 'Uykuda Çocuk Ölümleri'
Korku
Şiddet ve bıyıklar
Akıl çelen masallar
Modern büyünün gölgesinde
Uzmanlığın ihaneti
Dil kompleksi
'Öteki'lerin iktidarı
Talihsiz yangın yeri, kirli şömine
Dil idealizmi ve diyalektik cambazlık
İğdiş edilmiş estetik ve 'Zaafiyet Teorisi'
Suç labirenti
Post-modern polisiye ve Okültizm
Seri, zirve, cinayet, ölüm
Bir şeytan, bir gölge, bir insan
Sadakatsizler ve kahramanlar
Yazının İktidarı
Deliler ve "Hypochondriac"lar
Ayın karanlık yüzü
Krallar ve köleler
İhanet
Dünya erkeklerini kullanma günü
İktidar
İntihar eden gençliğe hitabe
|
 |

Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.
Alexa Rating
|