d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• YAZARLAR  

Bugün:

DERGİBİ YAZARLARI
Yazıyorum, öyleyse varım!
Melih Bayram Dede
Karanlık Oda
Ferhat Ünlü
Sevgilim Hayat
Fadime Özkan
Mutsuzluk Oyunları
Ömer Sercan
Bilir Kişi
Hüseyin Akın
Mürekkep Lekesi
Suavi Kemal Yazgıç
Yazgı
Özlem Albayrak
Beriki Taraf
Orhan Karagöl
Söz Misali
Ali Ömer Akbulut
Mavi Kalem
Mehmet Aycı
Seyr-ü Sefer
Sefer Kayaoğlu
Vesselâm
Kâmil Doruk
Cem Vefa


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


KİTAPLIK
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Hiç, Carmen Laforet
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
Daha fazla kitap için tıklayın!

KARANLIK ODA
Ferhat Ünlü
FERHAT ÜNLÜ
ferhatunlu@
yahoo.com

Zaman tüneli

17 Mayıs

    Kendi ölümümden saniyeler önce 'ne düşünebileceğim', 'nasıl davranacağım' üzerine kafa yordum bugün. Yalnız olmayı mı, yoksa yanımda birilerinin bulunmasını mı isterdim o anda?
Sanırım her ikisi de paradoks. Sanki ölürken ‘yakarmaktan’ çok, 'teskin edici' davranacakmışım gibi geliyor. Yalnızken kendimi teskin etmem daha kolay görünüyor, ama birilerinin 'yok oluşunuza' şahitlik etmesini de istersiniz.

20 Mayıs

    Kanaat'kâr' insan yoktur. Kanaatten 'kâr' edeceğini düşünüp kanaat'kâr' görünen insan vardır ancak.

1 Haziran

    Aşk... Biraz daha aşk...

6 Haziran

    Korku bütün şeylerin babasıdır. Çünkü ancak ve ancak korkuyla anlayabiliriz dışımızdaki şeylerin önemini. Kafasına silah dayanmış birinden başka kim daha iyi algılayabilir ‘diğerinin’ gücünü.
    Sahip olduğumuz sevgilere bile bu kaçınılmaz yasa hâkimdir. Bizi bir insanı sevmeye devam etmeye zorlayan şey, sevdiğimiz insanı kaybetme korkusundan başka bir şey değildir. Annenin yokluğu, ancak çocuğun -varlığının bilincine vardığı ilk anlardan beri gelişen- ‘tarihi’ korkusunun ışığında anlamını bulur. Çocuk, kaybetme korkusuyla daha çok sever annesini. Her korkunun kadim bir geçmişi vardır.
    Bu, ‘aşk’ta da böyledir. Gençken savurganlığı yüzünden sevdiği kadının hakkını veremeyen bir adamın, yaşlılığında o kadına tutkuyla sarılmasının nedeni, onu kaybetmekten gerçek anlamda korkmaya başlamasıdır.
    Şu da bir gerçektir: Korku güven duygusu olmaksızın hiçbir işe yaramaz. En çok güvendiğimiz insanların ruhumuzun derinliklerindeki en büyük korkuların kaynağı olmasının ardında bu ‘diyalektik bilinç’ yatar.
    ‘Korku’ ve ‘güven’ birbiriyle çatışarak ve birbirini tamamlayarak yaşam alanı bulur. Korkularıyla yüzleşebilmek kendine en çok güvenen insanların işidir. Ve en çok korkan insanlar kendine en çok güvenen insanlardır.

9 Haziran

    Sekiz yıl önce yazdığım yazıları okudum az önce. Kimisi günlük niyetine yazılmış, kimisi de mektup… İtiraf etmeliyim ki utandım, yüzüm kızardı. Tam bir hayal kırıklığı...
    Bu kadar kötü mü yazıyordun sen? Kötü yazıyormuşsun, buna şüphe yok. Ama herhalde o satırlarda dile getirdiğin duygulardan da utanıyorsun. İnsanoğlu hep daha sonra utanacağı duyguları mı yaşıyor yoksa?
    Peki ya şimdi yazdıkların? Onlardan da sekiz yıl sonra utanacak mısın?


19 Haziran

    Günbatımı... Zaman denen şu illet iyi ki ‘ilerleyen’ bir şey. Biz sürekli hareket ederken o yerinde sayan bir şey olsaydı herhalde iflas ederdi zihinlerimiz.

22 Haziran

    Başlangıçlar hep korkutur.

29 Haziran

    Bir şeyi özlemek, onu unutma korkusudur belki de. Güzel olan şeyleri özleriz, tarihin sıra düzeninde yerini almış ve tozlu raflara kaldırılmış anılar, kişiler unutulmaya aday olmuşlardır artık. Ama biz onları unutmamak için direniriz.
    İnsan neden kendisinden uzaklaşan ya da kendisinin isteyerek uzaklaştığı birini özlemez? Çünkü o kişiyi unutmaktan korkmuyor, tam tersine onu unutmak istiyordur. Unutmak zorundadır çünkü. Hayattaki her şeyin hep bir ‘zorunluluk’ ile ilişkisi vardır. Sevmek, nefret etmek, özlemek, kavuşmak, yaşamak, ölmek hepsi birer zorunluluğun ürünüdürler.

6 Temmuz

    Daha çok acı çeken daha üstündür. Acının belirleyici olduğu bütün yaşam ortamlarının (hapishane, uzun seferlere çıkan gemiler, askeriye) ve bizâtîhî hayatın kendisinin sarsılmaz ilkesidir bu. Daha önce orada olan, orada daha eski olan daha çok acı çekmiştir ve üstün (kıdemli) olan odur.
    Buradan yola çıkarak yaşlılara neden saygı duyulduğu sorusunun yanıtını bile bulabilirsin. Daha çok yaşayan daha çok görmüştür, yani daha çok acı çekmiştir. Hürmet, gençlerin yaşlılara toleransıdır öyleyse.

10 Temmuz

    Bu kargaşa içinde, bu kirli duygu, düşünce ve bilgi bombardımanı içinde sen nasıl bir fark yaratabilirsin ki? Bunu gerçekten yapabilecek yeteneğe sahip olsan bile…
    Artık insanı kendi benliğiyle buluşturan araçlara gereksinim duyulmuyor. Onların yerini yapay araçlar aldı çünkü. Teknoloji, eğer onun nimetlerini sağlıklı değerlendiremeyecek kadar çiğsen tüketir seni. Ve 'çoğunluk' çiğ... Bu, tarihin her döneminde böyleymiş.
'Üretim ilişkileri', yerini 'tüketim ilişkileri'ne bıraktı sanki. Tüketim, üretime hizmet eden bir araç olmaktan çıkarsa kendi başına bir kutsala dönüşür ve giderek insanı tüketmeye başlar. Bugünün insanı tüketimle tükeniyor.
    Tüketimin ayırt edici dinamiği 'hız'dır. Üretim zaman alır, tüketim ise çabuk yapıp edilebilen bir şeydir. Yıllar boyunca emekle yaptığın bir evi birkaç saat içinde yıkmak ya da uzun uğraşlar sonucunda bitirdiğin bir romanın tek kopyasını yakmak gibi...
    Öyleyse tüketim ilişkilerinin belirlediği bir hayatı 'hız' olgusundan başka bir şey yönetemez. Popüler kültür, kısa yoldan şöhrete kavuşma, yeni çıkan cep telefonlarının sürekli tüketilmesinin ardında hep aynı sarsılmaz dinamiğin izlerini görüyoruz: “Hız.”
Başarının hızla ölçüldüğü bir çağda kalıcı olmaya uğraşmak 'başarı'ya daha ilk anda sırt çevirmek değil midir?

19 Temmuz

    ‘A Saucerful of Secrets’ı dinliyorum. Ne karanlık bir gece... Dün bir arkadaşımla oturup sohbet ettik. Yurtdışındaki günlerimizi, belleği, zamanı, hayatı, sanatı ve aşkı konuştuk. ‘Orayı’ özlüyormuş, mekânı özlüyormuş, insanları, her şeyi... Ona; özlem duygusunun mekânla değil, zamanla ilgili olduğunu söyledim.
    Öyle ya, şimdi gitsem ‘oraya’, az da olsa bir şeyler değişmiştir. Kimi şeyler ‘tanıdık’, kimi şeylerse ‘yabancı’ gelir. Zamanın değiştirmedikleri değildir ama ‘tanıdık’ olan, tam aksine zamanın değiştirdikleridir. Ve biz sadece değişen ‘eski tanıdığı’ ararız, bir kez daha gittiğimiz bütün eski mekânlarda. Bize ‘yabancı’ gelenler ise zamana direnmiş olanlardır. Çünkü biz onları eski halleriyle değil, yeni halleriyle görmeyi hazırlamışızdır kendimizi.
    “Ah zaman…”, demiştim bir yerde, devamını hatırlamıyorum.

11 Ağustos

    Zaman eritiyor beni. Bir paçavraya çeviriyor. Sanki yalnızca biriktirip anımsamak için yaşıyormuşum gibi. Ve yazıyorum ki, sonradan kolay hatırlayabileyim.

29 Ağustos

    Zaman… Yine zaman... İnsanların ‘boş kalmaktan’ nefret etmesinin tek nedeni, yapacak bir şey yokken (boşken) sürekli düşünme halinde olacaklarını bilmeleri ve bundan ürkmeleridir.
    İnsanı, sürekli (ve salt) düşünceden daha fazla korkutan bir şey olamaz. Kalabalık bir caddede başkaları önünüzden geçerken sizin gidecek bir yeriniz ve yapacak bir işiniz olmadığı için insanları izlemenizden daha kolay değildir bu. Hareket edeni izlemek, durağan olan için ölümcül bir derttir. ‘Hareket’ size zamanın akmakta olduğunu gösteren en somut işarettir çünkü. Sizse o akışın içinde öylece durmak zorunda kalarak zamana isteksizce direniyorsunuzdur. Zamana direnmekse insanı çıldırtır.
    ‘Düşünce’, ‘hareketi’ doğuran biricik dinamik olsa da ondan çok daha önemsizdir aslında. Hareketle nihayete ermeyen düşünce yalnızca acı verir.
    Yaşlı insanların acı çekmelerinin en önemli nedeni de ‘devinime’ eskisi gibi ayak uyduramıyor olmalarıdır. Bir gencin gözlerine bakan yaşlı bir adamın gözlerinde ‘harekete’ gıpta eden, hevesli ama çaresiz bir ruhun buruk ışıltısıdır, görüp görebileceğimiz.

7 Ekim

    Kader, ancak onu zorlamaktan vazgeçtiğin anda döner sana yüzünü ve gülümser. Ama işte bu vazgeçiş anına kadar tutkuyla sınırlara dayanmalı ve kapıyı çalmalısındır fırsat buldukça. Şiddetli bir tutkunun sonu dingin bir kayıtsızlıktır ve insan ancak işte bu dingin kayıtsızlık anlarında ulaşır emeline.

24 Kasım

    Hayatta her şey bir fayda elde etmeye yöneliktir. İnsan sürekli, bilinçli ya da farkında olmaksızın bir faydanın peşinde koşar. Üretmek bir faydadır. Eğer insan iyi ya da kötü ille de bir şeyler üretmek için yaşıyorsa bir faydanın peşinde koşmaktan başka bir şey yapmıyor demektir.
    En karşılıksız sevgi gibi görünen anne sevgisi dahi masum yüzünün ardında bir ego tatminini barındırır. Annelik egosudur bu. Anne sevgisini daimî, değişmez kılan şey de bu egonun aslında tatminsiz bir yaradılışa sahip olmasıdır.
    Sevgilerin bitmesinin, aşklarının son bulmasının nedeni ise faydanın sona ermesidir. Âşık bir gün ansızın, sevdiğinde yıllardır bir şey arayıp da, aradığı o şeyi bulamadığını sezerse aşk biter. Anlık bir şeydir bu. Ve gizemlidir. Sebepsiz gibi görünür. ‘Terk edeni’ en çok sıkan şey de budur: Gerekçesizlik. Terk edilen, terk edene sürekli gerekçe sorar, ama bunun cevabını ‘terk eden’ de bilmiyordur. Bilinç, fayda arayışını hep bastırmıştır. Bu yüzden bir gün o arayış bittiğinde bitişin sebebini de bulamayacaktır.
    Bütün bunları tespit etmiş olmanın sana ne faydası var?
    Neden yazıyorsun? Çünkü yazmak da, ‘bir faydayı’ aramaktır.

27 Aralık

    Romanda geçmiş zaman kullanmak kalemi sıkan, onun özgürlüğünü kısıtlayan bir şey. Aslında hep şimdiki zamanda yazmalı... Yazmalı ki, kahraman da öykünün sonunu bilmesin, öyküyle beraber aksın. Onun için de sürpriz olsun her şey.

16 Ocak

    Ölüm düşüncesi... Zihnimde öylece asılı kalmış geri dönüşsüz bir çengel gibi... Hiç kurtulamıyorsun, bir süreliğine unutuyorsun yalnızca. Yaşamak ölümü unutmak değil midir zaten?
    Ölümü tam da yaşamın en zor anlarında unutmak, hayata, hayatın en zor olduğu koşullarda sımsıkı tutunmak ne anlamlı bir gerçektir. Zorluk hayatın ne kadar değerli olduğunu gösterir bize, nedensiz moral bozukluklarını ortadan kaldırır.

8 Şubat

    Bazen içimi öyle ısıtıyor ki şu zaman. Bakireliğine sığındığın masum bir beden gibi... Oysa zaman, bekareti bozulmamış bir fahişedir ancak. Bütün yasalarını kendisinin belirlediği kötücül bir oyun oynar bize sürekli. Sonu olmayan bir şelaleden düşmektir zamanı izlemek. Böylece bitiririz bir ömrü.

17 Mart

    Ey hayat! Ey vahşi hayat! Sen misin damarlarımda hissettiğim?

4 Nisan 2005

• Yazarın diğer yazıları...

Madame Bovary’ye âşık olan taksi şoförü
Sırtüstü yatan ölü askerler
Hutbesinde Freud'dan bahseden imam - 2
Hutbesinde Freud'dan bahseden imam
Çuvaldızla intihar
Mucizenin ucundaki gerçek
Zaman tüneli
Düşler, Anılar ve 'Uykuda Çocuk Ölümleri'
Korku
Şiddet ve bıyıklar
Akıl çelen masallar
Modern büyünün gölgesinde
Uzmanlığın ihaneti
Dil kompleksi
'Öteki'lerin iktidarı
Talihsiz yangın yeri, kirli şömine
Dil idealizmi ve diyalektik cambazlık
İğdiş edilmiş estetik ve 'Zaafiyet Teorisi'
Suç labirenti
Post-modern polisiye ve Okültizm
Seri, zirve, cinayet, ölüm
Bir şeytan, bir gölge, bir insan
Sadakatsizler ve kahramanlar
Yazının İktidarı
Deliler ve "Hypochondriac"lar
Ayın karanlık yüzü
Krallar ve köleler
İhanet
Dünya erkeklerini kullanma günü
İktidar
İntihar eden gençliğe hitabe

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

Bir adam köprü kurar, bin adam geçer. - Özbek Atasözü

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby